Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Uyum mu, Uyumsuzluk mu?

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA yazıları

Viyana'da yaşayan bir müslüman din adamı, doktora tezini yazıyor. Konu: Avusturya'da İslam Öğretimi. Mouhanad Khorchide, 37 yaşında, Viyana Üniversitesi'nin Teoloji Bölümü'nde asistanlık da yapmış. Tez, geçtiğimiz haftalarda kısmen yayımlandı ve büyük tepkilere yol açtı. Khorchide, tezini hazırlarken, o dönem mevcut olan 330 İslam Dini Öğretmeni'ne bir anket gönderiyor, 220'sinden yanıt alıyor. Araştırmacılar, anketi yanıtlayanların sayısının, çalışmanın saygınlığını sağladığını belirtiyorlar. Tepkilerin nedeni ne? Ankette bazı sorular var, yanıtların bir bölümü Avusturya kamuoyunu şaşırtıyor (!) ve de öfkelendiriyor.

Soru: Demokrasiyi, İslamla uyuşmadığı için reddediyor musunuz?

Evet. Yüzde 21.9

Soru: İnsan Hakları Bildirgesi'ni, İslamla uyuşmadığı için reddediyor musunuz?

Evet. Yüzde 27.1

Soru: Dinden ayrılan müslümanların ölümle cezalandırılmalarını onaylıyor musunuz?

Evet. Yüzde 18.2

Soru: Müslümanlıkla Avrupalılık arasında bir çelişki görüyor musunuz?

Evet. Yüzde 28.4

Nasıl, evet'lerin yüzdelerine şaşırmadınız, değil mi? Hatta bu yüzdeleri ılımlı bile bulmuş olabilirsiniz. Ancak iyi niyetli, uyum (gocmenlerin Avusturya toplumuna integrasyonu) yanlısı Avusturyalılar, 'evet' yanıtlarını görmeyi hiç beklemedikleri için çok şaşkınlar, sizler gibi düşünmüyor, anketi gizlemeye, aşırı sağcıların -kötüye- kullanımından saklamaya ve liberalleri üzmemeye gayret ediyorlar. Khorchide'nin doktora tezi, kitap olarak yayımlanacak. Şu anda National Bibliothek'te, bir rafta duruyor. Çalışmasının basında kısmen yer almasından sonra da Khorchide, basınla ilişkilerini kısıtlamış. Soruları yanıtlamıyor.

İslam Dini'yle Avusturya ilişkisine kısa bir tarihçe: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 1912 yılında Bosna'yı İmparatorluk sınırlarına dahil edince, İslam Dini, 'resmen' tanınıyor, eğitimi de, genel eğitim programına katılıyor. 1979 yılından bu yana ise, "Avusturya'da İslam İnanç Birliği" adıyla çevirebileceğimiz Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich, bir kamu kuruluşu ve parasını Avusturya devletinden alıyor, görevleri arasında okullardaki din dersleri için İslam Dini öğretmenlerini yetiştirmek de var. IGGIÖ'nün başkanı bir Suriyeli (Neden ülkedeki en büyük müslüman topluluğunu Türkler oluşturduğu halde Türk değil, az sonra!), Anas Schakfeh, tüm bu gelişmelerden sorumlu kişi, ancak öğretmenlerin biraz daha cesur olmalarını önermekten başka elinden bir şey gelmediğini anlatmaya çalışıyor. Buradaki cesaret kavramına de birazdan odaklanacağız!

Şu anda Avusturya'da 394 İslam Dini Öğretmeni var, bunlar yaklaşık 50 bin öğrenciye dinlerini öğretiyorlar. Avusturya yasalarına göre, eğitim, yurttaşlık kavramına aykırı olamaz. Anket'in sonuçları, bu kavrama ters düşüyor. Öğretmenler, nasıl olur da demokrasiyi, insan haklarını reddedebiliyorlar, dinden ayrılanların öldürülmesini onaylayabiliyorlar, Avrupalı olmayı İslamla bağdaştıramıyorlar? Bu konu, Schakfeh'in başını önümüzdeki aylarda ağrıtacak. Ayrıca din öğretmenlerinin (hocası mı desek?) büyük bir bölümü Almanca bilmiyor, pedagoji eğitimi de almamış. Alaylı yani. Sapına kadar hoca bir yerde. Tümü Türkiye'den gelmiyor, Mısırlısı, Lübnanlısı, Suriyelisi de var, 'hoca'ların.

Şimdi, başlıktaki Uyum-Uyumsuzluk, İntegrasyon-Dezintegrasyon çelişkisine gelelim. Avusturya'da bulunan yabancı kökenlilerin ülke yapısına genel olarak uyumlu bir hale gelmeleri için yürütülen çabalara İntegrasyon adı veriliyor, bildiğiniz gibi. Hep ve her konuda olageldiği gibi de, bu çalışmaların ilk örnekleri de önce Almanya'da üretiliyor, sonra öteki Avrupa ülkelerine taşınıyor. Hıristiyan kökenli göçmenlerin uyumunda çok önemli bir sorunla genellikle karşılaşılmıyor (köyden gelenlerin kente uyumları belki biraz sıkıntı yaratıyor ama genel olarak geldikleri ülkenin kimliklerinden aşırı bir hızla sıyrılmaya ve örneğin Avusturyalı olmaya pek meraklı bu göçmenler) ve de asıl sorun, müslüman göçmenlerde yaşanıyor, bunların da ezici çoğunluğunu Türkiye'den gelenler oluşturuyor. Avusturya'da, Almanya'da İntegrasyon dendiğinde, ilk olarak akla, Türklerin, müslümanların bu toplumlara uyumu kastediliyor.

Uyum çabalarını yürütenlerin büyük bir bölümü iyi niyetli olsalar da, hazırlanmış olan programlar, bu insanların niyetleriyle paralel yürümüyor. Türkler'in uyumu denince örneğin, Avusturyalılar'ın akıllarına ilk olarak döner (Bildiğimiz döner, kıyma ve et parçalarının bir şişe dikey olarak sarılıp gaz -nadir olarak kömür- yakılması ile ızgara edilmesi suretiyle hazırlanan yemek), saz (Bildiğimiz, ağaçtan oyularak yapılan, üç tellisinden 12 tellisine kadar örnekleri bulunan çalgı), ve halay (Bildiğimiz, kolların yandaki dansçının omuzlarına konularak ya da el ele tutuşarak davul-zorna eşliğinde uygulandığı ve yapılan hataların pek de farkedilmediği, dahası önemsenmediği, hoş görüldüğü folklorik etkinlik) geliyor, bunların sıkça görüldüğü toplantıların çokluğu, uyum çabalarının sayısı olarak değerlendiriliyor. Fazıl Say, Nazım Hikmet, Yunus Emre, Yeniçeriler (Evet, bildiğimiz yeniçeriler, devşirme kapıkulları) derseniz, bunları kendi malları gibi izlerler, Avrupa'daki Türkiye göçmenlerinin büyük çoğunluğunun -yüzde 95?- bu isimlerle bir ilgisi yoktur.

Hepsi bu değil. Camiler, cami dernekleri destekleniyor. Belki dolaysız, İslam İnanç Birliği'nde olduğu gibi hesaplarına para aktarılmıyor bu derneklerin ama, kurulmaları, çokça olmaları, her bir cemaatin ayrı bir camisinin bulunmasına özel itina gösterilmesi teşvik ediliyor Avusturya devleti tarafından. Bu arada, Türk devletine de haksızlık yapmayalım, onlar da Avusturya devletinin bu çabalarına gönülden katılıyorlar. Siyasal gericiliğe oy deposu. Teşvik: Cami derneği bir daire kiralar, burayı cami, yani aslında mescit yapar, çevresinde hemen bakkal -market?-, turizm acentası, berber dükkanı, lokanta, kahvehane, akla geldik gelmedik para getirecek ne kadar ticari faaliyet varsa, tümünü yürütmeye başlar, vergi de vermez dernek olduğu için, ve de yakınlardaki bütün bu işleri yapan işyerlerinin batması pahasına desteklenir. Nasıl, vergi vermez deyince heyecanlandınız değil mi, lütfen yanlış anlamayın, cami dernekleri dışındaki tüm ticari etkinliklerden (Uluslararası şirketlerin yürüttükleri hariç) en acımasız vergilerin tahsilinde en küçük bir aksama yoktur oysaki.

Artık Schakfeh'e gelebiliriz, Avusturya İslam İnanç Birliği Başkanı'na. Bu kişinin en büyük görevi, müslümanların bir araya gelmelerini önlemektir, bu görev için, 'Eğer kurumun başına onu seçmezseniz Birlik'e para da yok,' denilerek desteklenmiştir, elinden geleni yapmaktadır. Bol cami (Avusturya'da 76 adet, 53'ü Viyana'da) bol cemaat, ayrışmış bir topluluk, küçük bir ülke olan Avusturya'nın kendini koruma refleksi bağlamında değerlendirilebilir. Hoş olan, cemaatleri oluşturan bireylerin -birey?- de bu politikayı canla başla savunmalarıdır. Hiç hoş değil, aslında trajik olan, şimdi, integrasyonun neden dezintegrasyon, uyumun uyumsuzluk olarak uygulandığının, özellikle Türkiye kökenli Müslüman göçmenlerin toplumdan ayrı bir yerde (döner-saz-halay) tutulup bekletildiklerinin nedenlerinin ortaya çıkmaya başlamış bulunmasıdır: Ekonomik kriz. İşler daralıp işsizlik artmaya başlayınca ilk kim geri gönderilecek? Türkler, müslümanlar. Bu politikayı, başından beri eleştirip duranlara -onlar kim diye sormayı gereksiz bulacaksınız- başlarını çevirip bakmayı bile yersiz sayan yığınlara selam olsun. Türkiye'ye gönderildiklerinde rızıkları nasılsa verilir, verilmezse de Papaz Malthus var, nüfus fazlasının nasıl eritilmesi gerektiğini o anlatır, emperyalizm de yardım eder bu 'anlatı'ya, yığınlar öğrenir, severek katılmayacaklarsa kanlı işlere. Barış isteyenlerin başlarını nasıl ezeceklerini öğrenmeye ihtiyaçları yok, bunu çok iyi biliyorlar zaten.

Schakfeh'in cesaretten söz etmesine şimdi dönebiliriz tüm bunları bilerek mi yaptığını, yoksa kullanıldığını mı açıklamakta takınacağı tutum, cesaretten ne anladığını gösterecek.

Avrupalılar, bir bölüm göçmeni, uyum diye diye nasıl toplumun kenarına, 'ilk geri gönderilecek' alana bilinçle ittilerse, bunu yaparken yere göğe sığdıramadıkları, bol sayıda kurdurdukları tapınakları nasıl övdülerse, şimdi aynı tapınakları ve 'hoca'larını kullanarak, 'A, bu olmadı, sen demokrasiyi, insan haklarını benimsemiyorsun, dininden ayrılanın öldürülmesini onaylıyorsun, Avrupalılıkla dinini bağdaştıramıyorsun,' diyerek, kendilerini gönüllü kullanıma açmış olanları yeriyorlar. Sermaye, günümüzde Batı, bunu hep yapıyor. Avusturya'dan söz ettik. Aslında, küçümsedikleri bir inanca sıkı sıkıya sarılan yönetimlere de bunun aynısını yapmıyorlar mı? Onları çok çok övüyorlar, sonra, kriz ve gerginlik koşullarında bu övgülerinin karşılığını başka bir şekilde, çok çok geri alacaklarını biliyorlar. Hata'ya yönlendir, sonra kullan. Gericiliği ve görüntülerini 'özgürlük' diyerek öv, sonra kendi iktidarın, sermayen için bu gericiliği hedef haline getir. Barış diyenleri ezmeyi de unutma!

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları