Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Totalitarizme Çeyrek Kala

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:20 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:20

Seçimlere iki ay kala siyasi partilerin açıkladıkları milletvekili aday listeleri, geleceğe ilişkin sınırlı –sınırlı, çünkü şu an bilemediğimiz, ve bir bölümüne yazının devamında değinmeye çalışacağımız bazı parametrelerin devreye girmesi halinde önemli değişiklikler gösterebilecek- bir tahmine olanak verebilir. Kime sorulsa, AKP'nin yüzde 45, 50, 55 oranında oy alacağını söylüyor. Yüzde 45'i veri alsak, bu listeyle rejim değişikliği, Anayasa'nın Başkanlık Anayasası olarak değiştirilmesi sorunsuz hatta referanduma gerek bile kalmadan yapılabilecek gibi görünüyor. Böylelikle rejim değişikliği konsolide olmuş olacak, özetle, artık oturmuş hale gelecek. AKP'nin listesi, Başkanlık Sistemi'ne geçişi gözü kapalı onaylayacak bir görüntü sunuyor. Öyle ki, bu listede artık liberalmiş izlenimi verebilecek adaylara bile gerek duyulmamış. AKP, neyse o olduğunu gösterme rahatlığında. Artık, koalisyon görüntüsü vermeye ihtiyacı olmadığını, yaşamın tüm alanlarını denetlemeye açıkça başlayabileceğini düşünüyor.

Kamuoyu araştırmacıları, televizyon kanallarında –ki bazıları tahminlerinin bugüne kadar tutmuş olmasının getirdiği güvenle- AKP'ye en kötümseri yüzde 45 olmak üzere, yüzde 55'e kadar uzanan krediler sunuyorlar. AKP de bu tahminlerden aldığı güvenle, gerçek kadrolarından oluşan listesini hazırlıyor. AKP listesi, kadro listesi. Öyle bir kadro ki, rejimin değiştirilmesi sürecine son rötuşları koyacak ve işi bitirecek.

2007 seçimlerinden iki ay önce, bir çok kamuoyu araştırmacısı, AKP'ye yüzde 29-31 arası bir pay biçiyor, sadece bir tanesi, yüzde 46'yı işaret ediyordu, o bir tanenin dediği oldu. Bu, nasıl gerçekleşti?

Bir kere, dönemin Genel Kurmay Başkanı'nın kendisinin yazdığını söylediği bir yazının sanal ortama sunulması, hiç getirmediyse 10 puan getirdi AKP'ye. Sonra da, seçim uzmanlarının üstü kapalı değindikleri transatlantik bilgisayar desteği devreye girdi: yüzde 7, eşittir yüzde 47. O bir tahminci, bu rakama, ilgili birçok kişinin itirazlarına karşın, gelmişti.

Şimdi, seçimlere iki ay kala, askerler gene 'kıpraşmaya' başladı. Ufak ufak açıklamalar boy gösteriyor. Seçimlere kadar bu 'kıpraşma'ların artabileceği düşünülebilir, ancak 2007'deki sonucu verebileceği bu kez kuşkulu gibi. Bir kere, artık ülkede aklı başında hiçbir kimsenin askerin iktidara gerçek anlamda karşı olabileceği gibi bir olasılığı düşünmediği kesin. İkincisi, askerin, iktidara açıkça destek vermek anlamına gelecek bu tür bildirileri yayınlamasına karşı tepkiler bizzat kendi etki alanı içinden, yoğunlaşmaya başladı. Dolayısıyla, bu bağlamda tarih 'tekerrür' etmeyebilir.

Transatlantik bilgisayar desteği 'iddiası' ise, 12 Eylül Referandumu'nda bile, son günde ve iktidar tarafından beklenilmediği bir sırada gelmişti, bu seçimlerde –eğer Atlantik ötesi, bu iktidara tüm zamanlar için destek verme konusunda 'devlet yemini' etmediyse- yüzde yüz garanti olmayabilir. O zaman, yüzde 30'lar gibi bir düzeyde kalabilecek bir AKP'nin, rejimi konsolide etme girişimi biraz tehlikeye girebilir. Girebilir diyoruz, çünkü CHP'nin ya da MHP'nin, ya da ikisinin birden, bu gidişi temelinden değiştirmek gibi bir tutkuları olmadığı açık. Atlantik Ötesi'ne, Amerika Birleşik Devletleri'ne güvence verme konusunda CHP'nin, hele hele MHP'nin hiç de AKP'den geri kalmadıklarını bilmeyen kalmadı. ABD Yönetimi, kendisine olanak sunanların çokluğundan başı dönmüş bir durumda, görülüyor, böylelikle de, özellikle ezilen, sömürülen, baskı altında tutulanlara yarayacak özgürlük, eşitlik, adalet ortamının sağlanması için mücadele, sadece ve sadece ezilenlerin, sömürülenlerin, baskı altında tutulanların işi haline geliyor.

Seçimler ne sonuç verirse versin, bir sonucu üretmeyecek: seçimlerden sonra daha özgür, daha eşit, daha adil bir yapı gündeme gelmeyecek. Tam tersi oluşacak, kapitalizmin krizi de oligarşinin böylesi baskıcı bir yapıya olan ihtiyacını pekiştirecek. AKP'nin beklentisi gerçekleşirse, totaliter bir yapının 'getiri'lerini, üniversite giriş sınavlarının durumu ortada, sadece yandaş olan öğrencilerin üniversitelere girebileceği bir süreci yaşayacağız demektir.

Durum bu kadar olumsuzsa, klasik soruyla, ne yapmak gerekir?

Özgürlüklerin geliştirilmesini, eşitliğin sağlanmasını, adaletli bir yöne girilmesini, doğaları gereği, kim istiyorsa, onun desteklenmesi, ülkenin politik yaşamında güç kazanması için uğraşılması gerekir.

Kim bunlar? Kim, kimler özgürlüğü, eşitliği, adaleti bu kavramları düzenin sürmesi amacıyla istismar ederek, kendi ceplerini doldurmak için değil, sömürünün, baskının, gericiliğin, bağımlılığın ortadan kaldırılması için istiyorlar?

Yanıt, açık. Sosyalistlerden başka akla kim gelebilir?

Öyleyse, bu seçimin sosyalistlerin güç kazandığı ve ezilenlerin, sömürülenlerin, baskı altında tutulanların seslerinin güçlendiği bir seçim olmasını sağlama gibi bir görev var.

Sosyalistlerin dışındakilerin, oligarşik yapının sunduğu sömürü, bağımlılık ve gericilik süreciyle hiçbir çelişkileri yok sadece bu bağlamda iktidara gelmek istiyorlar. O zaman, ezilenlerin, sömürülenlerin, bağımlı gericiliğin baskısı altında tutulanların, kendi seslerini bulmalarına yardımcı olmaya çalışmak zorunlu.

Aksi halde, konsolide olmuş bir gericilikle mücadeleden tabii ki vazgeçilmez, ancak bu mücadeleyi kendi sesini giderek daha gür çıkararak sürdürmenin zorlukları artar, bunun da ilk önce ezilenlere, sömürülenlere, bağımlı gericiliğin baskısı altında tutulanlara zararı olur. Totaliter, yaşamın tüm alanlarını kontrol eden bir yapının, en küçük bir protesto gösterisine, iktidara gelişinden 30 yıl sonra bile 'tahammül' edemediğini unutmamakta yarar var.

Totaliter bir yapıda kültürel yaşam mı dediniz?

Kulaktan kulağa şiirler fısıldamak, ezberden yani...

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları