Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Toplumsal Cinnet Toplumsal Dayanışma

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58

Mersin'de bir araştırma yapılıyor, anket. Düzenleyen Ayzep Psikolojik Danışma Merkezi. Anket, Mersin'in dört ilçesinde sürdürülüyor ve her yerleşimde her kesimden 500'er olmak üzere 2000 kişiyi kapsıyor. Geçen hafta, Ayzep'ten Psikoterapist Ayla Ketre Mersin Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlenen bir toplantıyla soruşturmalarından elde ettikleri sonuçları açıkladı. Önce amaç: Son dönemde yaşanan cinayet, toplu cinayet olaylarının insanların-deneklerin psikolojilerine ve gündelik yaşamlarına etkilerini anlamak. Ketre'ye göre, cinnetin eşiğindeyiz.

Biraz açalım. Sorulardan biri: Canınızı, çevrenizin tehdidi altında görüyor musunuz?

Evet: Yüzde 73,6

Bir soru daha: Cinnetin eşiğinde olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Evet: Yüzde 74,35

"Bu veriler toplumsal cinnetin kapıda olduğunu göstermektedir. İnsanın doğuştan getirdiği hayatta kalma dürtüsü vardır ve bu dürtü şunu emreder: 'Hayatta kalmak için gerekirse öldür!' Ama bu ilkel dürtü gereksiz tehditlerle beslendiğinde insanlar kendilerini cinnetin eşiğinde görebilir veya çevresini tehdit olarak algılayıp olağanüstü şiddet içeren savunmalara girebilirler." Ayla Ketre'nin saptamaları, hızla okunup sonra unutulacak, 'bilgi bombardımanı' kapsamına sokulup bir kenara bırakılacak gibi değil.

Biraz daha devam edelim. 'Cinnet ve cinayetler, ekonomik sorunlardan mı kaynaklanmaktadır?' sorusuna her yüz kişiden 88'i 'evet' yanıtı veriyor, bu olayların psikolojilerini olumsuz etkileyip etkilemediği üzerine olan soru da, yüzde 97 oranında olumlu karşılık buluyor, yani, evet, psikolojiler olumsuz etkileniyor.

Ayla Ketre, açıklamalarının son bölümünde de, ekonomik kriz için hazırlanan önlem paketleri gibi, acilen bir 'Toplumsal Ruh Sağlığı İçin Önlem Paketi' hazırlanmasının zorunluluğunu vurguluyor, ekonomik sorunların ortadan kaldırılması için de mutlaka çaba harcanması gerektiğini ekleyerek.

Evet. Durum bu. Araştırma Mersin'de yapıldı diye bunu yöresel, bölgesel, ulusal bir sorun olarak görmeyelim. Gezegenin tümünde insanların ruh sağlıkları büyük tehdit altında, açıkça görülüyor. Kendine Yardım kitaplarını, kurslarını Asya dinlerinden, mezheplerinden, tarikatlarından umulan medeti bir takım 'guru'ların insanların kafalarını düzelteceğinin sanılmasını özellikle Batı'da, yüksek gelir düzeyindekilerle sosyal güvenlik kurumlarının desteğini alanların psikiyatrlara olan ilgisini sporun özellikle stres atmak amacıyla yapılmasını anlı şanlı hekimlerin dini inancı güçlü olanların ruhsal sıkıntılarını daha kolay aşabileceğini söylemelerini grup terapilerinin giderek yaygınlaşmaya başladığını cinnet geçirmeye yönelten asıl sorunu parçalara ayırıp her birine ayrı bir ilaç önerildiğini reklamların bile 'aman kendi içine dön' mantığıyla hazırlanmasının insanı yalnızlaştırmaya yaradığını hepimiz biliyoruz.

Her şey söyleniyor insanlara, bozuk olan kafalarını düzeltebilmeleri için, bir tek şey, hiç ama hiç bir şekilde söylenmiyor: Dayanışmanın zorunluluğu!

Bu denmiyor.

Tersine, hâlâ, inşaat işçisinden, hamaldan, çobandan, sıradan bir hatipten (hatip de olur, taşra avukatı da) milyarder çıkabileceği, bunların örnek alınması gerektiği kafalara işleniyor. İnşaat işçisi şarkıcı olup milyarlar kazanabilir, sen de bunu yapabilirsin Bir hamal, ülkenin en büyük holdinglerinden birini kurabilir, sen de bunu yapabilirsin bir çoban, sıradan bir hatip güce, milyarlara kavuşabilir, sen de bunu yapabilirsin deniyor.

Yapamazsın milyarder olamazsın, bir tek kendini kurtaramazsın! Dayanışmayla, ekonomik durumu seninkiyle aynı olanlarla birlikte davranarak durumunu iyileştirebilirsin, sınıf bilincine vararak cinnet geçirmekten kurtulabilirsin!

İyi, çok güzel söylüyorsun da, bunu nasıl yapacağım? Kimlerle, nasıl birlikte olacağım, dayanışma içine gireceğim? Bir sol gerekli değil mi bunun için? Solun durumu, bu dediklerinin gerçekleşebilmesine olanak veriyor mu?

Diyelim ki soruların çok haklı, böyle bir sol yok. Solun nasıl bu hale getirildiğini, tüm dünyada yıllardır nasıl her fırsatta baskı altına alındığını, öldürüldüğünü, işkenceden geçirildiğini, hapislere atıldığını, fişlendiğini, işsiz bırakıldığını, kenara itildiğini bilmek gerekiyor o zaman, o sola yardımcı olmak gerekiyor katıl, değiştir ve kur! Çünkü, soldan başkası sana yardımcı olamaz, cinnetten seni kurtaramaz. Sol, sana cennet vaat edemez, ama bu gezegende adam gibi, onurunla yaşayıp en azından temel gereksinmelerini nasıl karşılayabileceğinin yollarını açar. Katılırsın, değiştirirsin, kurarsın.

Bunun güvencesi ne?

Güvence yok. Şu var ama: yaşamını, insanlığa adayanların, tüm insanlığın durumunun iyileştirilmesi için feda edenlerin soyluluğu var. Bu soyluluğa saygı duymak, onu sevmek, yanlışları varsa da düzeltip iyiyi kurmaya yönelmekten, toplumsallıktan başka bir çözüm yok cinnetten kurtulabilmek için.

Güvence, şurada var: bağımlıların, gericilerin, piyasacıların kuyruğuna takılı kalmaya devam edersen, cinnet, daha çok cinnetler geçireceğin kesin.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları