Selim Yalçıner
'Takdir-i İlahi' ve Çürük Binalar
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26
Sonunda başarıldı ve bir toplumun oldukça büyük bir bölümü, teolojik yaklaşımların (dini ve ‘liberal’ görünümlü) etkisi altına sokuldu. Van ve Erciş’i yıkan depremin nedenleri, olağanüstü kötü niyetli bir göndermeyle, ‘takdir-i ilahi’ ve ‘nankörlük’ olarak, sosyal paylaşım ağlarında bile –öyle ya, genel olarak okumuşlar, aydınlanmadan nasiplerini almış oldukları düşünülenler bu ağlarda geziniyor- yaygın biçimde görülmeye başlandı. ‘Takdir-i ilahi’nin neden bazı binalarda en küçük bir çatlak bile yaratmazken, bazılarını un ufak ettiği, depremde canlarını yitiren bebeklerin hangi suçu işlediklerinden dolayı ‘cezalandırıldıkları’ ise ‘ilahi’ açıklamalarını bekliyor.
‘Takdir-i ilahi’, tanrı öyle uygun gördüğü için demek, ‘tanrı öyle uygun gördüğü için Van ve Erciş’te deprem oldu, tanrı öyle uygun gördüğü için nankörlük cezalandırıldı’ teolojik ifadesi, sosyal paylaşım ağlarında ve ‘hatta’ televizyon kanalllarıyla gazetelerde yer alıyor. Sonra da, ‘ne oldu böyle bize?’ diye soruluyor. Ne oldu bize de, böyle abuk subuk şeyler, ahlaksızca ifadeler inanılmaz bir yaygınlıkla düşünülüyor, yetmiyor, açıkça söyleniyor?
‘İnançların özgürce yaşanabilmesi’nin, demokratik bir hak olarak gösterilip, bir “Pasif Devrim” sürecine malzeme haline getirilmesinin sonuçlarını yaşıyoruz, şaşılacak bir şey yok. Varılan aşamada, toplumu dini temellere göre yeniden örgütlemek isteyenlere söylenecek pek bir şey bulunmuyor, onlar istediklerini adım adım gerçekleştiriyorlar. Onların dünyaları bu, bu dünyayı yaşama geçiriyorlar. Liberalizm adına bu gericiliği destekleyenler -...ki onlar, ne yaptıklarını biliyorlar, gene de yapmaya devam ediyorlardı- ise şimdi ‘yapıt’larının karşısında hayran hayran duruyor, sosyal paylaşım ağlarındaki aşağılık zırvaları büyük bir memnuniyetle izliyor olmalılar.
Van ve Erciş’te deprem oldu. Deprem bölgesi olan her yerde olabileceği gibi, yer sarsıldı. Bazı binalar yıkıldı, bazıları ise en küçük bir hasar bile görmedi. Neden? Çünkü o çöken binalar, burjuva politikası eşittir en kısa zamanda en çok kar denklemi gereğince inşa edilmişti, en yüksek karı amaçlayanlarca yapılmıştı. Yıkılmayan binaların burjuvalar tarafından yapılmadığını söylemiyoruz elbette, ama kalıcılık, yurdunu benimsemek, ürettiği yeri vatanı bilmek ve yaptıklarını çocuklarına, torunlarına bırakmayı düşünmek, burjuva politikalarının vardığı son ve oldukça ‘liberal’ aşamada artık iyice ‘out’. Bir politikacıyı, gelecekte yapacağı çürük ve bol kar getirecek inşaatları düşünerek destekleyen burjuva, artık tırnak içinde ifade edilmeyi hak etmiyor, iki kelimeyi bir araya getirememesi hatta, bu biyolojik yaratığın övünç kaynağı olabiliyor. Hadi o burjuva övünsün çürük bina yaparak çok para kazanmasıyla, onu yere göğe sığdıramayan, teolojik –siz gerici anlayın- sıkıntılarını ifade etmesini, giderek totaliter bir yapıyı göz göre göre kurmasını özgürlüğün gereği olarak yorumlayan akademik ünvan sahibi ‘liberal’ şimdi nasıl açıklayacak yıllardır kafamıza kaktığı işleri, yazdığı yazıları, yaptığı konuşmaları?
Altında insanların kaldığı çürük binaları yapan, yapılmasına izin veren göz yumanların gericiliğini, şovenliğini öve öve bitiremeyen ‘liberal’in, şimdi sosyal paylaşım ağlarını kaplayan “takdir-i ilahi’ ve ‘nankörlük’ saçmalıklarına karşı söyleyeceği tek sözü yok. Toplumu bu hale getirirsen, görece en ‘okumuş’ları bile bu saçmalıkları söyleyecek cehalet düzeyine büyük bir sevinçle çekersen, eser’inle iftihar edebilirsin, ancak yaptıklarının sonuçlarını eleştiremezsin. “Pasif Devrim” sürecini –iktidarı bir daha asla bırakmama niyetiyle- sürdüren, senin kendini ‘liberal’ olarak adlandırmanı hoş görebilir, ama ‘sahicikten’ liberal olmana izin vermez.
Van ve Erciş’te, çürük binalar yıkıldı. Nokta. Can kayıplarından, bu binaları yapanlar ve yapılmasına izin verenler, göz yumanlar sorumlu. Takdir’i ilahi falan yok ortada. ‘Takdir-i ilahi’yi, bir de, ilkinden çok daha büyük bir ahlaksızlıkla, ülkenin en büyük sorunlarından biriyle ilişkilendirmek, olacak iş değil. O zaman, ülkenin bir başka yerinde meydana gelebilecek bir başka ‘takdir-i ilahi’ de öyle açıklanır ki, teolojik duygu ve ‘düşünce’ ortamını kullandığı 150 sözcüğe sığdırabilenler, şaşırır kalırlar. Onları yere göğe sığdıramayan ‘liberal’ler de.
Deprem, deprem olabilecek her yerde olabilir. Bazı binalar yıkılmaz, bazıları yıkılır. Yıkılan çürük binaları yapanlar ve yaptıranlar, insanların bu potansiyel mezarlarda yaşamalarına göz yumanlar, olanlardan sorumludur. Bu işin ‘takdir’i, ‘ilahi’si falan yok. Para, çok para, daha çok para kazanmaya kurgulu bu süreç durdurulup sömürüyü ortadan kaldıran, özgürlüğü, eşitliği ve adaleti getiren bir sürece geçilmedikçe daha çok ‘takdir’i ilahi’ ile karşılaşılır.