Selim Yalçıner
Söylem Dayatma, Söylem Kabullenme Seçimler Faşizm
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA Yazıları
Yaşamımız, söylem dayatmalar'la da sürüyor denebilir. Her alanda, her konuda, her biçimde, dayatılan söylemlerle yaşıyoruz. Bunu, bir ürünün satışı için hazırlanan söylemlerle sınırlı kılabilsek, örneğin, rahatlayabiliriz belki. Ama öyle olmuyor, bir ürünü satın almamız için değişimin parçası olmamız, bir kredi kartından edinmemiz için an'ı yaşamamız, bir cep telefonu hattından konuşmamız için hayatı paylaşmamız örneğin, yetmiyor. Hep daha fazlası isteniyor bizden. Hep bir söylemlerin içinde olmamız, hep onları duymamız, yinelememiz isteniyor. Üç beş sözcük, üç beş sözcük ama, sürekli onları yaşamamız zorunlu. Nereye kadar zorunlu? Kendi taleplerimizi dile getireceğimiz yere kadar. Kendi bireysel ya da çevresel, sınıfsal sorunlarımızı dile getirmeyelim, bunu yapmamak, yapamamak için de söylemlerin kısıtına mahkum olalım.
Örnek verelim isterseniz. Avusturya'da seçim mi var, Avrupa Parlamentosu Seçimleri, Haziran'ın 7'sinde, o halde söylem, Türkiye AB'ye girsin mi girmesin mi. Yanıt: Girmesin tabii. Yeşiller ve komünistler hariç. Avusturya siyasi partileri, yeşiller ve komünistler dışındakiler, Türkiye'nin AB'ye nasıl ve ne şekilde girmemesi gerektiğini uzun uzun, iç bunaltıcı bir biçimde anlatıyorlar. Kendilerine oy verilirse, Türkiye'nin AB'ye girmesine nasıl engel olacaklarını, bol ayrıntıyla, sıralıyorlar. Onları seçin, Türkiye AB'ye girmesin. Ekonomik Kriz? İşsizlik? Sağlık hizmetlerinin giderek daraltılması? Bakıma muhtaçların durumu? Antiterör yasalarının özgürlüklere getirdiği kısıtlar? Sağa sola gönderilen askeri birliklerin geri çekilip çekilmeyeceği? Giderek artış gösteren Neo-Nazi saldırılar?
Bu sorular önemli değil, önemli olan Türkiye'nin AB'ye girmemesi. Girmesin de, bunun yukarıda sıraladığımız ve daha da artırılabilecek olan sorulara, sorunlara yararı ne? Türkiye AB üyesi olursa zaten bu, çıkmaz ayın son perşembesinden önce gerçekleşmez, çok uzak bir gelecekten söz ediyoruz yani, o zamana kadar AB'nın kalıp kalmayacağı da ayrı bir soru, bir yana koyalım, Avusturya'nın şu an yaşamakta olduğu sorunları nasıl çözüme kavuşacak?
Çok soru sorma. Söylemleri kabullen. Peki.
Öyle de yapıyorlar seçmenlerin büyük çoğunluğu. Dayatılan söylemleri kabulleniyorlar, hem de büyük bir arzuyla.
Avusturyalı seçmenlerin büyük çoğunluğu, en önemli sorununu, Avusturya'da bulunan Türkiye kökenlilerin tutumuna, uyumuna, uyumsuzluğuna odaklamış durumda. Esmer de olsanız, kamuya açık bir yerde İngilizce, Amerikanca konuşursanız saygı görüyorsunuz, Türkçe konuşursanız, en nazik, sinirliliğin en kontrol altına alınmaya çalışıldığı bir ses tonuyla, "Afedersiniz, hangi dili konuşuyorsunuz?" sorusuyla karşılaşıyorsunuz, bu soru tabii ki, "Konuştuğunuz dilin Türkçe olduğunu biliyorum, ama bu dilde konuşarak beni rahatsız ediyorsunuz, konuşmasanız ya da alçak sesle, benim duyamayacağım bir biçimde kendi aranızda anlaşsanız olmaz mı?" şeklinde de düzenlenebilir.
Avusturya'da böyle bir soruyla karşılaştığınızda, doğallıkla, "Türkçe," yanıtını verirsiniz -o kişiyle uzun politik tartışmalara giremeyeceğiniz için- ve henüz gitmediyse, sağcı partilere bir oy daha kazandırmış olursunuz. Siyasi partiler de, yineliyorum, yeşiller ve komünistler hariç, seçim çalışmalarında kullanacakları söylemi Türkiye'nin AB'ye nasıl girmeyeceği üzerine kurarlar. Bunu, her seçim öncesi dinlersiniz.
Türkiye'nin demokratikleşmesini de isterler, söylemlerini Türkiye'nin AB'ye girmemesi üzerine kuranlar, ama ikinci bir soruya, yani Türkiye'nin demokratikleşmesinin nasıl sağlanacağı üzerine olan soruya zaman bırakmadıkları gibi, böyle bir soru sorulursa da yanıt vermezler. Akıl tutulması, aynı dili konuşanların sadece kendi ülkelerinde olduğunu sandıkları bir olgu. Aslında öyle değil, tüm gezegen akıl tutulmasıyla karşı karşıya.
Öyle de, akıl tutulmasını kullananlar, irili ufaklı oligarşiler, pek yakında söylem oluşturma sıkıntısına düşecekler gibi görünüyor. O an, pespaye tekrarların tutmamaya başladığı, artık sağduyuya dayanan söylemlerin yaygınlaşmaya başladığı an olabilir mi?
Umut edelim.