Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Şimdi Protestonun Sırası mı, Padişahlıktan Sonra Yaparsınız!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:18 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:18

Türk Telekom Arena ya da TTArena adlı stadyumun açılışında, bu tesisin tamamlanabilmesi için uğraştığı öne sürülen TOKi Başkanı'nın yaptığı konuşmanın kendilerini aşağıladığını düşünen Galatasaray taraftarlarının yaptığı protesto –bu bağlamda, konuşmaya hazırlanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın stadı terketmesi- üzerine, aralarında eski ülkücülerle eski sosyalistlerin de bulunduğu bazı 'düşünür'ler, protestoların yerinin bu olmadığını dile getirdiler.

Protestoların yeri, stad değilmiş, üstelik Başbakan bu tesisin yapımına çok değerli katkılarda bulunmuşmuş, çok ayıp olmuş, taraftarlar protestolarını başka şekilde yapabilirlermiş, onlara göre. Bu 'düşünür'ler, Galatasaray taraftarının protestosunu nerede ne zaman nasıl yapacağına ilişkin bir öneride bulunmadılar benim bilebildiğime göre ama, o kadar düşündüklerine göre, onların neler düşünmüş olabileceklerine ilişkin bazı olasılıkları tartışabiliriz herhalde.

TTArena'nın yapımına Başbakan'ın katkısından başlamak gerekir protestolara gelmeden önce. Başbakan, stad için ne yapmış? TOKİ Başkanı'na talimat vermiş, stadın bitirilmesi için gerekenin yapılmasını istemiş. TOKİ'ye Başbakan, bu amaçla, cebinden para vermiş mi?

Durum pek öyle gözükmüyor. TOKİ, kendi sitesinden anlaşılacağı üzerine, iki kaynağa sahip: ilki, toprak, hazine arazilerinden yapılan tahsislerle sağlanıyor, ikincisi para, idareden, yani doğrudan bağlı olduğu Başbakanlık'tan ve yatırımların ardından da konut alanlardan geliyor. Hazine arazileri, TOKİ Başkanı ya da Başbakan'ın kendi malı değil, tüm yurttaşların malı, Başbakan bu topraklar üzerindeki 'idari' yetkisini kullanarak TOKİ'ye tahsislerle bulunuyor, yani toprak, yani arazi, yani arsa veriyor. Başbakan, gene tüm yurttaşların olan paradan bir bölümünü, gene 'idari' yetkisini kullanarak TOKİ'ye veriyor. TOKİ, işte bu imkanlarla TTArena'nın tamamlanmasını sağlıyor. O da tümünü değil, Galatasaray'ın da bazı imkanları var, hem parasal hem de eski stadın arazisinin kullanımıyla ilgili, o da bu imkanlarını devreye sokuyor, TTArena bitiyor. Açılışta, TOKİ Başkanı kaşıkla verdiğini –kendi cebinden ya da Başbakan'ın cebinden değil- sapıyla göz çıkartarak sunmaya çalışıyor ve taraftarın tepkisine –ıslıklar, yuhalamalar- neden oluyor. Başbakan da, tepkinin kendi yapması planlanan konuşmada da devam edeceğini –gayet haklı olarak- saptıyor ve stadı terkediyor.

Şimdi aralarında eski ülkücülerle eski sosyalistlerin de bulunduğu 'düşünür'lerin görüşlerine gelebiliriz. Bu 'düşünür'lerin, sadaka kültüründen ya da kültürsüzlüğünden etkilendiklerini kabul edebiliriz. Galatasaray'a bir sadakada bulunuluyor, öyleyse Galatasaray taraftarı da bunun idrakine varmalı ve 'kul'luğunun gereğini yapmalı, sadaka verene boynunu eğmeli. Oysa boynunu eğmiyor Galatasaray taraftarı ve protesto ediyor. Kendi başkanına karşın bunu yapıyor. Protesto ediyor. Bu protesto çok yersiz sözünü ettiğimiz 'düşünür'lere göre. Bir kere protestonun yeri TTArena mı? Sonra bu protesto açılışta, Başbakan'ın 'huzur'unda mı yapılmalı? Ayıp. Taraftar, protestosuyla Başkan Adnan Polat'ı üzdü, TOKİ Başkanı'nı üzdü, üstelik, bununla yetinmeyip Başbakan'ı da üzdü.

Demek oluyor ki, protesto yapmayı düşünenler, öncelikle bu 'düşünür'lerin görüşlerine başvurmak zorunda, ya da doğrudan protesto edilecek kişiye danışıp, kendilerini protesto etmek istediklerini, bunun yeri ve zamanı konusunda 'irade-i şahane', 'irade-i seniyye' (Padişahlık emri) beklediklerini 'arz' etmekle yükümlü.

Olmam ya, ben padişah olsam, acayip derecede 'ileri demokrasi' kültürüne sahip biri olarak, protesto zamanı olarak karlı kış günlerini ve protesto yeri olarak da Konya Ovası, Beylikdüzü, Toros Yaylaları gibi çok geniş, kuş uçmaz kervan geçmez mekanları belirlerim. İsteyen çıksın karda kışta Konya Ovası'na, dilediği protestoyu yapsın. İleri demokrasi budur.

Önümüzde seçimler var. Eski ülkücü ve eski sosyalistlerden bazıları tabii ki AKP'nin seçimlerden yüzde 50'yi aşan bir oy oranıyla çıkmasını ve gönlündeki anayasayı 400'ün üzerinde milletvekiliyle bir haftada –bir gün değil bir hafta, çünkü arada biraz uyuyacaklar, yemek yiyecekler vekiller örneğin, aksi insanlıkdışı olurdu- yasalaştırarak Başkanlığa, padişahlığa geçilmesini isterler. Seçimlere gidilirken milliyetçiliği ırkçılığa varan bir noktaya getiriyorlarmış, ne önemi var, yüzde 50'yi aşmak için yapılan politik numaralar bunlar, aslında ne kadar demokrat olduklarını başkanlık sistemine geçince, tüm erkleri eline tam anlamıyla alınca gösterecek-ler! (Çoğul kullandık, çünkü öyle denir en yüksektekine).

Kısacası, "Şimdi protestonun sırası mı, padişahlıktan sonra yaparsınız."

Protestocular bu tür laflardan pek anlamıyorlar, kendi bildiklerini yapıyorlar. Padişahlığa geçince böyle olmaz ama, bu tür gövdeler üstünde baş durmaz. İnanmayan dizilere bakmaya –izlemeye degil- devam etsin, tarih okumak zahmetli iş zira.

Protestoda zaman ve mekan sorunları, eski ülkücüleri 'anlayış'la karşılayalım ama, eski sosyalistlerden bazılarını neden böylesine 'meşgul' ediyor, açıklaması zor. Acaba Tunus'tan mı etkilendiler, Müslüman coğrafyasında da hak ve özgürlük talepleriyle ayaklanma olabileceği, dincilerin bir anda geri plana itilebileceği deneyimi mi tedirgin –korku sözcüğünü kullanmadık gördüğünüz gibi- ediyor bu 'zevat'ı gibisine düşünceler akla geliyor.

Kim ne 'düşünür'se düşünsün, biz işimize bakalım.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları