Selim Yalçıner
Şifre, Algoritma, Şu Bu, Ya Umutlar?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:20 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:20
ÖSYM sınavı sonrası şifre, algoritma, şu bu, kafalar iyice karıştırılıyor. Doğru yanıtlar belirli bir şifreyle bulunabiliyor mu, birileri bu şifreyi, şifreleri birilerine vermişler ve onları sınavda baştan avantajlı kılmışlar mı, konuşuluyor ve 1 milyon 700 bin öğrencinin umutları bu arada yok ediliyor, emekleri hiçe sayılıyor. Bu, çok yönleri olan bir sorun ve aydınlanmanın teolojik zırvalarla unutturulmaya çalışılmasından başlayarak pasif devrimlere, gerici darbelere uzanan ve de oldukça geniş bir spektruma yayılan bir çok açılardan irdelenebilir.
Matematik uzmanı değilim, ancak bir problemin çözümüne yarayan yönteme algoritma denildiğini biliyorum, bu yöntemi saklamak için şifreleme yapıldığını da, dolayısıyla şifreyi bilenin doğru yanıtları işaretleyebileceğini. ÖSYM sınavının doğru yanıtları, bir takım şifrelerle, yandaş öğrencilere verildi mi verilmedi mi, bilemem, ancak bazı soruları sorabilirim:
Doğru yanıtları belirlemede, algoritmaya neden gerek duyuldu?
Toplam 160 soru, 160 da doğru yanıt var. Bu sınavda, algoritma kullanımını gerekli kılan neydi?
"Yanlışlardan da, ileride kullanılmak üzere sonuçlar çıkaracaktık algoritma kullanarak" diyorlar. Bu sonuçları sonra kuracağın bir algoritmayla, hiçbir gizliliğe gerek kalmadan da çıkarabilirdin. Acelesi neydi? Acilen bilinmesi gereken, öğrencilerin puan sıralaması değil miydi?
Doğru yanıtlar için kullandığın algoritmanın şifresi olacağı kesin, bu şifrenin yandaş ellerde dolaşabileceği ihtimali de.
Örnek olsun, "A harfiyle başlayan matematik sorularının üçüncü şıkkı, B harfiyle başlayanların ikinci şıkkı doğrudur" algoritmik şifresini –görüldüğü gibi hiç de yüksek zeka gerektirmiyor böyle bir iş, biraz cahil cesareti yeterli- kullanarak yüksek puan alan yandaş öğrenciden bilime ve insanlığa ne gibi bir matematik katkısı sağlanabilir?
Olan oldu. Açıklamalar inandırıcı değil. 1 milyon 700 bin öğrenci, umutsuzluğunu şimdi nereye koyacak?
Bilime, araştırmaya, çalışmaya bilgiye ve birikime önem verseydin, başarılı olanlar öne çıkacaktı. Şimdi, yandaş olan cahillerin kazanma ihtimallerinin bulunduğu bir durum yarattın.
Yüzbinlerce öğrenci, şimdi, cahillerin, yetersizlerin kayrıldığı, çalışmanın, emeğin hiçe sayıldığı koşulları hangi algoritmayla değerlendirecek? Bu algoritmanın şifresi ne olacak?
Hangi şifre, umutsuzluğu umuda dönüştürecek?
Bu algoritmayı ve şifrelerini bilen –ve şu anda çok çok az sayıda olan- öğrenciler, itilip kakılmaktan, tekmelenerek bebeklerinin düşürülmesinden, okullarından uzaklaştırılmalarından, kısaca siyasal algoritmaları ve şifreleri çözümlemenin cezalandırılmasından nasıl kurtulacaklar?
Fatih Yaşlı, dünkü soL'da yayımlanan yazısında Türkiye'nin nasıl bir büyük cezaevine dönüştürüldüğünü, onurlu biliminsanı titizliğiyle irdeledi. Görüşlerine tümüyle katılıyorum. Bu büyük cezaevini, nasıl bir büyük yurda üzerinde yaşayanların tutsaklığını nasıl eşit, özgür, adaletli bir toplumsallığa dönüştürebileceğimiz, asıl soru bu, yukarıdakilerden çok daha önemli olan. Bu sorunun yanıtı, geleceğimizi, çocuklarımızın, torunlarımızın mutluluğunu belirleyecek.
Bu son sorunun yanıtı, kusura bakılmasın, öyle ÖSYM sınav sorularının yanıtları gibi dersanelere giderek –ya da kopya çekerek- verilebilecek gibi değil. Hem çok çalışmayı, öğrenmeyi, bilinebilecek her şeyi, bu kokuşmuşluğu dayatanlardan çok daha iyi özümsemeyi hem de yüreğini eline alarak yaşamaya alışmayı gerektiriyor bu soruyu doğru yanıtlayabilmek. Donanımlı, birikimli ve donatımlı, kendi gibi olan ve düşünenler, duyanlarla en ileri düzeyde birlikte olmayı zorunlu kılıyor bu son soruya doğru ve yaşama geçirilebilir, baskıyı sömürüyü ortadan kaldırabilir karşılığı bulabilmek, soru sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemeyi, özgürlüğü kimlik haline getirmeyi, nesneden özneye dönüşmeyi.
Konu bağlamında ve genel olarak, haksızlığa direnmeyi unutmamayı da...