Selim Yalçıner
Saydam Olma Sırası Servet (Artık-Değer) Gaspçılarına mı Geldi?
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA yazıları
Bir avuç insan, gezegen göz önüne alındığında gerçekten de çok çok küçük bir azınlık dışında hepimiz Saydam'ız. Tam anlamıyla. Her şeyimiz biliniyor. Gelirimiz, giderimiz, işimiz, ilişkide bulunduklarımız, istenirse ne konuştuğumuz, ne yazdığımız, bilgisayarımızda hangi dosyaların bulunduğu, hangi sokaklarda dolaştığımız, o anda nerede olduğumuz, arabamızın hangi koordinatlarda seyrettiği, nereye gitmek istediğimiz, sağlık durumumuz, hatta gönüllü olarak bazı 'hizmet'lere (Face Book, MySpace gibi) sunduğumuz (ilkokul arkadaşlarımızı özlemişliğimizden de kaynaklanan) özel bilgilerimiz, beğenilerimiz, kızdıklarımız, görüşlerimiz, akla geldik gelmedik neyimiz varsa her şeyimiz açık, saydam. Bizler için böyle. Çok büyük çoğunluk için. Bazıları için ise öyle değil. Onların bilgileri bize kapalı. Bunda şaşılacak bir şey yok. Artık-değer diye bir şey varsa, ki olduğunu, hem de acımasızca var olduğunu yaşamımızdan en önce, saklanmaya çalışıldığı halde, en azından biz, biliyoruz. Bize gelmesi gerekirken, topluma mal olması zorunluyken, sınırlı sayıda insanın cebine giren artık-değer'in gaspı, insanlık suçudur. Suçu gizlemek gerekir. Bizlerden tabii ki gizleyecekler, yoksa boğazımızdaki lokmayı, içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı bile onlara borçlu olduğumuzu düşünmemizi ve onlara minnetimizin bir türlü bitmemesini nasıl sağlayabilirler?
Bizler, insanlığın büyük bölümü, aptallığı gönüllü olarak ve büyük bir istekle kabullenmiş olabiliriz. Kriz var ya, Batılı büyük devletler, kapitalist devletler olayı öyle görmüyorlar. Vergi takibi adı altında, kaçan paraları bulmaya çalışıyorlar. Alman Başbakanı Angela Merkel, önce Liechtenstein'dan başlamak üzere bu vergi cennetlerine karaparanın, bir anlamda artık-değerin, kendisine göre vergi kaçağının, baskı yapmaya başladı. Liechtenstein, karapara cenneti olma sıfatını tek başına sürdürmüyor, Cayman Adaları, Andorra, Singapur, Avusturya ve İsviçre ile birlikte vergi tahsil etmek isteyen ülkelerin hedefinde, sadece şu anda ilk sırada yer alıyor.
Olay, şöyle başladı: Liechtensteinlı bir data hırsızı (hırsız deyimi Alman Süddeutsche Zeitung'a ait, siz isterseniz 'hırlı' deyimini uygun bulabilir, 'data hırlısı' diyebilirsiniz) Heinrich Kieber, Vaduz'daki bankaların gizli hesaplarında hangi Alman yurttaşlarının paralarının bulunduğunu açıkladı. Sonra, Amerika Birleşik Devletleri Maliye Bakanlığı, Bradley Birkenfield adlı bir danışmanı (Müşteri Danışmanı, karaparasını -artık-değer'i, hepimizin hakkı olan parayı yani- en karlı şekilde ve tabii ki büyük bir gizlilikle yatırmak isteyen kişilere yardımcı olan banka görevlisi) tanık haline dönüştürüp hangi ABD yurttaşlarının karaparalarını UBS adlı İsviçre bankasına nasıl yatırdıklarını öğrendi. Birkenfield, UBS'nin danışmanlarının müşterileriyle telefon kulübelerinden konuştuklarına -yani yaptıklarının suç olduğunu iyice bildiklerine- kadar ayrıntılı bilgiler verdi. Bankalar, sanıldığı kadar masum değillerdi Birkenfield'e göre ve yüksek bir 'kriminal enerji' taşıyorlardı, bu enerji türünde karapara sahiplerinden hiç de geri kalmıyorlardı.
Artık-değer'in vergisinden söz ediyoruz şimdi bizlerden, hepimizden çalınan paranın devlete ödenmesi zorunlu olan bölümünden o devletler, Batılı kapitalist devletler, hadi biraz 'terbiyesiz'leşelim, emperyalist devletler, vergi almaya çalışıyorlar, 'Çaldın, tamam da, benim paraya ihtiyacım var, bunun biraz vergisini ver,' diyorlar karaparacılara.
Artık-değer hırsızları, gasp ettikleri paraların, dikkat, geri alınacağına değil, böyle bir talep yok çünkü, sadece vergisinin istenmesine nasıl karşı çıkıyorlar peki?
Sıkı durun: İnsan haklarının zedelendiğini öne sürerek. Hangi insan hakkı: Mülk edinme hakkı, mülkün korunması hakkı.
Bizler, bilindiği gibi, insan haklarından yanayız. Peki, bu haklara da -söz konusu 'mülkiyet'in sağlanmasındaki yasallığa ilişkin düşüncelerimizi şimdilik bir yana bırakarak- her türlü insan hakkına olduğumuz gibi, saygılı olduğumuzu yineleyelim. Burada, bu konuya ilişkin bir soru var: Hangi insan? Hangi insanın hakkı? Artık-değer'i gaspeden insanın hakkı mı yoksa bir lokma ekmeğe muhtaç bırakılanın hakkı mı? İnsan hakkı, söz konusu alanda, bunların hangisi düşünülerek ortaya çıktı?
Bu arada, insan hakları denilince akla ilk gelen sorunları vurgulamaya gerek bile yok önce yaşama hakkı, insanca yaşama hakkı, evine bir lokma ekmek götürebilme hakkı, şu ya da bu şekilde eline silah verilmiş olanlarca öldürülmeme hakkı, bebeğinin doktorsuzluktan, ilaçsızlıktan, bakımsızlıktan ölmemesi hakkı, düşüncelerini ifade etmekten dolayı baskı görmeme hakkı ve daha bir sürü hak...Bu haklara sıra gelmedi değil mi, öncelik sıralamalarını kimin yaptığına bakın. Birey olamamışların özne de olamamalarından söz ediyoruz, şimdilik hakkı üzerine konuşulanlar, en önemli özneler, gaspçılar.