Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Savaşırken Madalya: Yenilginin Kabulü?

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:57

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA Yazıları

Almanya'dan söz ediyoruz, yanlış anlaşılmasın. Almanya Başbakanı Angela Merkel, geçen hafta Afganistan'da görev yapan dört Alman askerine kahramanlık onurhaçı madalyası verdi, verdi ve pişman olmasa –ya da olduysa düş kırıklığını belli etmemeye özen gösterdi- bile, sevinemedi. Almanlar, büyük bir kesimiyle ayağa kalktı ve madalya dağıtımını –askerlerin onurunu kırmamaya özen gösterek- eleştirdi.

Onurhaçı adını verdikleri madalyaların dağıtımı, Hitler'in 1945 yılında, Ruslar Berlin'e beş-on kilometre yaklaşmış, kenti top ateşine tutarlarken 12-13 yaşındaki çocuk askerlere demirhaç madalyası vermesini çağrıştırdı aniden, çok sayıda politik, toplumsal figürün tepkisini çekti.

"Hitler, yenilgisinin kesinleştiği günlerde çocuklara demirhaç madalyası takıyordu, Merkel'in aynı görüntüleri bugün sunması çok anlamlıdır, bu da Afganistan yenilgisine işarettir," dedi Türkiye göçmenlerinin yoğun yaşadığı Berlin Kreuzberg'ten sürekli bağımsız seçilen Yeşil Milletvekili Hans-Christian Ströbele.

Madalya'nın ne anlama geldiği de tartışıldı kahramanlık, nasıl bir şeydir, ne zaman meydana gelir, görevi savaşmak olan bir asker, ne zaman madalyayı hak eder, madalyanın savaşan askerlere etkisi nedir, bunlar da konuşuldu Almanya'da.

Şimdi, olaya konu madalyaların nasıl dağıtıldığına kısa bir değinelim. Geçen yılın 10 Ekim'inde, devriye görevinde bulunan bir Alman birliğine, bisikletli bir sivil yaklaşır, personel taşıyıcıların yanından geçerken kendini patlatır. Araçtaki iki asker hemen ölür, kamyondaki askerlerden dördü, asker ve sivil yaralıların yardımına koşarlar. Bu dört asker, başçavuşlar Jan Berges, Alexander Dietzen, Henry Lukacs ve üstçavuş Markus Geist, davranışlarından dolayı kahramanlık onurhaçı madalyasıyla ödüllendirilirler, madalyalarını da Alman Şansölyesi Angela Merkel ile Savunma Bakanı Franz Josef Jung'tan, büyük katılımlı, medyanın canlı yayımladığı bir törenle alırlar.

Bu, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ilk Alman kahramanlık madalyasıdır, üstüne üstlük Hitler'in demirhaç'ını çağrıştıran, aynı biçimde bir onurhaçı'dır, adı biraz değişmiştir. Federal Ordu'nun, savunma ve sivil halkı koruma (başka ülkelerdeki) görevinin dışına çıkarak sıcak çatışmalara katıldığının da işaretidir (Resmi ağızlardan kabuludür) aynı zamanda. Bu madalyalar, bu ilk tören, gelecekte verilecek madalyaların öncülüdür, ya da duyarlı Almanlar böyle yorumlamaktadırlar. Hans-Christian Ströbele gibi duyarlı Almanlar, Şansölye'nin, böylelikle Alman halkını, çocuklarının sıcak savaşta bulunduğu durumuna alıştırmayı amaçladığını düşünmektedirler. Düşünmektedirler, çünkü personel taşıyıcıda ölen iki Alman askeri, Afganistan'da ya da gezegenin herhangi başka bir yerinde, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ölen ilk askerler değildir. Daha önce de başka Alman askerleri yaşamlarını sıcak çatışmalarda yitirmişlerdir.

Bu yazının konusu Türkiye değil, anladığınız gibi, ama bir örnek verebiliriz gene de ülkemizden İstiklal madalyaları, Kurtuluş Savaşı bittikten sonra dağıtılmıştır, savaş bitmiş, kimin ne yaptığı belli olmuş, sonra bu insanlar onurlandırılmışlardır. Savaş sürerken kimseye madalya dağıtılmamıştır. Ayrıca, İstiklal Madalyaları ile ilgili yasa, daha önceki tüm madalyaların geçersizliğini de içermiştir.

Konuya dönelim. Almanlar, bu madalya töreniyle önce, ülkelerinin sıcak savaşta bulunduğunu kabul etmektedirler, sonra, haçlı madalyalar vermektedirler. Haçlı madalya, haçtan başka madalya türleri olduğunda kazandığı anlamla da tepkisini çekiyor şovenizmle ve dincilikle aralarına duvar örmüş olanların.

Almanya örneğinde de artık, Amerika Birleşik Devletleri'nde hep gördüğümüz duygu yoğunlukları, milliyetçi ve dinci, kullanılmaya başlanmış durumda. Milliyetçi ve dinci duygular yükseldiğinde ne olduğunu biliyoruz nereden: tarihten. Savaşlar, sömürü, baskı geldiği için arkasından. Hep bunu yaşadığımız için. Hiçbir zaman yaşamamamız gerektiği için. Aç kalanların, işsiz kalanların suçu kendilerini bu duruma düşürenler yerine, kendi gibi olanlara karşı kışkırtılmaya büyük bir kolaylık göstererek, ezilenlerin üstüne atmalarından biliyoruz. Açlığın, sefaletin üstüne bir de savaş felaketinin eklenebilmesindeki kolaylıklardan biliyoruz.

Egemenlerin sömürü ve savaş birlikteliğini rahatlıkla yürütebilmelerine olanak veren bu kolaylıklardan kurtulabilmenin yollarını da neredeyse insanlık tarihi kadar uzun bir süredir, arıyoruz.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları