Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

“Sahra Wagenknecht: Rosa Luxemburg reloaded?”

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26

Başlık, Alman Sol Partisi Die Linke’nin önemli kararlar aldığı Erfurt Programı Çalışmaları’nda Parti’nin Başkan Yardımcısı olarak yaptığı konuşmalar ve sunduğu önerilerle öne çıkan Sahra Wagenknecht’i tanımlamak isteyen Alman devlet kanallarından ZDF’in siyasi yorumcusuna ait. Bu sözleri işittiğimde kapıldığım deja vu duygusuyla, “İşte,” dedim, “Budur, sonunda bunu da duydum!”

Rosa Luxemburg reloaded!

Che’yi kapitalizmlerinin ürettiği bir takım ürünlerin satışı aşamasında kullanmalarının ardından olacağı buydu, Rosa Luxemburg’u da sıraya koydular!

Reloaded sözcüğünün genel olarak Matrix başlıklı filmleri yapan Wachowsky Kardeşler’in bu serideki yapımlarından birinde kullandıkları tanım olduğunu ve de felsefi açıdan hem filmlerdeki temel kurgunun ve bu ifadenin sorunları bulunduğunu anımsatarak devam edelim. ZDF’in siyasi yorumcusunun bu sorunlara kafa yormadığı açık, o, sadece, Sahra Wagenknecht’i Rosa Luxemburg’a benzetmesinde kullandığı güzel bir metafor bulduğunu sanıyor. Hem aldanıyor, hem de çok tehlikeli bir alana giriyor.

Neden, bu çok tehlikeli alana böylesine bir rahatlıkla girdiğinin yanıtı, Sahra Wagenknecht’in Linke’nin Erfurt Programı Çalışmaları’nda, Parti’nin savaş karşıtı ve neoliberalizm karşıtı olarak diğer düzen partilerinden ayrıldığını vurgulamasında.

Yorumcu, kendince, “Evet,” diyor, “Bu lafları Rose Luxemburg da söylerdi, sonunu biliyorsunuz.”

Tıpkı Che Guevara’yı o ünlü resmiyle ürünlerinin tanıtımında kullananların pervasızlığındaki gibi. ‘Bu ismi kullanmanın ne zararı var ki, nasılsa devrimci mücadelesini bitiremeden öldü.’

Böyle derken, devrim duygusunun, hala insanların düşünce ve gönüllerinden kazınamamış olmasının yarattığı korkuyu da dışa vuruyorlar ki, bu aslında devrimcilerin üzerine üzerine gitmeleri gereken bir olgu.

Sana ne Che Guevara’dan, sana ne Rosa Luxemburg’dan! Ama bir Che, bir Rosa Luxemburg, kabuslarına giriyor, “Ya,” diyorlar, “Ya Rosa Luxemburg, reloaded biçimiyle yeniden doğuverirse!”

Tıpkı, kapitalizmin ideologlarının ikide birde Marx’a göndermelerde bulunmaları gibi. Marx’tan sürekli söz etmeleri bu sömürü düzeninin savunucularının, her dediklerinde onu anımsamalarından kaynaklanıyor. Ne derlerse, yapıyı savunmak için neler öne sürmeye çalışırlarsa, akıllarına Marx ve onun kapitalizm eleştirileri geliyor, korkuları bundan.

Evet, bu işler böyle yürümüyor. Bunu kendileri de görüyorlar ve başlarına gelecekleri, simgesel bile olsa, kendileri arıyorlar, belasını arayan bulur ifadesindeki gibi.

Erfurt Programı, katılımcıların yüzde 96’sının oylarıyla kabul edildi ve farklı eğilimlerden oluşan Alman Sol Partisi Die Linke’yi büyük ölçüde tutarlı bir düşünsel zemine taşıdı. Erfurt Programı’na daha sonra değiniriz, şimdilik Che Guevara ve Rosa Luxemburg’un sağcılığın ve gericiliğin rüyalarını (kabuslarını) süslemesinin anlamına kısa bir giriş yapmış olalım.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları