Selim Yalçıner
Papa, Darwin'e Karşı Kayseri Başpiskoposu'ndan mı Medet Umuyor?
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA yazıları
Papa 16. Benedikt'in (Ratzinger, Almanya doğumlu) uzunca bir süredir aydınlarla sorunu olduğu, bu sorunun özellikle bilimin sağladığı gelişmelerden kaynaklandığı biliniyor. Papa, aydınların dogmalardan uzaklaşmasından rahatsız, Vatikan ile dünya entelijensiyası arasındaki buzları çözmeye çabalıyor. Geçtiğimiz aylarda meydana gelen iki gelişme, bu sorunun geleceğine ilişkin ipuçları sunuyor. Bunlardan ilki, Avusturya Başpiskoposu Kardinal Schönborn'un New York Times'ta yayımlanan bir makalesinde, "Evren raslantısal oluşmamıştır, zeki bir tasarıma dayanmaktadır," demesi, ikincisi ise Papa 16. Benedikt'in Kardinal Schönborn'un andığımız görüşlerini övdüğü konuşmasında 4. yüzyılda Kayseri Başpiskoposluğu yapan Aziz Basilios'a (Aya Vasilios) göndermede bulunması.
Avusturya Başpiskoposu Kardinal Schönborn, kilisenin ıssızlaşmasından büyük üzüntü duyan Katolik din adamlarından. Her zaman sakin, zarif bir insan. Kendisinden önceki Başpiskoposlardan, Kardinal König'ten (König, kilisenin hayırda bulunma yönünü oldukça güçlendirmişti) farkı, düşünen, soran insanların kiliseye yeniden kazandırılmalarına büyük önem vermesi. 'Evrenin zeki bir tasarımla gerçekleştiği' savı, tümüyle olmasa da kamuya sunumu açısından büyük ölçüde Kardinal Schönborn'a ait. New York Times'te yayımlanan makalesinde de bu savını dünyaya ayrıntılarıyla sundu. Sundu, büyük tartışma yarattı. Bilim insanları, bu savın hiç bir şekilde kanıtlanamayacağını, tam aksinin ise her geçen gün belgelendiğini vurgulayarak Schönborn'u eleştirdiler. Daha ağır söylemlerde bulunan aydınlar da oldu Avusturya Başpiskoposu'na karşı. Papa 16. Benedikt, Schönborn'u savundu doğal olarak, ve bir adım daha ileri gitti, 4. yüzyıl Kayseri (Caesarea) Başpiskoposu Aziz Basilios'tan alıntı yaptı: "...Bazıları, eğilimli oldukları Ateizm tarafından kandırılarak, yönetimi ile düzeni olmayan, raslantılara terkedilmiş bir evren tasarlamaktadırlar..."
Papa 16. Benedikt'e göre bu sözler, şaşılacak kadar 'güncel'dir. Alman din adamı devam ediyor: "Bu 'bazıları'ndan bugün ne kadar çok var. Sanıyorlar ve bilimsel olarak kanıtlamaya çalışıyorlar ki, evren, amaçsız ve düzensizdir, raslantıdan kaynaklanmaktadır. Tanrı, uyuyan sağduyuyu kutsal metinle uyandırmakta ve bize, 'İlk önce yaratıcı söz vardı' demektedir. Bu 'söz' ki, her şeyi yaratmıştır, bu zeki tasarımı yaratmıştır, aynı zamanda sevgi olan kosmosu yaratmıştır."
Burada, biraz düşünmekte büyük yarar var. Papa ne diyor, yaratılış'ı inkar edenler 'Allahsız'lardır, önce 'söz' vardır, bu, metin'dir. Metin'i kabul etmeyenler, 'Allahsız'dır. Olmadı. Tanrı'ya inanan bir çok insan, metinlerin ne gibi koşullarda hazırlandığını bugün gayet iyi bilmekte ve tanrı ile metinler arasındaki ilişkiyi sorgulamaktadır. Papa, bu sorgulamayı 'sorgulamakta', ve de 'yargılamakta', sonunda da mahkum etmektedir. Tanrıya inananları da baskı altına almakta, 'Allahsız' olmakla suçlanıp yargılanacakları tehdidiyle korkutmaktadır.
Yazımızın başında, belirttiğimiz iki gelişmenin, bu sorunun geleceğine ilişkin ipuçları sunduğunu vurgulamıştık. Böylelikle, önümüzdeki kriz döneminde nasıl bir siyasal, kültürel, dinsel söylemle karşılaşabileceğimizi tahmin edebiliriz. Kimsenin dini inancı ile ilgili bir tutumumuz olamaz, kimsenin böyle bir tutumu olamaz. Ama, önemli politik ve ekonomik yanları oldukça ağır basan, öteki göksel inançları da etkileme gücüne sahip bir dinsel kişinin aktardığımız sözlerinin geleceğe ilişkin endişeleri artırdığı kuşkusuzdur. Hem tanrıya inanan, hem de bilimsel gelişmeleri izleyen ve değerlendirmeye çalışan bir insan, bu durumda, ne yapacaktır? Bilimsel gelişmeleri unutmaya kendini zorlayarak metinlerdeki dogmaları nasıl kabul edebilecektir? Stephen Hawking'in, Vatikan'da geçtiğimiz haftalarda yapılan bir toplantıya katılırken, "İyi ki Papa benim son yazılarımı okumamış, yoksa sonum Galilei gibi olurdu," demesindeki ironiyi nasıl yorumlayacağız?
Son dönemlerdeki tartışmalarda düzeylerinin acınası durumu iyice ortaya çıkanların, "Biz çok feci bir durumdayız, siz haklıymışsınız," diyeceklerini beklemek herhalde saflıktır. Bunun yerine, saldırıya geçeceklerini varsaymak yanlış olmayacaktır. Sözünü etmeye çalıştığımız, saldırının niteliğinin her türlü tasavvurun ötesinde bir düzeye rahatlıkla inebileceğidir. Bu düşük düzeyde, o düzeye koşut bir söylem geliştirilemez. İnsanların, dini inançları sömürülerek -her türlü ekonomik, politik ve toplumsal sorunların iyice artacağı önümüzdeki dönemde- savaşa yönlendirilmeleri ve kırdırılmalarına karşı hangi söylemlerin geliştirilip bunların eyleme nasıl dönüştürülebileceği, oldukça önemli ve yaşamsal bir sorun gibi görünüyor.
Harry Potter'ın büyücü ve 'satan' olduğunu, noeli evlerinde huşu içinde geçirmek yerine tatile gidenlerin başlarına tsunami belasının geldiğini, New Orleans'ı batıran orkanın (Hurricane Katrina) bu kentteki gece kulüplerine, kürtaj kliniklerine ve eşcinsel gösterilerine karşı ilahi bir ceza anlamını taşıdığını söyleyenlere (Papaz Gerhard Wagner, Piskopos Williamson, Gabriele Kuby) Harry Potter'in bir roman kahramanı, tsunami ve orkanların ise nasıl oluştuklarının bilimsel olarak kanıtlanmış olduğunu anlatmanın ne yararı olabilir? Bu insanlar, metinler'den kalkınarak böyle konuşuyorlar, gülümsemeyle karşılanabilirler, ancak itiraz edenlere 'kitapsız' da değil, 'Allahsız' diyerek saldırdıklarında karşılık göreceklerini bilmelerini sağlamak durumundayız. Ekonomik Kriz'i de metinlerden uzaklaşanlara ceza olarak tanımlayabilirler yaşamak için, hakları için mücadele eden insanları allahsızlıkla suçlayabilirler. Bunu yaptılar da. Bir kere omurilik, akıl yerine ikame edildiğinde yapılmayacak kötülük yok. Cehaleti kullanmanın sınırı mı var? Bunları, kendi cehalet ve kötülükleri içinde boğmak görevi, ister istemez karşımıza çıkabilir.
Bu görevin, iki ayağı olabilir, biri güncel, politik öbürü düşünsel, teorik.
Güncel ve politik olanının, sahada olanlar tarafından tasarlanıp yürütüleceği kesin.
Düşünsel ve teorik olanın ise, bir ve çokluk tartışmasına dönmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.
Koşullar, konuya devam edileceğinin kanıtlarını sunuyor.