Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Özgürlük mü, o da ne?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:22

Şahane bir seçim kampanyası –sosyalistler dışında- yürütülmekte olduğu görülüyor. Bir eksiği var, o da özgürlük ama, artık bu kadar kusur kadı kızında da olur. Seçim kampanyalarında burjuva partileri akla gelen gelmeyen her şeyi söylüyorlar, bir tek kavrama yaklaşmıyorlar: Özgürlük. Anlaşılan toplumun herhangi bir özgürlük talebi yok, bu nedenle sistem partileri özgürlük konusunu söylemlerine –inanmasalar da- almayı akıllarına getirmiyorlar.

Geçenlerde akademisyen olmuş bir cemaatçi zat, “Sosyalistlerin iktidara gelme şanslarının bulunmadığını, çünkü din konusuna eğilmediklerini” söylüyordu. İşte bu! Bu ülkede iktidara gelmek istiyorsan dini istismar edeceksin, milliyetçiliği istismar edeceksin, sonra gelsin oylar. Özgürlük falan istedin mi, oy alamazsın. Özgürlük, toplumun ihtiyaç listesinde yer almıyor. Kahvede oturup birbirleriyla bazı sözcükler -100, 200 kadar- aracılığıyla bir tür ilişki kurarlarken, özgürlük diye bir kavrama değinmeme konusunda üstün başarı gösteriyorlar seçmenler, ya da oy kullananların büyük çoğunluğu. Seçmen tabii, böyle olur! Özgürlük mü? O da ne? Bi dakka, bu lafı eden birileri vardı, solcu mu neymişler, öz... özgür... Of kafam ağrıdı düşünmekten, söylesene, seçimden sonra o pasajdan dükkan alabilecek miyiz, ha, ne dersin?

Aynı seçmen grubu, tabii ki, 1 milyon 700 bin öğrencinin katıldığı sınavda sahtekarlık yapıldığını duymuştur, duymaması mümkün mü, kendi çocuğu, yeğeni, torunu girmiştir sınava da ruh sağlığını yitirme ‘nokta’sına gelmiştir. Ne der kahvede bu konu üzerine örneğin, “Öbürü de sigortayı nasıl yönetti biliyoruz,” mu der, yoksa “İyi yaptı bizimkiler, bize vermediler şifreyi ama, yabancıya gitmemiştir nasılsa” şeklinde bir cümle mi kurar, anlamaya çalışmak insanın beynini acıtır.

Bu sınav sahtekarlığı konusuna, ironi bir yana, devam edelim, bir sonraki yazıda hangi partinin yüzde 55’lere varan oy oranlarına nasıl ulaştığını tartışırız nasılsa.

Gerçekten, iyi niyetle, seçmenin kafasının nasıl çalıştığını anlamaya gayret ediyorum. Hatta bu nedenle kendi kişisel mini anketimi bile yaptım. Parasız. Kimseden para almadan. Toplumun çeşitli kesimlerinden oluşmasına özen gösterdiğim 100 (evet, sadece 100, çünkü 1500 kişiyi rahatsız edip bunların bazılarından sert tepki görme gibi bir riski göze almadım, alamazdım) deneğe hangi partiye oy vereceklerini, bir kaç ek soruyla birlikte sordum, doğrudan. Onlara baskı yapmadan, konuştuğum kişileri yollarından çevirmeden yaptım anketörlük görevimi. Benim vardığım sonuçlara göre, oyların yüzde 45’ini alacağını belirten paralı anketlere bile kızan partiye, deneklerimden 20’si sadece oy vereceğini söyledi. Gerçi kuşkulanmadım değil, en az bir yüzde 10 da, neler düşündüğünü, dahası düşünüp düşünmediğini bile belli etmeyen uzun süreli bir duraklamanın ardından “O Türkiye’yi nasıl yönetecek” gibisinden mırıldanmıştı, bu miktarı da yüzde 20’nin üzerine ekleyelim, yüzde 30’a ulaşırız. Hadi bir iki puan daha fazlasına. Bir grup, ki bunlar yüzde 60’ın üzerinde, öfkeliydi, mutlaka oy vereceğini, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söyledi. Küçük bir grup da, “Al birini vur ötekine” dedi, benim fazladan soru sormama olanak vermeden uzaklaştı gitti.

Kişisel mini anketimde, yüzde 45-55 arası bir rakam çıkmadı. Ama dedim ya, ben bu işi parasız yaptım, ne özel ya da resmi kuruluştan bir ücret aldım bu işi yaparken, ne de kamuoyu araştırma şirketimin varlığını özel ya da resmi bir kuruluşun banka hesabıma her ay gönderdiği bir parayla sağlıyorum. Kamuoyu araştırma şirketim de yok zaten. Benim kişisel mini anketim, merdiven altı bir görüntü veriyor ama, vergiden bir kuruş kaçırmadım, kaçıramazdım, ortada para falan dolaşmadı –bir kaç çay ücreti, onları da seve seve kendi cebimden ödedim- yani. Yeminle. Deneklerimle konuşurken, sınav sahtekarlığı üzerine de düşündüklerini özellikle sordum. Deneklerimin büyük çoğunluğu öfkeliydi, bir bölüm, ki yüzde 30’lar dolayındaydı, bu konuda hazırlanmış bir söylemin bulunmamasına öfkeliydi daha çok. Cevap veremediklerinden dolayı, için için kızıyorlardı birilerine, ya da bana öyle geldi.

Beni, kişisel mini anketimden dolayı en mutlu eden kesim, “Al birini vur ötekine” diyenler oldu. En çok bu yanıt hoşuma gitti. Çünkü, bu yanıt, bir dönemin bittiğini, başka bir dönemin başladığını anlatıyordu bana göre, ya da böyle diyen deneklerimin gençlikleri, bilinç düzeyleri ve kararlılıkları bende bu izlenimi yarattı.

İşte bu küçük grubun, yani “Al birini vur ötekine” diyenlerin, ailelerini, çevrelerini özgürlük, eşitlik, adalet için uğraşanlara destek vermeye ikna etmek için çaba göstereceklerini umuyorum. Hadi bana kişisel mini anketim için pek fazla bir zaman ayırmadılar, önemli de değil, ancak 12 Haziran’da sandığa kendileri gitsinler bir kere, ayrıca çevrelerini de oy vermeye göndersinler, maruzatım (dileğim) budur.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları