Selim Yalçıner
OWS'nin Kendini Anlaması
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26
Wall Street Karşıtı Eylemler, Wall Street’i İşgal Et sözcüklerinin kısaltması olan OWS ile anılıyor, giderek artıyor –en azından şimdilik- ve hedefine finans kesimini koyuyor. Zuccotti Park’ta yapılan konuşmalar, bu eylemler bağlamında yapılan yayınlarda eleştiri konusu için finans kapital deyimi de kullanılıyor. OWS, gözleyenlerce, izleyenlerce, şu ya da bu şekilde destekleyenlerce değerlendirilmeye çalışılıyor. Acaba OWS, kendini ne kadar anlıyor, bu yazının konusu.
‘Yüzde 99’, durumlarının kötülüğünden, gelecek umutlarının karartılmasından, anlaşılabildiği kadarıyla, öncelikle Wall Street adıyla kristalize olan finans kesimini sorumlu tutuyor. OWS’cilerden bazıları, örneğin Londra’dakiler, gösteri yaptıkları meydanın adını “Tahrir Square” olarak değiştirmişler ve Britanya sokak levhalarından örnek alarak yaptırdıkları levhaları o meydanın çevresindeki binalara çakmaya başlamışlar.
Tahrir Meydanı’ndaki gösteriler, yoğun bir siyasallık içeriyordu ve yönetimin başındaki zorbaya yönelmişti. Taşıdığı yoğun siyasallaşmaya koşut bir örgütlülük, sınıfsallık ve toplumsallık sahibi olamadığı için eylem, bir başlangıç olarak tarihte yerini –devrimin, önce insanların düşünce ve duygularında başladığı gerçeğiyle- büyük olasılıkla aldı ancak bağımlılığı ve sermayenin oligarşik egemenliğini kıramadı, kıramazdı.
Tahrir Square’lerde ise, asıl Tahrir’de olan siyasallık henüz yok, olabileceği de kuşkulu, çünkü eylemler özellikle finans kesimini –finans kapital deyimini bu eylemlere katılanlardan yanlışlıkla kullananlar bulunsa bile- hedef alıyor. Başa gelen kötülüklerden, finans kesimi sorumlu tutuluyor. Finans kesiminde baş gösteren krizin asıl nedeninin kapitalizmden kaynaklandığı, aşırı üretimin tüketilememesi nedeniyle karlılıkların düşmesiyle kendini gösterdiği genel olarak kabul görmüyor. OWS’nin hedefinde kapitalizm henüz yok, finans kesimi var.
Finans kesimine karşı olmak çok geniş ve karmaşık bir tutumlar yelpazesinin ortak ifadesi olabilir. Bu yelpazenin bir ucunda antisemitizm, öbür ucunda da komünizm var. Bir ucunda sanayi kesiminin baskısıyla oluşacak korumacılıklar, milliyetçilikler, şovenizmler ve savaşlar öteki ucunda sömürüsüz, özgür, eşit ve adil bir gezegen.
OWS kendini nasıl anlamalı, tanımlamalı sorusunun altında bu olasılıklar, tarihin maddesinin görünür hale geldiği eylemlerin özüne ilişkin beklentiler var. OWS’nin şovenizme ve savaşlara yarayacak bir eylemler dizisi olmasının önlenmesi ve tarihin maddesi olarak değerlendirilip kendisini anlamasına yardımcı olunması gerekiyor.
Tahrir demiştik, bir zorbanın iktidardan uzaklaştırılmasına neden oldu. Zorba, eyleme katılanlar için tüm kötülüklerin simgesiydi. Eylem, sermaye egemenliğine karşı sömürüsüz, özgür, eşit ve adil bir gelecek tasarlayanların güçlü örgütlülüğü ve yüksek toplumsallığıyla yapılmadığı, yapılamayacağı için zorbayı devirmeye yetti ancak başkaca hiçbir olumlu sonuca yol açmadı, açamazdı. Ancak, bir şey yaptı: eyleme katılanlar, birlikte davranırlar ve kararlı olurlarsa, işçi sendikalarının, genel olarak işçilerin desteğini alırlarsa, iktidarı devirebilecekleri bilincine sahip oldular, düşünce ve duygularında devrim yaşadılar. Siyasal iktidarların, eylemlerle devrilebileceğini gördüler.
OWS bağlamındaki ‘Tahrir Square’lerdeki eylemcilerin önemli bir bölümü egemen yapıların, oligarşilerin bir kanadına karşı tutum alıyorlar, finans kesimine. Aralarında, tüm sürece yönelik eleştiriler yapanlar da var. Bu arada, komünizme yeniden ilgi artıyor ve kapitalizmi savunma çabalarının çaresiz bir hal aldığı görülüyor. Sömürüsüz, özgür, eşit ve adil bir toplum düşüncesi, bir büyük yaşam tasarımı, anlaşılmayı ve uygulanmayı arıyor.
Bir eksiklik, hissediliyor.
Bu eksikliğin kaynaklarına ilişkin bir çok açıklama getirilebilir Fordizm’in vardığı noktanın olumsuzluklarından, neoliberal küreselleşmeciliğin insanları bireysellikten bireyciliğe ve bencilliğe çektiğinden, zorunluklardan kaynaklanmış deneyimlerin düş kırıcı etkilerinden ve daha birçok nedenden söz edilebilir, ancak tüm bunlar OWS Eylemi’ne kendi anlamını aktarma konusundaki eksikliği açıklamaz.
OWS eylemcileri kendilerini yüzde 99 olarak tanımlıyorlar. Bu, niceliksel bir tanımlama. Kuşkusuz, sınıfsal bir göndermesi var, ancak bu yeterince belirgin değil gibi. Eylemcilerin, toplumsal konumlarını sınıfsal bir açıdan görüp, oligarşinin bir kanadına değil, tümüne karşı çıkmaları gerektiği doğruysa, hem eylemcilerden çok şey öğrenmek, hem de onlarla birlikte, bu eylemlerin nasıl sömürüsüz, özgür, eşit ve adil bir topluma yönelebileceğini görmek gerekiyor.