Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Osmanlı Hanedanı'nın nesine özenilir?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01

Yeni Osmanlıcılık'ın, bir yanıyla komşularla sıfır sorun politikasının bazı çevrelerce çok istendiği (Bakınız Graham Fuller, Alan Makovsky, Churchill, Bill Clinton) ve de bazı çevrelerce de büyük bir hızla (istekle olup olmadığı tartışılır) yürütülmeye gayret edildiği görülüyor. Osmanlı Hanedanı'nın politikalarına sempatiyle bakan bir alan yaratılmaya çalışılıyor. Öyle de, Osmanlı Hanedanı'nın gerçek yaşamda nesine özenildiği bu arada pek ilgi çekmiyor. Bu Hanedan'ın hangi politikasının şaşmaz bir bağlılıkla devam ettirildiği unutturulmaya çalışılıyor.

Osmanlı Hanedanı, 1527-28 yıllarından bu yana, yani günümüzden tam 482 yıl önce, borçlanmaya başlamış. Hangi dönemmiş bu: 'Kanuni' Sultan Süleyman Devri. Yani, Hanedan'ın tüm dünyaya yazdığı mektuplardaki hiyerarşide, en üst katı kendine ayırdığı dönem. Kimsenin Osmanlı Hanedanı'na karşı koymaya pek 'cüret' edemediği bir çağ. Nerden biliyoruz: Ömer Lütfi Barkan'dan. Barkan'ın Osmanlı arşivlerinden derlediğine göre, 1527 yılında Rumeli Vilayeti'nin tüm vergi gelirlerinin yüzde 23'ü, Anadolu Vilayeti'nin tüm vergi gelirlerinin yüzde 19.75'i, iltizamdan kaynaklanıyor. İltizam, örneğin Mısır'da, toplam vergi gelirlerinin yüzde 80'ine varabiliyor. İltizam, nedir, devletin, gelecekte beklediği vergiye karşılık borçlanması. Mültezim, devlete borç veren ve bu borç karşılığı olarak da belirli bölgelerin gelirlerine el koyan kişi. Bu bölgelerde durum: Aşırı sömürü, yağmanın her türlüsü. Bu borçlanma, iç borçlanma olarak anılıyor, mültezim'in (çoğul olarak alalım) devlete borç verecek kaynağı nereden bulduğu –yağma, vakıflar, rüşvet- tam belirli değil. Aslında bugünün borçlanma yöntemi (Hazine bonosu) ile benzerliği, borçlanmanın içeriye mi dışarıya mı olduğunun tam anlaşılamaması. Yağmanın yetersizliğinin Osmanlı Hanedanı'nı tuhaf cahilliklere yönelttiğini, 16 yy sonu 17yy başında örneğin, hızla gelişmekte olan tekstil üretiminin, ne öncesinde –öncesi yok zaten hiç bir yerde- ne de sonrasında görülmemiş bir uygulamayla, ihracat vergisiyle baltalanarak yok edilmiş olduğunu da arada ekleyelim, belki özenecek bir şeyler bulur birileri.

Osmanlı Hanedanı, devam ettikçe, borçlanmanın niceliği ve niteliği değişiyor, yani miktarı olağanüstü boyutlara ulaşıyor, koşulları da yabancı ülkelere egemenlik devrine. Bu açıdan, 1854 tarihi dönüm noktası. I. Abdülmecid döneminde başlayan ve Osmanlı Hanedanı'nın sonunu getiren sistematik sömürge borçları, ancak 1954 yılında, yüz yıl sonra yani, Türkiye Cumhuriyeti –ödeyen yine halk tabii ki, bu değişen bir veri değil- tarafından son kuruşuna kadar ödeniyor.

Günümüzdeki Osmanı Hanedanı hayranları, aslında Cumhuriyet'in dönüşümünde ilk nesil değil. Nesil deyince, borçlanmayı, ülkenin gelir getiren tüm kaynaklarının yabancılara satılmasını 'ilke' olarak benimseyenlerle, sistematik sömürgeliğe ilk büyük adımı atanlarla –daha önce de atılan 'güzel' adımlar vardı, unutulmasın- başlatırsak, 1980 Darbesi'nin hakkını hiç bir şekilde yemememiz gerekir. Bu Darbe, istemezmiş gibi görünerek getirdiği yöneticiler eliyle de sürdürdüğü, halen de devam ettirilmekte olan politikalarla, üzerinde egemenliği varmış gibi yaptığı ülkeyi sömürgeleştirme 'şerefi'ne sahiptir. Darbe, sadece Kürtleri ezip dağa çıkartmak, müslüman kesimi türban olayıyla provoke edip gericiliğe malzeme haline getirmek, aynı amaca yönelik olarak imam hatip okullarını, kuran kurslarını yirmi misline katlamakla 'şeref' kazanmamıştır, tüm bunları aslında ülkenin sistematik olarak sömürge haline getirilmesi sürecini gözardı ettirebilmek için yapmakla, ayrıca da madalyayı hak etmiştir.

Şimdi, borçlarımızın miktarını kimse söyleyemiyor neredeyse, yüzleri kızarıp sesleri kısıldığı için. Borç ödemek için, gelir getiren tüm varlıklar, yabancılara devredilmiş durumda. Ve Osmanlı'ya özeniliyor.

Osmanlı Hanedanı'nın en çok nesine özenildiğini de politikalar iyice ortaya çıkmış bulunuyor: borçlanmayla yaşayıp, sonra da bu borçların sistematik hale getirilmesi sonucu sömürgeliğe 'terfi' etmesine bu hanedanın, imreniliyor. İmrenilsin bakalım, özenilsin.

Açılım açılım denilen açılımlar bu hale geldi sonunda, hiç bir şey getirmeyecek bir noktaya, sırf bir emperyaliste söz verildiği için bu yıl sonuna kadar bir şeyler yapılmaya çalışılıyor, Türk ve Kürt zenginlerinin kendi aralarında hiç bir sorun yaşamamış oldukları, asıl facianın Türk ve Kürt emekçilerinin arasında yaşattırıldığı unutturulmak isteniyor.

Barış, oligarşinin kendi çıkarı için istermiş gibi görünmesiyle değil, aralarında hiç bir sorun bulunmayan Türk ve Kürt emekçilerinin sınıf bilinçleriyle bir araya gelmeleri sonucu sağlanacaktır. Ancak böyle bir barış, kalıcı olabilir, Osmanlı Hanedanı'na özenen bir grubun, 'yükseklere' verdiği sözü yerine getirmek amacıyla telaş içinde sağa sola koşturmasıyla değil.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları