Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Oligarşi Mağdur Halk Ne Alemde?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:09

Oligarşi iktidarı muhalefetiyle, sermayesi, askeri, bürokrasisiyle, mağdur. Zarar gördüğünü düşünüyor. Bu oligarşi dediğimiz bir kaç bin kişi, içinde bu gruba dahil olanlar da var, dahil olmak için elinden gelenin fazlasını yapanlar da, toplumun çok küçük bir azınlığı durumunda geri kalanı ne halde ola ki? Halk dediğimiz, yetmiş milyonunun on milyonu, çalışma çağındakilerin de dörtte ya da üçte biri, işsiz, nerdeyse tümü geçinemiyor, pahalılıktan, baskıdan, savaştan bunalmış durumda, onlar ne gibi bir halde olur ki, oligarşi tümüyle 'mağdur'sa?
Oligarşiden başladık, biraz açalım. Kolay değil tabii ki, hem bağımlı ol, hem piyasacı, hem gerici, hiç kolay değil! Bağımlı olduğunda bir kez, bağımlı olduğun sürekli bir şeyler ister, laf değil iş bekler, yapacaksın. İstedikleri, senin oligarşik pozisyonunu sürdürdüğün yerin geleceğini tehdit edermiş, saltanatının süresini kısaltırmış, önemli değil, bağımlısın, efendinin istediğini yapacaksın. Nokta. Piyasa? Bu da, iyi saatte olsunlar gibi bir şey, neyi ne zaman nerede isteyecek, belirsiz. "Onu sat bunu sat" der, satmazsan bir türlü, satsan, yani hediye etsen bir türlü. Giderler var, nasıl karşılayacaksın her şeyi satarsan? Gericilik? Bir dönem gerici olmanı ister, sonra bir bakarsın gericiliğin şahı diye sunduğu yapılanmaları sana karşı getirir, seni uzaklaştırmak ister? Ne yapayım ben böyle gericiliği? Bir dönem gericilikle iktidar olursun, bir bakarsın o da para etmez olmuş efendiler nezdinde, çünkü efendinin iktidarda hangi zevatın olduğuyla değil, işlerinin nasıl yürüdüğüyle ilgisi var, kim daha iyi yaparsa o gelir! Demokrasi var, söyleyip duruyorsun ya!

Bu nasıl bir empatidir demeyin, oligarşinin başı bu kadar beladaysa bizim sorunlarımız onlarınkinin yanında hiç kalırmış da demeyin, madalyonun bir de öteki yüzünü görmeye çalışmamıza izin verin. Ya gerçekten 'mağdur'larsa? Bizi bu ilgilendirmeli. Bir mağduriyet edebiyatıdır gidiyor, ya edebiyat değilse? Ya sallanıyorlarsa? Ya ilgili zevat, yarınını görmekten acizse? Ya 'efendi' de ne yapacağını bilemiyor ve de 'kul'larına doğru dürüst yönlendirmeler sunamıyorsa?

Bu açıdan bakıldığında, emperyalist kapitalist metropollerin yalakalarının 'tarihin sonu'ndan söz etmelerinin, ikide birde Marx'a göndermeler yapmalarının da bir anlamı olduğu düşünülebilir. Yoksa, neden işlerini güçlerini bir yana bırakıp sol ile ilgilensinler ki?

Bu iş, böyle gitmiyor. Gidemiyor. Kapitalizm, yeni bir büyüme alanı bulmak zorunda. Bu alan, öyle büyük öyle büyük karlar sunmalı ki, milyarlarca, trilyonlarlarca dolar sahibi kapitalistler bu alana akın etsinler, yatırım mı neyse –üretimin kitleselliğinin yıkıcılığı- onu yapsınlar, krizden de bir süreliğine çıkılsın. Yeni büyüme alanlarını bulmak da yetmiyor, bu alanda yapılacakların söyleminin oluşturulması gerekli, insanlara, onların 'inanma gereksinimi'ni karşılayacak ideolojik –tabii ki dinsel yönlendirmeleri de içeren- çalışmalar sunulması zorunlu. Bir takım kağıt parçalarına para yatırılmasını sağlayarak, hokus pokusla, mali piyasalarda kağıt üzerinde büyümeler oluşturup sanal –onlar, o çok küçük azınlık için gerçek- karlar dağıtmak 'suretiyle' kapitalizmin ömrünü uzatabileceklerini düşünenler, anımsayalım, nerelerden kimlerden 'anlı şanlı' görüşler alarak bu tezgahlarını hazırladılar, ayrıntılı çalıştılar. Şimdi, mevcut güvensizlik ortamında, gerekli 'çalışma'ların daha da titizlikle hazırlanması gerekiyor, ancak konuyu nerdeyse saniyesi saniyesine izleyenler, böyle bir hazırlığın belirtilerine raslamıyorlar. Belirti ortaya çıktığında da, kriz uzmanlarına göre, en azından sekiz on yıllık bir hazırlık gerekiyor, ardından ancak büyümenin –insanı ve çevreyi yıkıma uğratmanın bir adı- gözle görünür hale gelmesi sağlanabiliyor. Görüldüğü gibi, 'kriz'den çıkış öyle kolay olmayacak. Olursa. Emperyalizm, tabii ki, tüm bunları beklemiyor, savaşlar, sömürünün yoğunlaşması ve insanların birbirlerine kırdırılması 'icraat'ına devam ediyor. En iyi bildiği işi yapmayı sürdürüyor.

Oligarşinin 'mağdur'iyeti ortada. Öylesine ortada ki, bir zata, ziyaret ettiği yabancı ülkede konuştuğu o ülkenin gazetecilerinin kendi ülkelerinin çıkarlarını savunan sorular sormaları üzerine, siz ülkenizin genel kurmayının medyası mısınız diye dile dökülüveren boyutlarda şaşkınlıklarla kanıtlanıverir. Kapitalizmden söz ediyoruz: Bir ulus devletin gazetecileri, hangi ulus devletin çıkarlarını savunacaklar ki? Kendi devletinin değil bir başka devletin çıkarlarını savunan politikacılar tabii böyle şaşkınca şeyler söylerler diye geçiştirilebilecek bir durum değil bu mağduriyet, ya da rezalet, ayyuka çıkmış durumda. Adamı, bir anda 'Sultanım' diye çağırıverir 'el'in oğlu, öyle ya, o, kendi ülkesinin gazetecisi. Acınası duruma sokuverir salaklığı kibirle yoğuranı.

Bu 'mağduriyet'e bir son verilmesi lazım. Nasıl?

O 'ziyaret edilen' ülke var ya, o ülkenin halkı biliyor bu sorunun yanıtını. O ülkenin Parti'sine güç vererek gösteriyor mağduriyetlere nasıl son verilebileceğini. İşçisiyle işsiziyle memuruyla öğrencisiyle esnafıyla genciyle yaşlısıyla aydınıyla okuma yazma bileniyle kadınıyla erkeğiyle halk olarak biliyor ancak Parti'sinde birleşilerek sorunların aşılabileceğini, yeni bir dünya kurma yoluna girilebileceğini, giderek kurulabileceğini.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları