Selim Yalçıner
"Nazileri Kovduk, Almanya'ya Teslim Olduk!"
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23
Başlık, 89 yaşındaki Yunanlı Manolis Glezos’un. Yunanistan’ın yaşamakta olduğu ağır ekonomik krize ilişkin görüşlerini Alman Der Spiegel Dergisi’nin muhabirine bu sözlerle anlatıyor kurtuluş savaşçısı Glezos. Manolis Glezos, son günlerde mevcut koşullara isyanını anlatan tek direnişçi değil, 94 yaşındaki Fransız Stephane Hessel de yayımladığı kitapçıkta ülkesinin Nazilere direnişinin –kendisinin de en ön safta yer aldığı- hangi düşünce ve duygularla yapıldığını anımsatıyor, 1945’ten sonraki süreç içinde, kendi deyimiyle ‘finanskapital’in ağır boyunduruğu altına nasıl girildiğini irdeliyor, gençlerin aynı resistance ruhuyla bugünün haksızlıklarına, eşitsizliklerine, özgürlük kısıtlarına karşı koymaları gerektiğinin altını çiziyor. Hessel’e bir başka yazıda değiniriz, Glezos ve onun gibi düşünenlerin, Yunanistan’ın yaşadığı ağır krize ilişkin görüşleriyle devam edelim.
Önce Yunanistan krizinin ana hatlarına bakalım. Sermaye, ağırlıklı olarak Avrupa sermayesi, özel olarak Alman sermayesi, ilk egemenlik halkasında (yani kendi ülkesinde) faizlerin sıfıra yaklaşması nedeniyle büyük bir sıkışıklık yaşamaya başladığında, gözünü hemen en uygun yerlere, yani sermaye darlığı çekilen ülkelere dikti. Yunanistan, hem de Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak –sermayeye güven verecek koşulları kabul etmesiyle- tıpkı Portekiz gibi, tıpkı İspanya gibi, tıpkı İrlanda gibi, para, yani kredi, yani sermaye bekliyordu. Öncelikle Yunan bankaları, adlarını saydığımız diğer ülkelerin bankaları gibi, Almanya ve Avrupa’nın, hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin bankalarının uzattığı yüksek faizli kredileri vakum gibi emdi, özellikle tüketici kredisi olarak dağıttı da dağıttı. Bu kadar yüksek faizli kredilerin geri ödenebilmesi için karlı, hem de oldukça yüksek karlı sabit yatırımlara dönüştürülmesinin zorunluğunu hem kendileri biliyorlardı, hem de aklı başında bir çok uzman bu konuda açık, anlaşılmaması mümkün olmayan uyarılarda bulunmuşlardı. Kredi verenler de –başta Alman bankaları olmak üzere- durumun farkındalardı, en kötü durumda, neoliberal politikaların gereği (!) olarak, devletin, yani Alman Devleti’nin, giderek AB’nin devreye girip kendilerini mutlaka kurtaracağını –yurttaşlarının ceplerinden- umut ediyorlardı. Bu ‘umut’ların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, yani bankaların kendi merkezlerinin bulunduğu ülkeler yurttaşlarıyla gene aynı bankaların baskı ve denetim altında tuttukları başka ülkelerin yurttaşlarının ceplerinden kurtarılıp kurtarılmayacağı önümüzdeki günlerde açıklık kazanacak.
Glezos’a gelince: O, Nazi işgalcilerinin 31 Mayıs 1941 günü Girit’i de adadaki direnişi ezerek ellerine geçirip eğlenmeye başladıkları anda, arkadaşı Lakis Santas’la Akropolis’e tırmanıyor, Atina’nın üzerinde dalgalanan gamalı haçlı Nazı bayrağını gönderden indirerek yırtıp parçalıyordu. “Almanlar’a, asıl direnişin şimdi başladığını, Girit’i aldıkları için boşuna eğlendiklerini kanıtlamamız gerekiyordu,” diye eylemini anlatan Glezos, 1942 yılında Alman işgalcileri tarafından direnişçiliği, 1948 yılında (İç Savaş nedeniyle) da komünist olduğu gerekçesiyle Yunan Yönetimi tarafından idama mahkum ediliyor. 1967 yılında Cuntacılar Glezos’u hapse atıyorlar, bitmiyor, geçen Mart’ta da tasarruf önlemlerini protesto ederken yaralanıyor yaşlı –genç- direnişçi.
“Almanya, Yunanistan’a İkinci Dünya Savaşı’nda verdiği ekonomik tahribat ve Distomo, Kalavrita ile diğer kentlerdeki katliamları nedeniyle 162 milyar Avro borçlu. Bu borç unutturulmuş gibi davranılıyor. Yunanistan’ın 600 milyar Avro borcu olduğu söyleniyor. IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Birliği’nden oluşan ve Almanların sözünün geçtiği troyka, Yunanistan’a el koymak istiyor. Buna direneceğiz. Nazilerden kurtardığımız ülkemizin yeniden Alman egemenliğine geçmesine izin vermeyeceğiz,” diyor genç (89) direnişçi.
Alacaklılar, yani Yunanistan’dan 600 milyar Avro alacağı bulunanlar, bu ülkeye, özelleştirmeleri tamamlamasını ve işçilerle memurlarının ücretlerini, maaşlarını, sosyal yardımları, zorunlu kamu harcamalarını kısmasını, ayrıca da çalışanların sayısını azaltmasını öneriyorlar. Özelleştirmeler, aldığı kredileri büyük ölçüde tüketim kredisi olarak dağıtan Yunanistan’ın vergi gelirlerinin sınırlılığı göz önüne alındığında, bu ülkenin iflası anlamına geliyor. Şimdi Batı (Borç verenler kulübü) medyalarında, Yunanistan’ın hiç olmazsa ‘uzun süreli iflas’a yönlendirilmesinin ‘iyi’ olacağı belirtiliyor. İflas kesin de, bari uzun süreli olsun diyorlar alacaklılar. Neyin ‘alacaklısı’ iseler, sanki üretimi yapan, değer üreten kendileriymiş, işçiler değilmiş gibi.
Yoğun siyasi tartışmalar arasında, Yunanistan’la ilgili bu yazının amacı ne olabilir?
Türkiye, Yunanistan’dan çok daha yüksek faizle borçlanıyor, tıpkı Yunanistan gibi, aldığı kredileri üretime yönlendiremiyor, bırakın üretimi artırmayı, sanayi kullanım kapasitesini yüzde 70’e çıkarınca bayram yapabiliyor, sıcak soğuk artık nasılsa, her yıl 60 milyar doların üzerinde bir paraya (krediye, borca) ihtiyacı var. Bu para akışı kesilirse ne olur diye sorulduğunda, soru sorulanın beti benzi atıyor.
Bir de, Türkiye’de, sözünü ettiğimiz sıkıntıları birçok başka sorunla birlikte dile getirerek boyun eğmeyelim diyenlere, yaşları ne olursa olsun, ısrarla ve ‘taammüden’, kulak asılmıyor.
Komşuda (Yunanistan’ta) sorun var diyerek schadenfreude (Başkasının sıkıntılarından mutlu olma durumu) gösterenlere ya da komşuda sorun var (Suriye) dolayısıyla onu birazcık işgal ediversek ne olur (Acınacak bir salaklıkla) diyenlere olağanüstü bir aymazlıkla inanılıyor.
90 yaş grubu direnişçileri ise, direniş öneriyorlar, direnmek, kurmaktır diyorlar.