Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

NATO budur işte!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:21 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:21

Aç bırakarak öldürmek. NATO denen örgüt bunu yaptı. Bunu hep yaptı da, sadece Libya göçmenlerinin dramı artık gizlenemediği için Örgüt’ün karakterini tüm dünya ‘açık ve seçik’ bir biçimde görebildi. NATO, oligarşilerin –en çok gücü yetenlerin- silahlı gücü olduğunu ve ‘özgürlük ve demokrasi götürme’yle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belki başka bir şekilde kanıtlayamazdı.

Çok kısa anımsayalım:

NATO, Amerikanca adıyla North Atlantic Treaty Organisation Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin başını çektiği ve ilk olarak 13 ülkenin katılımıyla, 4 Nisan 1949 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan bir Örgüt’tür. Türkiye oligarşisi, savaş sonrası yarattığı Sovyetler karşıtı propaganda ve yönlendirme ile bu Örgüt’e katılmaya can attı. Sovyetler Birliği’nin, neden Türkiye’nin doğusuna el koyamadığı ve Boğazlar’a yerleşemediği, kim ya da kimlerin bu ülkeyi engellediği gizlenmeye çalışıldı. Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin doğusuna ve Boğazlar’a yerleşmesine karşı koyabilecek hiçbir gücün o dönemde bulunmadığı, unutturuldu.

Kapitalist emperyalist metropollerin 1939-1945 arasında ‘cennet’i yaşayan –ki aynı dönemde milyonlarca insan, cehennemde boğuşuyor, can veriyordu- savaş endüstrilerinin savaş bittikten sonra batmaması için gerek duyulan olanak, 25 Haziran 1950’de hazırdı: Kore Savaşı.

Kendine ‘Hür Dünya’ adını takan başta ABD olmak üzere kapitalist emperyalist metropoller, Kore’nin ‘komünistlerin eline geçmesini engellemek amacıyla’ bu ülkedeki uzantılarına askeri yardıma başladılar. Türkiye, şimdi yere göğe sığdırılamayan Adnan Menderes’in Başbakanlığı ve Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, oligarşilerin kullandığı bir başka örgüt olan Birleşmiş Milletler emrine Kore’de koca bir tugayı sundu ve bu birliği oluşturan Anadolu çocuklarının kanı pahasına NATO’ya ‘sığındı’. Ölenler, sermaye için öldüler ve sonunda Türkiye’ye NATO’dan ‘davet’ geldi, bu emperyalist örgüte uzun çabalar sonunda 19 Şubat 1952 tarihinde ülkemiz üye ettirildi. O günden bu yana da ‘Hür Dünya’ ya da ‘Özgürlük ve Demokrasi’ palavrası için askerlerimiz dünyanın çeşitli yerlerinde ‘görev’ görüyorlar.

İşte bu silahlı örgüt, geçtiğimiz günlerde Libya’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan 72 insanın içinde bulunduğu tekneden gelen SOS’leri duymazdan geldi ve NATO askerlerinin, uğradıkları faciayı gözleriyle helikopterden saptadıkları ve bir kaç şişe suyla bir kaç paket bisküvi atma ihtiyacı duydukları –durumu tam anlamıyla kavradıklarını böylelikle belli ettikleri- tam 62 insanın açlıktan ölümüne seyirci oldu. Oldu da, dünya kamuoyu, nedir bu NATO, nasıl bir silahlı örgüttür, insanların açlıktan kırılmalarına nasıl göz yumar diye ayağa kalktı. Dünya kamuoyu bu, tabii ki balık hafızalı, bir kaç gün sonra unutur diyeceksiniz, tıpkı Fukuşima rezaleti gibi, tıpkı YGS sahtekarlığı gibi, haklı da olabilirsiniz, ama biz de yazarak bir yerlere kayıt düşme özgürlüğümüzü kullanıyoruz işte.

Açlıktan ölenler, son nefeslerini dualarına ayırmışlar. Dua edip durmuş zavallılar. NATO, duadan ne anlar dememişler, umutlarını kesmemişler.

NATO bu yoksul kardeşim, zenginlerin, gücü yetenin silahlı örgütü, yoksulları yoksullara karşı kullanmak üzere kurulmuş, yoksulu yoksula kırdırmak üzere, silah üretip satmak üzere, duayla muayla ne ilgisi var?

Bu durumda, yoksul, kendisinin ve ailesinin yaşamını sürdürebilmek için sürekli mücadele vermek zorundu bulunan insanlar, bu ve benzeri silahlı örgütlere karşı ne yapabilirler?

Çok şey. Dostunu düşmanını tanımak öncelikle. Bunu yapabilirler. Kim çocuğu elinden kapılarak sermaye uğruna öldürtülecek, kim çocuğu umutsuz bir halde sokağa salınacaksa, bir televizyon dizisi izlerken çalıştırdığı kadar kafasını çalıştıracak, gereğini yapacak.

Dostunu, düşmanını ayıracak.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları