Selim Yalçıner
Müzik: Şiddet, İşkence ve Ölüm Aracı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23
Müzik olgusu, kavramı, sanatı üzerine düşündüğümüzde, çoğunlukla hoş, güzel, kimi zaman hüzünlü ama gene de çekici, içine alıcı, kucaklayıcı imgeler kullanırız. Müziği bir şiddet, işkence ve ölüm aracı olarak görmeyiz. Susam Sokağı adlı çocuk dizisinin müziğini ve dizide geçen 200’ün üzerindeki şarkıyı –notalarını da- yazan besteci, ABD vatandaşı Christopher Cerf de böyle düşünüyordu, ta ki, müziğinin, kendi bestelediği eserlerin, Guantanamo’dan Irak’a, Afganistan’a kadar, bir şiddet, işkence ve ölüm aracı olarak kullanıldığını duyuncaya kadar!
Cerf, çocuklar için yazdığı şarkıların nasıl olup da işkence aracı olarak kullanılabileceğini anlayabilmesinin kolay olmayacağını hemen algıladığından, bu konuya ayrıntılı bir biçimde eğilmesi gerektiği sonucuna vardı ve yapımcı yönetmen Tristan Chytroschek ile bir belgesel tasarladı. Gerekli izinler alındı ve iki sanatçı, Guantanamo’da hem tutukluları sorgulayanlar ve sorgulananlarla, hem Irak ve Afganistan’da sorgular yürütenler ve CIA’nın sorgucularıyla, hem de işkence müziği üreten firmaların sahipleri ve yöneticileriyle röportajlar yaptılar.
Cerf, müziğin: Anlamlandırmalarla işleyen ve ruhu kavrayan işlevinin bir büyü olduğunun iyileştirme amaçlı kullanımının yararlarının anında duygusal tepkiler üreten bir akort dizisi ve ritim oluşturduğunun beğenilmesinin bedenler tarafından yönlendirilebileceği olasılığının seslerinin dizilişi ve bütünlüğünün fizyolojik yapımızla karşılıklı iletişim içinde bulunabileceğinin ve ritimlerinin örneğin kalp atışı ya da solunumla bağlantılandırılabileceğinin farkındaydı.
Cerf, müzikteki en önemli duygusal sinyallerden bazılarının insan konuşmasına ses verdiğinin de, insana ait temel duyguların tüm kültürlerde ortak olmasının, müzikteki oynamaların birçok müzik türünün evrensel çekimini açıkladığının da bilincindeydi, şarkıların insanı mutlu edenler ve hüzünlendirenler olarak ikiye ayrılabileceğinin de.
Dahası, insan duygularının başlıca özelliklerinden birinin değişmeleri fark etmeye ayarlanmış bulunması olduğunu değişmelerin aşık olma ya da piyango kazanma, hasta olma ya da bir yakınını kaybetme gibi durumlarda ortaya çıkabileceğini ve dikkat uyaranını devreye hemen sokacağını biliyordu, müziğin seste düzen anlamına geldiğini ve bu düzende meydana gelebilecek oynamaların, melodi, yapı ve ritimdeki çeşitliliklerin insan dikkatini uyaracağının bilincindeydi. Kültürel farklılıkların gam, ton ve armoninin kullanımını ayrıştırabileceğini, ancak bunun asıl amaç yolunda, müziğin dinleyenin dikkatini çekmesi hedefine ulaşma çabasında herhangi bir sapmaya yol açmayacağını biliyordu, altı aylık bebeklerin sözlerden çok müzikten etkilendiklerini, annelerinin kendilerine şarkı söylemesi durumunda hipnotize olacaklarını da.
Prusya marşlarının, Afrika savaş danslarının ve Heavy Metal müziğinin dinleyenlerde ne tür etkiler yarattığının farkındaydı.
Bir şeyi bilmiyordu: çocuklar için bestelediği barışçıl şarkıların şiddet, işkence ve ölüm aracı olarak kullanılabileceğini.
Christopher Cerf ve Tristan Chytroschek sorgucular ve sorgulananlarla konuştular, müziğin kötüye kullanımının en ‘son’ ve en ‘bilimsel’ örneklerine ulaştılar.
“Dokunmaksızın İşkence” kavramını ilk kez bu belgesel çalışmaları sırasında duydular. CIA sorgucuları, iki sanatçıya, gözaltına aldıkları ya da tutuklattıkları, farketmez, insanlara, yüksek volümlü ve sürekli müzik dinletip onların direnme gücünü nasıl kırdıklarını anlattılar. Amerikan askerleri, belgesele, kendi aralarında gizli bir milli marş halini almış olan, çok sevdikleri, “Drowning Pool”un “Bodies” parçasını dinlettikleri tutukluların nasıl perişan olup çözüldüklerinden örnekler verdiler. İki sanatçı, Pentagon müteahhitleri arasına müzik şirketlerinin de girdiğini öğrenip bu tür müzikleri üreten şirketlerin –utandıklarını gizleyecek halleri kalmayan- sahipleri, yöneticileriyle konuştular, onlarla röportajlar yaptılar. Gösteri yapan bir kalabalığı dağıtmak için polis aracının hoparlörlerinden hangi tür ses ve müziğin yayınlandığını kaydettiler. Bir olayı canlı çekip polis aracından çıkan sesin ardından kalabalığı oluşturan insanların kulaklarını nasıl kapatıp kaçtıklarını görüntülediler. Cerf, bunlarla da yetinmedi, kendisini kafasında bir çuvalla, karanlık bir hücreye kapattırdı, bu tür müziğe saatlerce nasıl dayanabileceğini görmek istedi.
Müziğin, insanlığın (şiirle birlikte) bu belki de en yüksek ürününün, kötüye kullanımının ne boyutlara vardığını böylece belgelediler, bir tür insan’ın –ya da bir tür organizmanın- insanlığın en yüksek emeğine ne anlam verdiğine tanık oldular.