Selim Yalçıner
Muhalefet, 'istenmediği için' ortadan kalkar mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:29 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:29
İktidarların, muhalefetten, en hafif bir deyimle, ‘hoşlanmadıkları’ biliniyor. Hoşlanılmasa da muhalefet oluyor, bunun içeriği, yoğunluğu ve yönü ise, durumlara göre, değişiklikler gösteriyor. Muhalefet, kapitalizmden söz ediyoruz, eğer sınıfsal, yani bir sınıfın kendi sınıfsal çıkarlarını korumak için sınıf bilinciyle yaptığının, daha açık olarak, işçi sınıfının, sınıf bilinciyle ve kendi sınıfının örgütsel olanaklarını kullanarak yaptığının dışında bir süreç izliyorsa, büyük ölçüde, oligarşik çıkar çelişkilerinin sonucu olarak ortaya çıkmış olarak ele alınabilir. Muhalefet, bu bağlamda, ‘istenmediği için’ ortadan kalkmaz, türlü görünümler, söylemler altında devam eder.
Sorun, böylesi bir muhalefetin, yani oligarşi içi bir çıkar çatışması sonunda ortaya çıkan muhalefetin, başarılı olabilmek için kullanacağı söylemler, girişeceği ittifaklarla çıkarları sömürüyle, baskıyla, savaştırılmayla çelişen emekçi kesimlere ne getireceği, onlardan neler götüreceği.
Sömürü, özgürlük kısıtları ve savaştırılmaya karşı yaşam savaşımı veren kesimlerin, oligarşi içi çatışmalarda ‘müttefik’ olarak değerlendirilmeleri, gezegen boyutunda yaygınlık taşıyor.
Nasıl oluyor da, önceki paragrafta durumlarını andığımız kesimler, oligarşi içi çatışmalarda yer alabiliyorlar, kapitalizm içi çıkar kavgalarında taraflardan biri ya da birkaçı lehine ‘hatta’ yaşamlarından olabiliyorlar?
Bu soruya bir çok yanıt verilebilir. Kanımca, bu duruma, toplumun sömürü, özgürlük kısıtları ve savaştırılmayla ‘gerçek yaşamlarında’ savaşım veren, vermek zorunda olan kesimlerinin önce ayrıştırılmaları, etnik ve dinsel-mezhepsel kimliklerinin durağanlaştırıcı etkilerine çekilmeleri, ardından da, bu durağanlaştırıcı etkiden yararlanılarak yalnız bireyler haline dönüştürülmeleri ve içine sokuldukları her yani kapalı ancak kırılıp dağılmaması için uyduruk ‘gerekçe’lerle bir arada tutulmaya çalışılan‘cam küre’nin sınırladığı sembolik evrenlere hapsedilmeleri yol açıyor.
Biraz açalım. Etnik ve dinsel-mezhepsel düşünceler, kapalı ve kendi içinde tutarlıymış görüntüsü veren, bu algıyı yaratan, algının ardından gelmesi gereken ‘anlama’sürecini bypass ederek –bu gerekliliği ihmal ederek- kendine göre anlamlandırmalara yönelen sınırlı ancak etkili söylemler olarak kullanılıyorlar. Anlamlandırmalar, yalnızlaştırılan bireyin içine sokulduğu ‘cam küre’nin, yıkılmaları hem çok zor, hem de çok kolay olan yamaları olarak işlev görüyorlar.
Etnik ve dinsel-mezhepsel söylemlerle bir arada tutulmaya çalışılan ‘cam küre’ neden çok zor ve çok kolay yıkılabiliyor, çelişkili gibi görünen bu duruma nasıl ulaşıyor?
Dayanışma gereksinimi burada önemli bir görev görüyor kanımca. İnsanlar, özellikle zor durumlarında, dayanışmaya gerek duyuyorlar, bu duyguyu verdiğine inandıkları oluşumlara yöneliyorlar. Aksi halde, Meksika’nın Chiapas bölgesindeki Zapatistalar, Gazze’deki Hamas, ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler gibi deneyimlere tanık olunmaz, 2012’nin 6 Ocak Günü Vatikan’da toplanan yüz binlerce kişinin arasında bulunan yabancıların çoğunluğunu, işsizliğin yüzde 20’lere ulaştığı İspanya’dan, hatta krizi yoğun bir biçimde yaşayan Ortodoks Yunanistan’dan gelenler oluşturmazdı.
Bir ‘büyük’ içinde bulunmak, o ‘büyük’ün gücüne sığınmak, zor durumda bulunanların şu anda dayanışmadan genel olarak ne anladıklarını gösteriyor. Gerçeğin tamamı bu değil tabii ki, aynı İspanya’da dayanışmayı zaten içselleştirmiş bulunan sosyalistlerin, komünistlerin etkisi giderek artıyor, Yunanistan’da komünistlerin sömürülenlerin, ezilenlerin, özgürlükleri kısıtlanmaya çalışılanların yürekli öncüsü olmaları ve de öyle kabul görmelerinin yükselmesi gibi.
Chiapas, Gazze, Mısır’da olanların, yani Zapatistalar’ın, Hamas’ın, Müslüman Kardeşler’in ortak yanı ne olabilir ki? Zapatistalar’la Müslüman Kardeşler nasıl aynı tümce içinde yer alabilir?
Dayanışma kavramı, bu farklı örgütleri bir araya getiriyor. Burada özenle vurgulanması gereken, andığımız örgütlerin sermayeye, kapitalizme, sömürüye, özgürlük kısıtlarına ve savaştırılmaya bakışlarındaki farklılık. İspanyol ve Yunan komünistleri, Zapatistalar bir yana, Hamas ve Müslüman kardeşler bir başka yana ayrılıyor böylelikle. Hamas ve Müslüman Kardeşler’in sömürüyle herhangi bir sorunları olduğunu –birkaç gönülsüz slogan dışında-duyan yok, tam tersi geçerli, komünistler ise, tüm kötülüklerin kalbine yöneliyorlar, bunu dayanışmayı içselleştirerek yapanların –sel baskınında olduğu gibi- uzun dönemde başarılı olacakları kesin.
Muhalefet, iktidarı en basit ve küçük ölçülerde de olsa, arayabilmekle başlıyor. Dayanışmayı bugün, bu saat, bu dakikada hem de, teorisi ve pratiğiyle, tüm varlığıyla inanarak gerçekleştirenlerin iktidara yönelmeleri başlamış diye düşünülebilir. Dayanışmayı, ancak sömürünün, özgürlük kısıtlarının, savaştırılmanın karşıtı olanlar gerçekleştirebilirler, yaşanası bir gezegeni ancak onlar kurabilirler.
İnsanların etnik ve dinsel-mezhepsel ‘kimlik’leri istismar edilerek yalnızlaştırılıp içine sokuldukları ve çok sınırlı anlamlandırmalarla zar zor işleyen ‘cam küre’, her yanından çizikler alıyor. Bu çiziklerden biri ya da birkaçı, çatlağa dönüştüğünde, yeni ve anlamaya gereken önemi veren bir düşünce ve duygular süreci, o yalnızları akıl ve yürekle işleyen dayanışmaların oluşumuyla bir araya getirecek ve yeni bir dünyaya yöneltecek kanımca. Sanata, sanatçılara burada olağanüstü büyük görevler düşüyor, bu da bir başka yazının konusu olsun.