Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Kapitalist Uygarlığa Bireysel Destek, Sınıfsal Karşıtlık

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30

Kapitalist uygarlığın geleceğinin, bizzat bu uygarlığın önde gelenleri, sözcüleri tarafından oldukça karanlık görülmesi ve bu durumu değiştirebilme konusundaki iktidarsızlıklarının itirafına paralel olarak, kapitalist uygarlık içinde bulunan ve konumları itibariyle sömürülen büyük kitlelerin –milyarlarca insandan söz ediyoruz- bu yapıya, kapitalist uygarlığa, bireysel desteklerinin sürmesi ile mevcut koşullardan memnun olmayan ve sınıf bilinci giderek yükselen bir kesimin de hem ulusal hem de uluslararası bağlamda sınıfsal arayışlara yönelmesi eşzamanlı yaşanıyor.

“Belirsizliğin, Tanrının, insanlara en büyük laneti olduğunu” söyleyen Selahaddin Eyyubi’yi doğrularcasına yaşanan bu olgu, Soros’a, “Küresel ekonomik sistemin çökmekte olduğunu,” (Alper Birdal, 26 Ocak 2012, soL Portal), kapitalist uygarlığın önde gelenlerine –Davos toplantıları bağlamında ve ‘kendi’ ağızlarından- “Büyük bir iktidarsızlık içinde bulunduklarını” (Ergin Yıldızoğlu, 30 Ocak 2012, Cumhuriyet Gazetesi) vurgulatıyor.

Belirsizlik, kendisinin ve ailesinin günlük yaşamlarını sürdürebilmek için uğraşanların –şu anda- oldukça büyük bir bölümünün, verili durumun, yani sömürünün sürebilmesi için ellerinden geleni (ücret kısıntıları, ücretsiz fazla mesai, toplu pazarlıklarda geriye düşüşlere yol açan ödünler) yapmalarına yol açıyor bir yandan öte yandan, kapitalist uygarlığa karşı komünizmin yükseltilmesine yönelik anlamlı çabaların örneklerinden birini, Yunanlı, Suriyeli ve Portekizli komünist önderlerin katılımıyla gerçekleşen ( “Sosyalizm Kazanacak”, Ankara Arena Spor Salonu, Türkiye Komünist Partisi) ile sunuyor.

Sömürüye birey olarak destek vermekle sınıf olarak karşı çıkmak, verili ve kaotik özellikleri giderek netleşmeye başlayan sürecin yaşadığımız anının paradoksal bir görünümünü yansıtıyor gibi görünse de, aslında, bireylerin kendi sınıfsal –işçi, işsiz, ezilen, savaştırılan, özgürlük kısıtlarıyla boğulmaya çalışılan- konumlarının bilincine varmalarının ve etnik, dinsel ‘kimlik’lerinin aldatıcı yetersizliğini yaşayarak görmelerinin neden olacağı nitel dönüşüme doğru hızla yol aldıklarının belirtilerini de giderek artırıyor.

Çok değil, bundan bir kaç yıl öncesine kadar, gezegen komünistleri, uluslararası dayanışmayı (Tüm ülkelerin İşçileri, Birleşin) Karl Marx’in Highgate’deki o sade mezar taşındaki ve de geçen yüzyılda yaşanan devrimler ve toplumsal dönüşümlerde yaşama geçirilebilmiş bir ifade olarak değerlendirebilirlerdi. İşçi sınıfının uluslararası dayanışmasının, en gerekli olduğu koşullarda nasıl büyük bir vurdumduymazlıkla unutulabildiğinin örnekleri ise, sayılmakla bitmiyor.

Alman işçi sınıfının, ülke ekonomisinin sürükleyici sektörü olan otomotiv endüstrisi ile yan endüstrilerinde çalışan oldukça büyük kesiminin, krizi en acımasız biçimiyle yaşayan Yunanlı kardeşleriyle uluslararası dayanışmasından bugün, bu tarih itibariyle söz edebilmek ne kadar zor görünüyorsa, pek yakın bir gelecekte, kendini sadece o gün için kurtarabilme endişesini geride bırakıp işçi sınıfının –işçisi işsizi ile- uluslararası dayanışmasını yükseltmesi de o denli olası.

Türkiye Komünist Partisi, 29 Ocak etkinliğiyle verili koşullarda Yunanlı, Portekizli, Suriyeli ve Türkiyeli komünistlerin uluslarüstü birlikteliğini oluşturabilme konusunun hiç de hayal olmadığını gösterdi. Yakın bir gelecekte, küresel egemenlerin iktidarsızlıkları giderek daha anlaşılır bir hal aldığında, sömürülen, bastırılan, savaştırılan, özgürlük kısıtlarıyla boğuşturulanların uluslarüstü niteliği umulmadık oranda yükselebilir.

Kapitalizme karşı mücadelenin ve bu sürecin uluslarüstü niteliğinin yükselmesi, kendiliğinden oluşmaz (Metin Çulhaoğlu, “Marksist çözümleme her şeye kadir mi?”, soL Portal, 28.01.2012) şu anda sömürülenlerin arasında bulunmak için can atanların, sömürünün, ortadan kaldırılması zorunlu bir onursuzluk olduğunda sosyalistlerle görüş birliğine varmasıyla, çalışanı çalıştırılmayanı ile işçi sınıfının özne haline gelmesiyle, kendi için sınıf olmasıyla gündeme gelebilir.

Bunun için, etnik ve dini ‘kimlik’lerin özgürce yaşanarak aşılması ve kapitalist uygarlığın tek yaşam biçimi olmadığının –kapitalist ideologların endişe içindeki mırıldanmaları ve Marx’a yaptıkları göndermelerin giderek artması da dikkate alınarak- içselleştirilmesi gereklidir ki, durumun sürdürebilirliğinin olanaksızlığını, kapitalist uygarlığın sözcülerinden çok daha yoğun ve sınıf içerikli olarak, yüksek bir anlatım gücüyle vurgulamayı zorunlu kılar.

Anlatım gücünün, basitliğiyle doğru orantılı işlediğinin bir örneğini de Oğuzhan Müftüoğlu, Habertürk TV’deki bir tartışma programı sırasında, programa katılanları 12 Eylül 1980 darbesinin, emperyalistlerin, Türkiye’nin merkez ülkelerin çıkarlarına açık hale getirilmesi amacıyla başlatılan 24 Ocak Kararları’nın daha rahat uygulanabilmesi için desteklemesiyle yapıldığına, darbecilerin, toplumsal muhalefetin faşist çetelerce bastırılmaya çalışılması sürecinden de, darbeyi yapabilmek için yararlandıklarına olabildiğince basit ancak o denli de güçlü ifadelerle ikna ederek sundu.

Güçlü anlatımın, güçlü dayanışmalarla ilerlemesiyle kapitalist uygarlığa karşı yeni olasılıkların, sosyalizmin, daha etkin gündeme sokulabileceğinin, karamsarlığın umuda böylelikle dönüştürülebileceğinin belirtileri her geçen gün artıyor.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları