Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

İstanbul'un Fethi 1453, İşgali 1953

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:00

Başlık, bir süre önce yitirdiğimiz Demirtaş Ceyhun'un. İşgal, neden 1953'te oluyor, dönemin başbakanı Adnan Menderes'in ilk imar affını çıkarttığı yıl olması nedeniyle. Menderes, neden ilk imar affını çıkarmış olan başbakan sıfatını –tarih ölçeğinde- kazanmayı göze alarak bu işe girişiyor, oy almak için, çok oy, kitlesel oy alıp iktidarını sürekli kılabilmek için. Sadece İstanbul'u değil, bu ilk Af'la, Türkiye'nin tamamını yağmaya açıp başka ülkelerde görülmeyen bir uygulamayla, kendisinin ve partisinin iktidarını kalıcılaştırmaya çalışırken o iktidarın sürdüğü ülkeyi yok etmeyi, tarihe böyle geçmeyi kabul ettiği için. Bugünlerde, sele kaptırdığımız 30'un üzerinde insanımızı üzüntüyle anarken, bu üzüntülere yol açan kişiyi, kişileri, partileri, yönetimleri de hiçbirini eksik bırakmadan, bir başka türlü anmakta –unutmamakta daha doğrusu- yarar var. Kamu arazilerini, sizin benim hepimizin, tümümüzün üzerinde hakkımız olan alanları birilerine, sadece o insanlardan oy alabilmek için dağıtan, bunu yaparken de, o günlerde sıkça dile getirilen eleştiri ve sakıncaları dinlememekte ısrar edenlerin asla unutulmamasında aslında yarar değil, zorunluk var.

Son kayıplarımız, 1953 yılındaki o imar affının kurbanlarıdır. Benzeri nedenlerle ilerde uğrayacağımız kayıplar da. O ilk af, sonrakilerin 'müjde'sidir, bizlerin topraklarımızın küçük gruplara yağma olarak dağıtılacağının habercisidir. Öyle de olmuştur. O şimdi yerlere göklere sığdırılamayan Osmanlı bile bu kadarını yapmamıştır, yapamamıştır. Yağmayı, her baharda sefere katılmayla sınırlandırmaya devam etmiştir, İstanbul'u –tabii ki o dönem için çok daha önemli başka nedenlerden dolayı da- 500 yıl yağmalat(a)mamıştır.

Osmanlı Hanedanı'na ilişkin bir kaç anımsatma yapmak gerekirse: Hanedan, sıradan bireylerin yağmadan pay almalarını, savaşa katılmaları koşuluna bağlamıştır Hanedan, asıl büyük yağmaları, Düvel-i muazzama'nın ya da elçilerinin önerdiği kişilere imtiyazlar vermek suretiyle yaptırmıştır Hanedan, savaşta 'yarar'lılık gösterenlere, belirli sayıda bir süvari grubuyla gelecek savaşa katılmaları koşuluyla timar denen toprakları kullanım amaçlı tahsis etmiştir.

Tarih, belirli bir gözle bakıldığında ne kadar ilginç süreçleri açıklığa kavuşturuyor, değil mi?

Bir önceki paragrafı şöyle de güncelleyebilir miyiz?

Oligarşi, bireylere yağmadan pay vererek –kamu arazilerini onlara dağıtarak- susmalarını, hak arama gibi 'tuhaf' hareketlere kalkışmamalarını, kendilerini desteklemelerini, çocuklarını seve seve askere göndermelerini sağlamaya çalışmaktadır Oligarşi, emperyalist kapitalist metropollere, onların gösterdiği kişi ya da kurumlara büyük avantajlar sağlayacak imtiyazlar vererek hoş görünmeye çabalamaktadır Oligarşi, timar sistemini, istediği kişiyi servet sahibi kılmak için biraz biçiminde değişiklikler yaparak aynen sürdürmektedir. Şimdi kendine, sevinerek kapitalist, utanmadan da burjuva –burjuva bağlamında tabii ki- diyenlerin büyük çoğunluğu, timar kullanmaktadırlar ve bu timar düzeninin sürebilmesi yani iktidarın kendilerine yönelik 'teveccühü'nün devam edebilmesi için de iktidar partisinin isteklerine karşılık vermektedirler. Yoksa 'timar'ları ellerinden gider, şirketlerine başkaları el koyar.

Ha, kamu arazilerinin hiç bir denetime –yurt sevgisi, gelecek kaygısı gibi insani değerleri de ekleyerek- tabi olmaksızın dağıtılması sonucunda, dere yatakları imara açılmış, orada yerleşen insanlar sele kapılarak ölmüşlerdi, konuya buradan girmiştik, oligarşi için bunun bir önemi var mı?

Haklısınız. Verdiğiniz yanıta göre yaşamımızı düzenlersek, yapacağımız işlerde oligarşiden en küçük bir akıl bile almaya gerek duymayacağımız kesin.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları