Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

İnsanı Sevmek, Bizi Sevmek

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58

Daha eşit, daha adil, daha özgür, sömürüsüz savaşsız bir dünya istemek bu gezegenin insanlarının onurlu bir biçimde, temel gereksinimlerinin karşılanmasını ve kendilerini gerçekleştirme yolunda ilerlemelerini istemektir de, onları sevmektir. İnsan sevgisinden, ama burjuva yüzeyselliğiyle ilgisi olmayan bir insan sevgisinden kaynaklanmayan bir sol, sosyalist hareket düşünülemez. İnsan sevgisi, doğal olarak çevreye saygıyı içerir, çünkü çevresi harap edilmiş bir insan, insanlığa yaklaşamaz, kendini gerçekleştiremez. Çevre dostu olmak burada, çevreyi, kitlesel üretimle katletmiş olanların ağızlarına sakız olan çevrecilik söylemini kabul etmek değildir çevrenin bozulmasını bilerek sağlayan bir kaç bin kuruluşun ve onların 'temsilcilerinin', doğayı yoketme suçunu gezegen sakinlerinin tümünün omuzlarına yıkmaya çalışmasını onaylamak hiç değildir yaşamı amaçlayanların, yaşam çevresidir. İnsanı sevmek, insan ve çevresinin yaşamı sürdürebilme savaşına destek vermektir.

İnsanı sevenler, aynı yolda yürüyenleri, giderek birbirlerini, hatta kendilerini seviyorlar mı, günlük yaşamın ve dayattığı siyasal ortamın acımasızlığı, buna olanak veriyor mu, bilemiyoruz. Ancak, belki biraz uzaktan daha başka görülebiliyor, sevilecek çok şey var.

Yakın çevreden başlarsak Türkiye Komünist Partisi'ne son yerel seçimlerde -artık olay görece soğuduğu için biraz daha kolay girebiliriz bu konuya- 80 bin kişi oy verdi. Bu sayı, seçim politikaları gereği başka adaylara da destek verildiği için 100 bin olarak kabul edilebilir. Yazıyla, yüz bin kişi, diğer sosyalist oyları da sayarsak (Ayrıca, gerici partilerin belirli yerlerde kazanmalarını önleyebilmek için CHP'li adaylara destek veren sosyalistlerin oylarını da eklediğimizde) daha, çok daha büyük bir kitle, bu ülkede yapılanlara karşı, bambaşka bir dünya arayışında. Bu sayıyı, sağ partiler için çalışanların sayısıyla karşılaştırmayalım. Karşılaştırmayalım ama, sağ partilerin belki de toplamı, bu yüz bin ve de çok daha fazla inanmış insanla yürütmedi seçim çalışmalarını, yürütemedi, yürütemez. Çıkarı neredeyse oraya uzananlara inanmışlık gibi bir sıfat eklenemez. Milliyetçiliği ve dini duyguları sömürerek, politikayı inşaata eşitleyip yerel çıkar birliktelikleri oluşturarak çok oy aldılar, bu açık. Ama tümünün yöneticileri, toplam 'kadro'larının bu sayıya yaklaştığını hayal bile edemez. Oysa ki söz konusu 100 bin ve çok daha üzeri insan, kendini kadro olarak görerek, kadro gibi, canını dişine takarak çalıştı, gericiliğin, şovenizmin kol gezdiği yerlerde, değil komünist adının, sosyalist ya da solcu sıfatının bile yaşam tehlikesi oluşturduğu yerleşimlerde, sosyalistliğin, varoluşunun gereğini yaptı. İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de ve diğer büyük illerdeki sosyalistlerin emeğini küçümsemek akla bile gelmez ancak taşra denilen bölgelere girildiğinde –bunlar arasında aslan kaplan diye nitelenen 'yeni burjuva'ların geliştiği, kapitalizmin görece sıçrama yaptığı sanılan yerler de bulunuyor- bambaşka bir dünya ile karşılaşıldığı da yadsınamaz. Gericiliğin, şovenizmin borsa deyimiyle 'tavan yaptığı' yerler buralar, değil sosyalistliğin, sendikacılığın bile tuhaf, hemen ezilmesi gereken bir 'uygunsuzluk' olarak görüldüğü yerleşimler. Bu geniş alanda verilen o oylar, çok değerli. O oyları verenleri çok seviyorum, sevmemiz gerekir. Zorunlu değillerdi, zor olanı, olanaksız görüleni seçtiler. Sevgiyi fazlasıyla hak ediyorlar.

İsim de verebiliriz artık, onlar isimlerini soL'a koydukları için Bir Kemal Okuyan'ı, gelişmeleri olağanüstü büyük bir emekle izleyip geleceğin olası doğrultularını ortaya çıkarmada gösterdiği tutarlılıkla Bir Aydemir Güler'i, içinde yaşadığımız karmaşayı dikkatle gözleyip bize sunulanların ne anlamlara geldiğini titizlikle ortaya koyarken, temel çelişkilerden uzaklaşmamayı sağladığından Bir Metin Çulhaoğlu'nu, skolastiğin yanlış yorumlarından etkilenenlere bile, hatta özellikle onlara, tutumundan ödün vermeden kucak açmasıyla Bir Kaan Arslanoğlu'nu, yazılarında insan unsurunu, başta psikolojik yanlarıyla olmak üzere büyük bir sevgiyle değerlendirirken, bundan sonra neler yapılması üzerine son derece sağlıklı saptamalarını sunmasıyla Ve de, hele de Nihat Behram'ı, onurlu bir insanın aynı zamanda şair, aynı zamanda edebiyatçı, aynı zamanda yürekli, aynı zamanda sosyalist olarak nasıl davranması gerektiğinin canlı örneğini vermesiyle anmamak, sevmemek olmaz.

İsimleri anılacak çok insan var unuttuğumuz sanılmasın, onlara da sevgilerimizi iletmemiz zorunlu, saygıyla birlikte, hepimizin kendi çevremize, kendimize de.

Sevgi sözünü eden çok insan var, bizim sözlerimizin bunlardan farkı ne? Şu, bizim sözlerimiz, sevgiyi, insan sevgisiyle yola çıkanlara, günlük karmaşa içinde alçakgönüllü bir anımsatma amacı taşıyor. Vaızlar'ın insan sevgisi üzerine tonla laf etmelerinden bu nedenle farklı. Onlar, para için bunu yapıyorlar, inançsızlıkları paçalarından akıyor. Sözcüğü, sevgi'yi sosyalistlerin yola çıkış nedenlerinin başında gelen insan sevgisini, birbirlerine ve kendilerine yönelik olarak da değerlendirmeleri gerektiğini belirtebilmek için kullandık. Soyut'u, somut'a indirgemek için belki.

İçimizden öyle geldi. Che Guevara'nın kızı Aleida'nın, her kökenden binlerce insana konuşurken sevgi ve saygıyı vurguladığını, kendisine karşı sloganlar söyleyenleri de sakin bir biçimde dinleyip, tutumunu ne kadar içselleştirdiğini onlarda da saygı, sevgi uyandırarak gösterdiğini gözlerimizle görüp kulaklarımızla duymuş olmamızdan İtalya'da, Fransa'da komünistlerin yerel seçimlerde başka özelliklerinin yanı sıra öncelikle namuslu oldukları, çürümüş olmadıkları, olmayacakları için sağ seçmenlerden bile destek almaya devam ettiklerini, bir çok yerleşimde böylelikle en çok oyu alarak seçilmiş olduklarını bilmemizden belki de.

Bu konu, yazdıkça uzuyor, kendiliğinden. Sevmenin, saygı duymanın en belirgin kanıtı nedir?

Kendimizi, sevdiklerimizi, saydıklarımızı her alanda, en iyiye, en güçlüye, en yeterliye dönüştürmeye çaba göstermek: Nâzım Hikmet Akademisi, işte bu yolda atılmış çok anlamlı bir adım. Katılımın canlılığı, çevremizdeki sevilesi, sayılası insanların kendilerini geliştirmek için taşıdıkları motivasyonun yüksekliğini kanıtlıyor. Hele bir de bu çalışmalara, Kürtçe başta olmak üzere komşu ülke dillerinde, bu dilleri en iyi bilen dostlar tarafından verilecek Yunanca, Arapça, Farsça, Ermenice, Rusça ve de tabii ki İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca hızlandırılmış, yoğunlaştırılmış, kurslar eklenirse, komşu ülkeler halklarını daha iyi anlamamız ve uluslararasılaşmamız, hem de onların bizleri ve Türkçe'yi çok daha iyi tanıyıp sevmelerine yol açmaz mı? Belki de Türkçe'ye büyük emek veren Kemal Özer'e -onun 70'lerin ikinci yarısında Cumhuriyet Gazetesi'nde Konur Ertop, Adnan Özyalçıner ve Refik Durbaş'la birlikte yer aldığı efsanevi diyebileceğimiz Düzeltme Servisi'ndeki 'hoca'lığından yararlanmış biri olarak söylüyoruz- en anlamlı saygıyı böylelikle göstermiş olmaz mıyız?

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları