Selim Yalçıner
Humeyni'den Essabah ve Elthani'ye, Özgürlük Savaşçıları
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:27 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:27
Başlıktaki isimler biliniyor, ilki İran İslam Devrimi’ni yapan ve ardından kendini, özgürlük yolunda hızla ‘ilerleyen’ ülkesine dini lider seçtiren şahıs ikincisi ‘Özgür Kuveyt’ için ABD Kongresi’nde yaptığı dillere destan özgürlük konuşmasıyla ünlenen ve sonrasında da ülkesini ABD’ye ekonomik, askeri ve siyasi açılardan tam anlamıyla bağlayan şahıs üçüncüsü ise halen özgürlük simgesi olduğu gönüllere yer etmiş bulunan Katar Emirliği’nin görünür sahibi olan ve Suriye’ye ‘özgürlük’ getirmek için canını dişine takmış durumdaki şahıs ortak özellikleri ise şekilde görüldüğü gibi, özgürlük kavramının ‘genlerine işlemiş’ olması. Bu şahıslar, özgürlükle yatıp özgürlükle kalktıkları için dünya özgürlük tarihi adlı kitabın bölgeleriyle ilgili bölümünde –okuması oldukça kısa, belki bir kaç saniye süren- unutulmaz yerlerini almış durumdalar. Bir yerde, bölgelerinde özgürlükten söz edildiğinde bu şahısların isimleri akla gelir. Özgürlük getiren mi yoksa özgürlük götüren mi olduklarına ise, okur artık, meşrebine (yaklaşımına) göre, karar verir.
Suriye bağlamında (yani ‘merkez’ ülkelerin Suriye’ye askeri müdahelede bulunup İran’ı denetlemeye bir adım daha yaklaşabilmeleri bağlamında) özgürlük denilince, tabii ki akla ilk gelen, Katar Emiri, Katar denilen petrol ortaklığının görünür sahibi olan kişi oluyor. Nedeni, bu şahsın Arap Birliği’nin dönem başkanı olması ve önde gelen diğer petrol ortaklıkları ve onlara bağımlı –dolayısıyla ‘merkez’ ülkelere bağımlı- olan Arap ülkelerinin Suriye’ye karşı tavır almalarında kilit bir rol oynaması.
“Ne yani, adam özgürlük savaşçısı, bir başka Arap ülkesindeki özgürlük mücadelesini desteklemesin mi?” diye sorulur tabii, yanıtı, “Sen de haklısın” olur. Hatta, “Katar Emiri’ne hoşgörü gösterilmesi gerekli” bile denebilir, bunun da yanıtı aynı olur: “Sen gene haklısın!”
Hoşgörü!
Kaşarlanmış gericinin dediklerini ister istemez dinliyoruz zaten, istediğini söylüyor, 'hoşgörü' neyin nesi? Emperyalizmin kuklası bir gericiye neden hoşgörü göstermek gerekiyor ki? O ve benzerleri gerçekten özgürlük isteyenlere hoşgörü gösteriyor mu? Asıp, kurşunlayıp duruyorlar petrol ortaklıklarındaki (onlar, ülke diyorlar bu ortaklıklara) özgürlük yanlılarını.
Ne hallere düşüldü!
İnsanların gözleri, kulakları, akılları, büyük bir gönüllükle girilmiş olan toplumsal hipnoz altında iyice alıştırıldı bir yere askeri müdahele yapmanın ‘meşru’luğuna! Kim, nereye, neden, niçin müdahele ediyor? İnsan, babasının çiftliğine bile bu kadar rahat silahlı müdahelede bulunamaz –başka birçok tarihsel kanıt yanında, bakınız: Bertolucci, 1900-, yedi milyar insan, bir avuç çıkarcının sağa sola askeri müdahalelerini inanılmaz bir vurdumduymazlıkla kabullenmiş durumda!
Ne yapıyorsun hemşerim, nereye gidiyorsun, sen kim oluyorsun da bir başka ülkeye askerlerini gönderiyorsun diye sorulamaz oldu. Sorulursa, birkaç ‘liberal’in uydurduğu saçma sapan sözcüklerle yaftalanmak kader haline getirildi.
“Sen, nasıl oluyor da benim çocuğumu –tohumuna para bile vermediğin- abuk sabuk gerekçelerle sağa sola gönderip savaştırmanın söylemini bu kadar rahatlıkla kurabiliyorsun?”demek, diyebilmek, ‘out’ ‘in’ olan, ‘liberal’ görünüm altında, savaş kışkırtıcılığını desteklemek, hatta, bu kışkırtıcılığı bizzat yapmak.
Anlaşılıyor ki, ‘gittiği yer’e kadar gidecek bu durum, ancak ondan sonra insanlar, halklar anlayacaklar peşlerine takıldıkları (Katar Emiri?) ‘özgürlük savaşçıları’nın ne mal olduğunu.
“Anlayacaklar mı?” diye sorulmasın lütfen. Hiç olmazsa bu varsayımı olsun elde tutabilelim.