Selim Yalçıner
Herkesin Eleştirdiği, Kimsenin Değiştirmediği Anayasa
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:04
Bu Anayasa, 1982 Anayasası, değişmeyecek, öyle anlaşılıyor, yani yakın bir gelecekte. Herkes Anayasa'yı eleştiriyor, kimse savunmuyor, savunamıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki partilerin tümü, bu Anayasa'ya karşı. Ağzını açan, yeni bir anayasadan söz ediyor, ama 12 Eylül İslamist Darbecileri'nin yazdığı Anayasa, bir türlü değişmiyor. Türkçe yanlışlarından, ifade bozukluklarından kaynaklanan değişikliklerin yapıldığı malum ancak, bu, metnin özüne ilişkin herhangi bir değişiklik yapıldığı anlamına gelmiyor, Türkiye'yi bugünlere getiren koşullara olağanüstü katkısı olan bu metin, sadece belli maddelerinin değil, tümünün neredeyse "değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez" kabul edildiği bir 'dogma' olarak duruyor, tinsel bir anlam kazanıyor. Örneğin 15. Madde. Bu madde, TBMM'de grubu olsun olmasın herkesin karşı olduğu bir madde, sıkılmaz ve yazım yanlışlarının 'özgünlüğünü' unutmazsanız, aynen şöyle okunuyor:
"Geçici Madde 15.- 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası öne sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır."
Evet, yediden yetmişe, hatta doksana, yüze kadar herkesin (belki bir eksiğiyle) sözümona karşı olduğu madde bu. Konu gündeme geldiğinde, 12 Eylül İslamist Darbesi'nin çanağını yalayanlardan şöyle mırıldanmalar duyuluyor, "Ya, adam kaç yaşında, yazık, doksanını geçti, zaten yaşından dolayı ceza alamaz, ne gereği var şimdi?"
Şöyle bir gerek var, 'uygun' görürlerse:
NTV kayıtlarına göre, 12 Eylül İslamist Darbesi'nden sonra: 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, haklarında idam kararı alınanlardan 50'si asıldı, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi, cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi 'kaçarken' vuruldu, 95 kişi 'çatışmada' öldü, 73 kişiye 'doğal ölüm raporu' verildi, 43 kişinin 'intihar ettiği' bildirildi, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi 'sakıncalı' olduğu için işten atıldı, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi 'siyasi mülteci' olarak yurtdışına gitti, 937 film 'sakıncalı' bulunduğu için yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu, 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, gazetecilere 3 bin 315 yıl hapis cezası verildi, 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahla öldürüldü, gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Darbeciler, bunları yaptılar. Göğüslerinde madalyadır, Henze'lerin, Fuller'ların taktığı!
Tarihinde, darbecileri yargılamayan tek ülke olma şansını da Türkiye'ye 'armağan' ediyorlar!
Evet, tüm bunlar darbeciler tarafından yapıldı, bu kesin, ama ne için yapıldı?
12 Eylül İslamist Darbecileri dedik, aslında biz demedik, Paul Henze dedi, Graham Fuller dedi, bu zevatın önerileriyle, son kullanım tarihleri geçmeden söz konusu abilerinin kurdurduğu İslamist teşkilatlarını devreye soktular, bugüne, türlü manipülasyonlarla, saymaya gerek bile yok, okur gayet iyi biliyor, solu, sosyalistleri ezerek, gericiliği yaşamın her alanında iyice yükselterek, ülkenin kaynaklarını, tüm varlıklarını yok pahasına bir takım sahtekarlara (neoliberalizm?) satarak, ordu içindeki Amerikan karşıtı unsurları tasfiye ederek (Kaynak: Mahir Kaynak, Habertürk TV, geçtiğimiz hafta) gelindi. Kimle gelindi?
Tekel işçilerinin direnişini ideolojik olmakla suçlayanlarla (Herkes unutsun: "Türban, velev ki siyasi simge olsun," diyenler aynı zamanda) gelindi.
Şimdi, deniyor ki, artık Anayasa'nın yeniden yazımı için varolan şans, kullanılamadı, bundan sonra ('Yeni TBMM yapabilir belki' bile denmeden, nezaketen!) ancak bir iki ufak tefek değişiklik yapılabilir bu metinde, yeni metin hazırlanamaz! Hazırlamasınlar zaten, bu yapının hazırlayacağı metin 'maazallah' eskisini aratır, aratır da, gevezelikle, yalancılıkla insanların dikkatlerini yoruyorlar, asıl hedefleri gözden kaçırmaya çalışıyorlar.
Asıl hedef, Tekel İşçisi'nin gösterdiği hedeftir, oligarşinin, otokrat olma heveslilerinin halk düşmanlığıdır. İnsanlara, bir masa, bir iskemle kadar bile değer vermeyenlere, küçücük kız çocuklarının hapse tıkılmalarına göz yumanlara 'dur' denilmesidir. Budur.