Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Her Şeyi Sarıya Boyamak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:14

AKP hükümetinin gücü tam anlamıyla eline geçirme operasyonuna sonuçlanmış gözüyle bakılabilir. Yürütme, zaten ellerindeydi, yasama, 12 Eylül Darbe Anayasası ve onunla ilintili Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası'yla yürütmeye bağlanmıştı, sonunda yargı da yürütmenin kesin denetimi altına sokuldu. Böylelikle yasama, yürütme ve yargının görece bile olsa ayrı ayrı görevlerini sürdürebilmelerini tanımlayan güçler ayrılığı kesinlikle sona ermiş oldu. Artık Türkiye'de güçler ayrılığı değil, gücün tek elde, yürütmede toplanması anlamına gelen otokratik bir yapı geçerli. Ama yetmiyor. İktidar sözcüleri, "Kıyıları sarıya boyayacağız," diyorlar. Her şeyi sarıya boyamak istiyorlar.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, 15 Ekim günü, "9 ay sonra seçimlerde şimdi kırmızı görünen iller de sarı olacak. Kıyıları sarıya boyama çalışmalarımız başladı" dedi. Bakan Ergün'ün sözünü ettiği grafikte referanduma çoğunlukla evet diyen illerin sarı, hayır diyen illerin de kırmızı ile gösterilmesinden kaynaklanan bu 'gururlu' ifadesi, aslında politik terminolojideki 'sarı'nın ne anlama geldiğini de ister istemez anımsatıyor. Sarı denildiğinde akla ilk olarak 'sarı sendika' geliyor. Sarı sendika nedir? Üyesi olan işçilerin çıkarları yerine işverenin çıkarını koruyan sendikadır. Sarı, ekonomik-politik-toplumsal ihanetin renkler skalasındaki adıdır. Seçmen, referandumda yüzde 58 oranında -ki, bu orana transatlantik bilgisayar manipülasyonunun payı dahildir- evet diyerek nasıl kendi çıkarları yerine sermaye iktidarını temsil eden bağımlı ve gerici bir otokratın çıkarlarına 'sarı' bir katkıda bulunduysa, kendi kendine ihanet ettiyse bir anlamda, hayır diyen yüzde 42'yi de 'sarı'ya boyamak, onları da kendilerini ihanete zorlamak mümkün gözükmektedir AKP'li bakana.

AKP, 2011 seçimlerinde neden 2007 seçimlerinden de yüksek bir oy oranına ulaşmaya bu kadar önem veriyor? Yanıt, Başbakan'ın konuşmalarında bulunuyor. AKP lideri, 2011 seçimleriyle parlamentoya 400'e yakın milletvekili sokmayı hedefliyor, böylelikle istediği anayasayı rahatlıkla, belki bir haftada çıkaracağını düşünüyor. Başbakan'ın, nasıl bir anayasa istediğini ise, bir hukuk adamı, AKP İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu gayet iyi biliyor. Başkanlık sistemine yeni anasaya ile geçilecek Başkan, en azından yedi yıl için seçilecek ve ikinci, belki üçüncü kez seçilme hakkına sahip olacak. Böylelikle, 2012 yılından itibaren en azınan 14 yıllık, tevazu göstermezlerse 21 yıllık bir dönemde ülkenin –o zamana kadar adı Türkiye Cumhuriyeti kalır da İslam Cumhuriyeti olmazsa- Başkan'ının adı belli olacak: Recep Tayyip Erdoğan. Plan, uzun dönemli. 2026 ya da 2033'e uzanacak, şu anda 56 yaşında olan Başbakan, 72-79 yaşlarına kadar görevini sürdürebilecek, henüz bilmediğimiz, ortada olmayan sadece tasarlayanların akıllarında bulunan anayasaya göre oğlu görevi devralmazsa ve yapı hanedana dönüşmezse. Eh, 84 yaşındaki Necmettin Erbakan'ın Saadet Partisi'nin başına geçebildiği koşullarda, bu oldukça 'mütevazı' bir plan.

Bunlar, planlar. Bu planlar yürür mü, yürümez mi, görülecek. Biz, şu andan bilebildiğimiz başka koşulları da değerlendirmelerimize almaya çalışalım. Bir kez, kapitalizmin krizi sürüyor, kapitalist uzmanlara göre de şiddetlenmesi olasılığı oldukça yüksek. Bu kriz, merkez ülkelerin –siz kapitalist emperyalist metropoller diye okuyun- sağcı politikacılarını (öyle ya, sağcı politikacı sadece bizde yok!) iyice saldırganlaştırmış durumda. Ergin Yıldızoğlu, Kasım'daki seçimlerde, gerici Cumhuriyetçi Parti'yi bile aşan gericilik ve saldırganlıktaki Obama karşıtı politikacıların, yılların kaşarlanmış sağcılarını geride bırakarak bu partiden (hem de İngiliz sömürgeciliğine ilk milliyetçi Amerikan karşı çıkışını simgeleyen Boston 'Çay Partisi' adı altında) aday olduklarını ve muhtemelen seçilebileceklerini belirtiyor, Obama'nın seçimlerden sonra tüm politikalarında yeni 'ayar'lara gidebileceğinin altını çiziyor. Bu 'ayar'lar, bilinebileceği gibi, sağa, gericiliğe, saldırganlığa dönük, çevre (sömürülen-bağımlı) ülkeleri ciddi biçimde etkileyebilecek değişiklikler.

Obama'nın politik kariyeri, bu tür ayarlara kolaylıkla gidebileceğinin örneklerini sunuyor. Barack 'Hüseyin' Obama'nın, Clinton kadar bile silah ve petrol tekellerine direnemeyeceğinde gözlemciler görüş birliğinde. Anımsanacağı üzere, Clinton, Lewinsky skandalının halının altına süpürülmesi karşılığında onlarca milyar dolarlık silah harcamalarının (Irak'ın bombalanması) altına imzasını biraz gecikerek atmıştı. ABD'nin saldırganlaşması, AKP'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu eliyle uygulamaya çalıştığı 'komşularla sıfır sorun' politikasını kolaylıkla geçersiz kılacak sonuçlar üretebilir, bundan en çok İktidar yandaşı medyanın en 'uyanık' bölümü korkuyor, şimdilik.

Ayrıca, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın inanılmaz yükselişi de, bu yükselişi sağlayan bir elin parmakları kadar 'oyuncu'nun marifetiyle sürüyor. Aynı 'oyuncu'ların, petrol bölgelerinde artacak gerginliğin tırmandıracağı petrol fiyatlarına ya da döviz savaşlarının ulaşacağı yeni boyutlara nasıl tepki verebilecekleri ise belirsiz. Bu oyuncular, geldikleri gibi giderler de. Üstelik hiçbir vicdan sıkıntısı duymaksızın.

Avrupa Sağı'nın, krize karşı kendisini nasıl koruyacağının-korumaya çalışabileceğinin bilgilerini Yurdakul Er, geçen hafta soL'daki yazısında anlattı. Bu bilgiler, geleceğin hiç de AKP liderinin umduğu gibi sorunsuz geçmeyeceğinin belirtileri. Avrupa'dan, AB'den kaynaklanacak sorunlar, 10-20-30 yıllık iktidar planlarını altüst edecek boyutlara umulandan çok daha erken ulaşabilir.

Ortadoğu'ya gelince: Bu bölgenin, İngiliz bastonuyla çöle çizilmiş sınırlarından kaynaklanan siyasetinin hiçbir güvence ve kalıcılık taşımadığını yinelemeye gerek bile yok burada kimse kimseye güvenmez, bırakın uzun dönemli, orta ve kısa dönemli istikrardan söz edebilmek dahi bu coğrafya için olanaksız. Sıfır sorun derken yüzde 100 sorunlu bir kaotik dengesizlikle rahatlıkla karşılaşılabilir, tarih böyle yazıyor.

'İçeri'ye dönersek: AKP liderinin planlarını etkileyebileceği düşünülen Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'si ise, gelecekte ne yapacağına ilişkin -Kemal Okuyan'ın değerlendirmelerinden ayrıntılı görülebileceği gibi- fazla detaya girmeden boncuk dağıtmak dışında fazla bir bilgi sunmuyor. Bu, iktidar hedefleyen bir parti için –eğer gerçekten hedefliyorsa- anlaşılabilir (Onaylanır değil) ancak burada da, sermayeye ve kapitalist emperyalist metropollere şirin görünmeye çalışmanın ve gerici makyaj yapmaya uğraşmanın yüzde 42 için ne anlama geleceğinin çok çok iyi hesaplanması zorunlu, CHP yönetimi açısından.

Gene de, bağımlı bir ülkenin politikacılarının, iktidara ancak transatlantik desteğin, yani ABD yardımının yelkenlerini şişirmesiyle ulaşabileceklerini düşündüklerini bildiğimizi not edelim, bunun işsizlik, pahalılık, zulüm ve baskıyla ezilenlere hiçbir yararı olmayacağını vurgulayalım.

1 Mayıs 2010 gösterdi ki, ülkenin en genç ve kararlı kesimi, AKP liderinin planlarını sarsabilecek muhalefetin nerede içtenlik ve özveriyle yürütüldüğünü giderek artan oranda görüyor, piyasacı bağımlı gericiliğe kimin, kimlerin dürüstlükle karşı çıktığını farkediyor. İşsizlik, pahalılık, zulüm ve baskıyla mücadele edilecekse, yapılacak iş, destek verilecek, katkı sunulacak yer belli sosyalistlerden başka bir seçenek yok. Sosyalistlerin görevi ise, her zamankinden daha zor: hem kendilerini gezegen çapında geliştirmek, hem haksızlıklara, eşitsizliklere, adaletsizliklere kısaca piyasacı bağımlı gericiliğin yaptıklarına günlük olarak karşı çıkmak, hem de gelecekteki hedeflerden şaşmamak.

Sarıya boyamak, her şeyi 'sarı' yapmak, iktidarın bugünkü hedefi. Sarıya boyadıktan sonra da beğenmeyecekler büyük olasılıkla, siyaha boyayacaklar ellerine geçeni. Kırmızının kırmızı kalmasını, sarının da kırmızıya dönüşmesini sağlamak gibi bir görev dayatıyor AKP, her şeyi hep dayatıyor zaten.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları