Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Hawking 'Kaçalım' Diyor Da, Nasıl?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:12

Kimilerine göre yaşayanların en ünlüsü, kimilerine göre de en ünlülerinden biri olan fizikçi Stephen Hawking, “Kaçalım,” diyor, ekliyor: “Bu gezegeni (Dünya’yı kastediyor) bitirdik. Kaynaklarını tükettik. Burada en fazla 100 yılımız kaldı artık. Ondan sonra başka gezegenlerde yaşam aramak zorundayız. Önlemlerimizi almaya başlamalıyız.” Hawking, ‘birinci çoğul’ konuşuyor, ‘biz’ diyor. Bu gezegeni ‘biz’ bitirmişiz. ‘Biz’ kim? Hepimiz! Bu gezegende yaşayan herkes, hepimiz suçluyuz gezegenin kaynaklarının tüketilmesinde ünlü fizikçiye göre. Hawking’in fizik bilgisine hiçbir itirazımız olamaz, Dünya denilen gezegenin bitirilmesi yolunda büyük mesafe alındığı konusunda da kendisiyle aynı görüşteyiz, ancak ‘kim?’ sorusuna onunla aynı yanıtı maalesef veremiyoruz. Gezegenin kurtarılabileceğine olan inancımızı da koruyoruz.

Hawking, çok zarif bir insan olabilir, büyük olasılıkla öyledir, Dünya’yı bitirenin ‘biz’ olduğumuzu söylerken, kapitalistlere terbiyesizlik etmiş olmamak gibi bir kaygıyla davranmıştır kendisine göre, kanımızca. Biz, bizler, insanlık, üzerinde yaşadığımız gezegenin bitirilmesi için ne yaptık ki? Bize sunulanı tükettik en fazlasından, suçumuz bu. Kapitalizm, egemenler yani, bize tüketmeyin dedi de mi biz inadına tükettik, yoksa gazetelerinde, televizyon kanallarında, ilan panolarında gözümüze gözümüze soktuklarını mı tükettik, tüketin dediler diye mi tükettik? Çevre konusuna duyarlı olanlara saygılarımızı, onların iyi niyetine olan şükranlarımızı burada belirterek devam edelim, kapitalizm, egemenler, oligarşiler insanlara “TÜKETİN” diye emrettiler, insanlar da bu 11. emre uydular. Olay bu. Bin yıl, belki bir milyon yıl içinde doğanın kendine uyduramayacağı endüstriyel maddelerle doldurduk yaşadığımız yerleri. Medyadan izliyoruz, bazıları çöpleriyle yatıp kalkıyorlar bu artık nasıl bir fetişizmse, uzmanları bilirler.

İşin ilginç yanı, Batı’da Hawking kadar incelikli olmayanlar da var, bunların aralarında konularında uzman oldukları kadar interdisipliner çalışanları da bulunuyor, diyorlar ki, kitlesel üretim çılgınlığı –kitlesel üretim kepazeliği olarak da okunabilir, çılgınlık terimi biraz ‘uçuk’ ve sevimli bulunursa eğer- gezegenin sonunu gerçekten getirecek, insanlar bu ‘mavi’ Dünya’da bir süre sonra yaşayamayacaklar, acilen önlemler alınması gerekli.

Suçlu’yu onlar da, Batı’dakiler yani, saptadılar artık: Kapitalizm. Kitlesel üretim denilen kepazeliği kim yapıyor ki, kapitalistler. Doğaya saygılı davranılmasını isteyenler, öyle şeyler söylüyorlar ve onları dinleyenler öyle şeyler yapıyorlar ki, bizim sofralarımızı kıskandıklarını söylersek hiç de abartmış olmayız. Mercimek yiyin diyorlar örneğin, e biz yiyoruz. Bol sebze yiyin diyorlar, e onu da yiyoruz, zeytinyağlı yemekler yiyin diyorlar e onu da yapıyoruz. Et yemeyin diyorlar, istesek de yapamıyoruz, çünkü Batı’nın büyük hayvan çiftliklerini –her türlü kepazeliğin, doğaya, gezegene saygısızlığın, aç gözlülüğün yapıldığı kitlesel üretim yerleri- ayakta tutabilmek için kendi hayvan üreticilerimizi –ki onlar isteseler de kitlesellik kepazeliğine ulaşamazlar, ürettikleri etlere de Batı’da kitlesel üretilmiş etlerin beş-altı katı fazla para ödenir, ama onlar bunu bilmezler, çünkü oy verip iktidara getirdikleri, o büyük çiftlikleri kurtarmak için canla başla uğraşmakta, o kötü etleri ülkeye bolca ithal edebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar- batırmışızdır. Oylarımızla, o milyon milyon verdiğimiz oylarla iktidara getirdiklerimiz eliyle.
O sözünü ettiğimiz çiftliklerde, bir kilo biftek üretmek için gerekli tahıl miktarı, on kilo! Bu kadar tahılla, açlıkla boğuşan kırk çocuğu kurtarmak mümkün. Bu çiftliklerde hayvanlara verilecek yemi üretmek için suni gübre gerekli, bunun için de bir ton mısıra, 160 litre akaryakıt harcanıyor. En verimli kullanımında bile, gezegenin ekili alanları 2030 yılına kadar yeterli olabilecek, ondan sonrası belirsiz. Güney Amerika’daki tropik ormanların yüzde 90’ı, yem üretimine feda edilmiş durumda. Her on litre içme suyundan bir litresi, büyük hayvan çiftliklerine gidiyor. Havayı ve suyu, kısacası çevreyi bu çiftlikler büyük ölçüde kirletiyorlar. Amerikalılar yılda kişi başına 126 kilo, Almanlar 83 kilo et tüketiyorlar, bu sayı Hindistan’da ise 5. Bu büyük çiftlikler hem durdukları yerde, hem de kendileri için üretilen yem ve suni gübre sayesinde, insana, doğaya ve çevreye inanılmaz ve bir bölümü de sonradan görülecek zararlar veriyorlar, buna karşın Batı yönetimleri tarafından sübvansiyonlarla ve ürettiklerini bizim gibi ülkelere satabilmeleri için önceliklerle destekleniyorlar. Unutulmasın, aktardıklarımız, gezegenin karşı karşıya bulunduğu kepazeliklerden çok küçük bir bölümüne ilişkin. Geçenlerde televizyon kanallarından birinde konuşan ‘liberal’lerden biri, ağzından tükürükler saçarak Batı’nın büyük hayvan çiftliklerini övüyordu, o çiftlikler yüzünden bizim doğal hayvan üreticilerimizin ne kadar zor duruma düşürüldüklerine hiç değinmeksizin. Bir de bunlara yanıt verme zorunluğu var, ne kadar üzücü bir uğraş! Bir başka üzücü uğraş da, durmadan düzey düşüren, bunu üstelik büyük bir zeka gösterdiğini sanarak sevinç içinde yapanlarla her gün uğraşmak zorunda kalmak. Hangi birine yanıt verilebilir ki? Adam 12 Eylül’ün ürünü, kalkmış 12 Eylül’le hesaplaşmaktan söz ediyor, üstelik bir de gözlerinden yaş çıkartıyor! Kendi padişahlığına giden yolda kendisine destek vermeyenleri tehdit ediyor ayrıca da!

Kısaca, bu işler böyle gitmiyor, gitmeyecek. Kapitalizm, yürümüyor, kitlesel üretim kepazeliği gezegeni yıkıma uğratıyor. Bu gerçek, artık düzene temelden karşı olmayanlar, bu yapıyı sağından solundan düzeltmeye çalışanlarca da dile getiriliyor. Bireysellik diye sunulan bencilliğin yerine toplumsallığı koymadan bu sorunlar ortadan kalkmayacak. Bu nedenle, sosyalistlere her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var. Toplumsallığa yaşamlarını adamışlar, her halde bir gelecekte, birbirlerinin gözlerinin üstündeki kaşlarıyla ilgilenmekten vaz geçip birlikte davranmaya sömürüye, bağımlılığa, gericiliğe karşı çıkmaya yöneleceklerdir. Umalım.

Bizim kaçacak bir yerimiz yok, bunu bilelim. Hawking’in sözünü kaç kişi dinleyebilir ki, uzaya gitme olanağı bulunan? Herhalde bizim gibileri kimse o uzay araçlarına çağırmayacaktır, parayı bastırana önce bilet kesecektir. O halde, toplumsallıktan başka çaremiz yok, sosyalistlikten başka yolumuz da.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları