Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Habermas, Yeni Medya, Kamuoyu, Kamu Yararı

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA Yazıları

Habermas, Alman filozofu, 80. doğum günü geçen hafta kutlandı. Yeni medya denildiğinde aşağı yukarı hepimiz aynı şeyi anlıyoruz. Kamuoyu, kamu yararı? Bu kavramlardan aynı sonuçları çıkarıp çıkartmadığımız tartışılır. En azından Alman entelijansiyası bu sorunu tartışıyor.

Bu yazının çerçevesi, yukarıda andığımız kamu yararı konusunu yeterince açmaya olanak vermeyecek. Ancak bu, soruna hiç olmazsa alçakgönüllü bir giriş yapmamızı da engellememeli.

Habermas'ın doğum günü kutlandı dedik. Bu felsefeci de hepimiz gibi bir ölümlü, doğum gününün önemi nereden geliyor? Alman devletinin felsefesini yeni koşullara uyumlu hale getirmeye ömrünü adadığı, çalışmalarını evrensel boyutlara taşıdığı için. Kant'ı mı anımsadınız, evet, Immanuel Kant (1724-1804, Aydınlanma filozofu, Kritik der Praktischen Vernunft adlı yapıtında bilgi teorisi ve etik, Kritik der Urteilskraft adlı yapıtında da estetik üzerine çalışmalarıyla ünlü ve kalıcı) da, döneminin koşullarına uygun olarak, gelişmekte olan Alman burjuvazisinin beklentilerini karşılayan devlet felsefesini oluşturmaya, sistem kurmaya yönelmişti. Kant'tan farklı olarak Habermas, sarsılan yapıyı ayakta tutacak düşünsel desteklerle sistemi kalıcı hale getirmeye çaba gösteriyor. Habermas da Kant gibi kamuoyunun oluşmasında iletişimin önemine, bu bağlamda dil'in anlamı ve sınırlayıcılığına kafa yoruyor. Doğum günleri, Almanya'da pek görülmeyen bir davetli grubuna tanıklık ediyor: cumhurbaşkanı, başbakan ve bu görevleri daha önce üstlenmiş olanlar, yargı organlarının başkanları, üniversite rektörleri, medya ve özel kesim temsilcileri, üst bürokrasinin neredeyse tümü, ülkesinin kendince önemi olan kişileri, böyle kurumların temsilcileri, Jürgen Habermas'ın dünyaya gelişini müzik eşliğinde, konuşmalarla kutluyor.

Habermas (1929, Theorie des kommunikativen Handels adlı başyapıtıyla dünya çapında ünlenen, 68'li, öğrenci hareketlerinin yanında ama Rudi Dutschke'yi eleştiren, çalışmalarında Hegel, Marx, Heidegger ve Freud'dan etkilerle ilerleyen, Avrupa Birliği, Irak Savaşı, biyoteknoloji gibi konulara yoğunlukla eğilen, disiplinlerarası yaklaşımı savunan ve kullanan) yinelemekten kaçınamıyoruz, Kant gibi, sağduyu'ya sistem kurma arayışında büyük önem veriyor ve "Üzerinde ilgili herkesin anlaşabileceği önermeler gerçeklik olarak değerlendirilmelidir," diyerek sistemi, özel olarak devleti, bu yapı içinde bulunan tüm bireylerin kabul edebilmesinin yollarını arıyor. Buradan, özel alan-kamuoyu tartışmalarına giriyor ve Kant'ın özel alanın genişletilmesine ilişkin aydınlanma öncesi konuşmalara, yazışmalara verdiği önemi, günümüzün yeni medya olanaklarının sunduğu iletişim kolaylıklarıyla karşılaştırıyor.

Bir yan çıkış yaparak, Alman Devleti'nin, devlet felsefesi konusuna bu kadar büyük bir ilgiyle eğilmesinin -Habermas'ın doğum gününün önemi!- nedenlerine kısaca değinmekte yarar olabilir: Bu işi ciddiye alıyorlar. Devlet felsefesi, Habermas'ın vurguladığı gibi, ilgili herkesin benimsemesi gereken bir metin, toplumsal sözleşmenin bir kaynağı, onayı. Türkiye'de, son onyıllarda yoğunlaşan tartışmalarda adı konmadan devlet felsefesine ağırlıklı olarak yönelindiği düşünülebilir. Kuruluş felsefesi var tabii ki, ancak yetersiz, özensiz, bu nedenle de sürekli tartışma konusu ediliyor. Bir çok sorunun adı konmadan geçiştirilmesi, sorunları ortadan kaldırmadığı gibi, söz konusu başlıkların önem sıralamasını da olumsuz etkilemiş durumda. Sürecin vardığı aşamanın, Türkiye ile ilgili düşünsel emek harcayanların işini oldukça zorlaştırdığını bu arada kaydetmiş olalım. Burjuva ve bu sınıfın devlet felsefesi güçlü olursa ulus devlet güçleniyor ya da gerilemesi yavaşlıyor, zayıf olursa feodal ve öncesi yapıların düşünsel mirasçıları öne çıkıyor.

Konuya bıraktığımız yerden devam edelim. Aydınlanma öncesi insanlar özel alanlarını kamuoyu haline dönüştürebilmek için mektuplar, bildiriler, broşürler kullanmışlar, görüşlerini böylesi olanaklarla -zamanın teknolojisiyle- dile getirebilmişler. Şimdi ise www, internet yani ve de ona bağlı bir dizi olanakla (e-mail, blog, facebook, twitter hızına yetişilmesi bile zorlaşan diğer bilişim teknikleriyle) bireyler düşüncelerini, duygularını 'kamuoyuna' sunuyorlar.

Bu olanaklarla sunulan 'veri'ler, kamuoyuna mı gidiyor gerçekten, ve de kamuoyunun oluşmasına katkıda mı bulunuyor, yoksa kamuoyunun kendisini ortadan mı kaldırıyor, kamuoyunun yararına mı oluyor yeni iletişim olanakları, zararına mı soruları "Generation Facebook" dediği kesimin tutumunu ve bu tutumun sistem'de nereye yerleştirilebileceği konularını inceleyen Habermas'ın soruları.

Bir soru daha, ve bizden: Kamuoyu, kamu yararı olmadan, ya da kamu yararı terimi yeniden tartışılıp düzenlenmeden, ne işe yarar?

Söz konusu teknolojileri anlamaya çalışan, anlamaya çalıştığı her şey gibi seven, nasıl kullanılacağını bilenlere sorup öğrenmeye çalışan biri olarak, hiçbir olumsuz düşünceye, önyargıya kapılmadan, ayrıca da bu teknolojileri, yeni teknoloji kullananların devrimciliğini (tıpkı 19.yüzyıldaki gibi, son dönemde görülen kalkışmaların önemli bir bölümünün bu kesim -yeni teknolojiyi kullananlar- tarafından yapıldığını anımsatarak) tartışmadan, saygıyla kabullenen biri olarak Habermas'ın sorularının -onun açısından bu bağlamda, bizim baktığımız yerden farklı görünebilir, çünkü belki onun olumsuz buldukları bizim için olumlu sonuçlara yol açabilir- yersiz olduğunu bir çırpıda söyleyebilmenin büyük 'cesaret' gerektirdiğini ifade edelim.

Facebook'ta her şeyimizi sunuyoruz, hatta olmayı istediğimiz gibi görüp kendimizi, kişiliklerimizi bile isteye, şizofreniden öte bir ayrışmaya tabi tutuyoruz, narsist görüntü verebiliyoruz, verimsiz saatler geçirebiliyoruz, söylediklerimizin kamu yararına (bizim kamu yararı kavramımıza göre) olabileceğinden kuşku duymak -yaşamını insanların mutluluğuna adayanlar dışındakileri kastediyorum- aklımızdan geçti mi hiç?

Bu aşamada, 'kamu yararı' kavramının derinliğine tartışılması zorunluğu açık. Biz, yazının başında belirttiğimiz gibi, alçakgönüllü bir giriş yapmış olalım.

Yeni medya olanaklarının nasıl sonuçlar üreteceği ise geleceğin konusu. Bu sonuçlanmamış konu hakkında belki şu anda söylenebilecek olan tek şey, tartışmanın sürdüğü, süreci yaşamakta olduğumuz.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları