Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Geleceğin insanını (insanlığını) bugünden kurmak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:34 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:34

Geleceği kurmaya girişenlerin, gelecekte neler yapacaklarını sömürüye, savaşlara ve baskıya karşı hangi ‘insan’la durup kapitalist uygarlığı bir başka ve onurla yaşanası bir uygarlığa dönüştüreceklerini bilebilmenin bence en önemli öğelerinden biri, bu göreve aday olanların nasıl insanlar olduklarını anlayabilmekten geçer. Başka bir deyişle, gelecek, o geleceği hedefleyen onurlu insanların çabalarının kolektif ürünü olacaktır ve – başka ve şu anda burada saymaya gerek görmediğim koşullara ek olarak - ancak insan girdisinin niteliğinin yüksekliğiyle inanılırlık kazanıp yaşama geçebilecektir.

Bu girişi, geçtiğimiz hafta Viyana’da düzenlenen bir etkinlik çağrıştırdı. Avusturya Kültürlerarası Nazım Hikmet Derneği’nin düzenlediği “Güzel Günler Göreceğiz” etkinliğini gerçekleştiren arkadaşların titiz çaba ve emekleriyle ulaştıkları başarı, bana geleceğin insanını bugünden kurmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha anımsattı.

Kendileri isimlerinin belirtilmesini – kimseye haksızlık etmiş olmamak için – istememiş olmalarına karşın, Avusturya Kültürlerarası Nazım Hikmet Derneği’nin kurucularından Nazmi Ateş’i ve arkadaşlarını buradan kutluyorum. Nedenlerini açıklayacağım.

Önce, diyelim, bir ya da birkaç nesil önce, bu tür işlerin nasıl yapıldığını az çok bilenlerin anımsayacağını umduğum bir olguyu yani, “Durum böyle böyle, şöyle şöyle yapacağız, sorusu olan var mı?” olgusunu yinelemedikleri için, bu tür etkinlikleri yapmanın zorluklarını, görece uzun, tartışmalarla süren ve desteğini sunan insan sayısını her gün birer birer artıran çabalarla aştıkları için. Her gün birer birer arttılar dedim, hem katılan arkadaşlarının niteliklerini yükselttiler, hem de kendileri onlardan yararlanarak geliştiler. Afişler, el ilanları hazırladılar, bastırdılar, günler gecelerce astılar, dağıttılar, konuştukları herkese etkinlikleri hakkında bilgi verdiler, onları sözlü olarak da davet ettiler. Sonunda, 350 kişilik salonu, hem de oldukça yüksek nitelikli konuklarla, bir kaç koltuk eksiğiyle doldurdular ve hem “Devrimden Sonra” filminin Viyana galasını gerçekleştirdiler, hem de Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu konserinin ilgiyle izlenmesini sağladılar.

Burada bir çıkma yapmama izin verin. Viyana’da gerçekleştirilen görece benzeri etkinliklerde salonların dolup taştığına da, boş kaldığına da çok tanık oldum. Kimsenin, hiçbir grubun etkinliği hakkında olumsuz şeyler söylemek istemem, ancak, izleme olanağı bulduğum birçok etkinlikte dini-mezhepsel yakınlığın, aynı yöreden ya da aileden gelme durumunun ve etnik faktörlerin önemli rol oynadıkları da herhalde benim gibi birçoklarının da ortak kanısıdır. Dini-mezhepsel ya da etnik ve diğer –içine doğulan koşullarla bağımlı- faktörleri küçümsediğim, önemsiz saydığım sonucu buradan lütfen çıkmasın. Ancak, geleceği, az önce belirttiğim geleceği, açıkçası, bu faktörleri temel alarak kurabilmenin pek mümkün olduğu görüşünde değilim.

Gelecek, dini-mezhepsel ve etnik kaygıların çok ötesinde ve evet, bu kaygıların oldukça üstünde bir bilinçle, insanları sömürüye, savaşlara ve baskıya karşı birleştiren ve onurlu bir yaşam kurmaya yönelten olumlu bir anlayış ve yaklaşımla kurulabilecek kanımca.

Çıkmayı burada keselim ve Viyana’ya, Nazmi Ateş ve arkadaşlarına dönelim. Viyana Nazım’ın etkinliğinde, bana göre, işte bir önceki paragrafta değindiğim nitelikleri oldukça ağır basan bir izleyici kitlesi vardı ve etkinliğin değerini, katılımlarıyla artırdılar.

Bu yazımın konusunun, yani iyi ve olumlu işler yapan insanların, hele isimleri verilerek anılmasının, genellikle işlenen bir konu olmadığını biliyorum. Ancak bu olgunun nedenlerini ayrıntılarıyla yorumlama olanağından yoksunum. “İyi ve olumlu işler yapanlar buna zaten mecburlar, öyle yapmak zorundalar,” gibi bir ön kabulün söz konusu olmadığından kuşku duymuyorum belki, benim okumadığım, görmediğim, bilmediğim bir yerlerde başarı, övülüyordur, bu, mutlaka yapılıyordur. Yazdıklarım fazla ve gereksizse, bunu, geçmişte onurlu ve geleceği kurabilecek çok sayıda insanın tarihe bırakılmış olmasından duyduğum hüzünle yaptığım kabul edilsin ve bu işgüzarlığım hoş görülsün lütfen.

Teşvikin, teşvik edilenin, kendisi hakkında söylenenin içtenliğinden kuşku duymadığı koşullarda getireceği ivmeyi küçümsememek gerektiği görüşündeyim. Başarı, başarıyı getirecek, küçük küçük adımlar, o çok büyük, çok önemli değişikliği, yeni bir gezegenin kurulmasını sağlayacak adımı attırabilecektir, belirtmiş olduğum gibi, çok farklı başka koşulların da yaşama geçmesiyle, geçirilebilmesiyle.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları