Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Gazze, Gaza, Gaz...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:10

Gazze'yi biliyorsunuz, Filistin'in güneybatısında, deniz kıyısında, Gazze Şeridi denilen bölgenin en büyük kenti, 400 bin (son dönemde değişmiş olabilir) nüfuslu, yaklaşık 5000 yaşında. Kuzey Afrika ile Levant tabir edilen bölgenin arasındaki Via Maris denilen ticaret yolu üzerinde bulunuyor, önemli bir antrepo görevi görüyor, ayrıca Kızıldeniz'den gelen Baharat Yolu'na da mola yeri görevi üstleniyor-du! Bugünkü haline değineceğiz. Gaza, "Müslümanlığı yaymak ya da korumak ereğiyle İslam olmayanlara karşı yapılan savaş, din uğruna savaş" demek. Gaz ne demek argoda, bilmeyen yoktur, "Aşırı övülme karşısında kalıp buna inanarak bir eylemde bulunmak, dolduruşa gelmek, abartılı sözlerle övülerek bir eylemde bulunmaya yöneltilmek" şeklinde tanımlanıyor, sözlükte.

Gazze, Filistin'de Hamas (Müslüman Kardeşler Örgütü'nün Filistin'de kurulan alt kolu) yönetiminde bulunuyor ve İsrail tarafından abluka altına alınmış durumda. El Fetih Grubu tarafından yönetilen Filistin'in geri kalanıyla da arası iyi değil. Mısır, Gazze'de oluşturulacak bir Müslüman Kardeşler Pilot Bölgesi'nin kendisine tehdit yaratacağından kuşkulu. İsrail'in ablukası, ABD ve AB başta olmak üzere tüm emperyalist odaklar ve de odak olmaya çalışan ülkeler tarafından biliniyor, de facto kabul edilmiş durumda.

Türkiye'den hareket eden ve ablukadan bunalmış Gazze'ye yardım malzemesi götürdüğü belirtilen altı gemi, günlerdir hareket halindeydi. Yavaş yavaş, dura kalka –konvoyun 31 Mayıs'ı beklediğini söylemiyoruz henüz- yoluna devam ediyordu. İçlerinde, Büyük Birlik Partisi yöneticileri, Nizamı Alem Ocakları ve Alperen mensupları, IHH İnsani Yardım Kuruluşu aktivistleri ve 32 ülkenin pasaportlarını taşıdıkları belirtilen bir insanı yardım grubu bulunuyordu. 31 Mayıs 2010 günü, açık denizde, belirtildiğine göre İsrail ve Gazze kıyılarına 72 mil uzaklıktayken, gemilere İsrail Silahlı Kuvvetleri müdahele etti. Gemilerde bulunan kameramanlar görüntüleri yakından, İsrail helikopterlerinden film çekenler de uzaktan saptadılar. İsrail helikopterlerinden çekilen filmlerde, gemiye (Mavi Marmara'ya) inen İsrail askerlerine saldırıldığı, dövüldükleri ve birinin alt güverteye atıldığı görülüyordu. İsrail kaynaklarına göre, askerler bu direnişin üzerine ateş açtılar ve ölenler, yaralananlar oldu. Ölü ve yaralıların sayıları henüz –bu satırlar yazılırken- kesinlik kazanmadı.

Aynı 31 Mayıs 2010 sabahı, İskenderun'da, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı İlboğa Kışlası İkmal Destek Komutanlığı askerlerini taşıyan bir araca roketli saldırıda bulunuldu ve altı asker öldü, yedi asker yaralandı.

Aynı 31 Mayıs 2010 günü için, "31 Mayıs 2010'un son gün olduğu ve çatışmaların durması için ne yapılacaksa bu güne kadar yapılması gerektiği, aksi halde elden bir şey gelmeyeceği" açıklanmıştı.

Bu 31 Mayıs 2010 için, demek oluyor ki, en azından bir üçgen sözkonusu, açıklamayı yapan, gemileri yönlendiren ve İsrail, bu üçgenin köşeleri. Bu üçgenin rahatlıkla dörtgen, beşgen ya da altıgen olabileceğinin dikkate alınması zorunluğunu da ekleyelim. Birileri, bazıları, bu tarihin bir önemi olduğunu biliyor, bizler bilmiyoruz.

Bilmememiz, konunun en azından iki yöne doğru açılabileceğini düşündürtüyor. İlki, Emperyalizmin, ekonomik krizden çıkış için hep yaptığı ve en iyi bildiği bir işe yöneldiği, savaşları körüklemeye, var olan sıcaklıkları daha da ısıtmaya ve/veya yeni ve geniş ateşler yakmaya giriştiği. İkincisi, 'mimari' olarak adlandırılan yapıya Türkiye'nin yönetiminin kendi dinamiklerinden de kaynaklanan bir 'katkı'da bulunduğu ve 'tribün'lere oynadığı, otokrasiye yönelimi hızlandırdığı.

Başbakan'ın ve Dışişleri Bakanı'nın bu konuya ilişkin sözlerini ve tutumlarını biliyoruz. Türkiye'de, milliyetçilikle soslandırılmış bir dinciliğin kışkırtıldığını da. Dünyadan ise, o sözü edilen 32 devletin pasaportlarını taşıyanların mensup bulundukları ülkelerden bile, ciddiye alınır bir tepkinin geldiğini söylemek olası değil. Resmi ağızlar, üzüntü dile getiriyorlar.

Türkiye yönetiminin, bu konuyu iç politikada yeniden güç kazanma amacıyla kullandığını söylemek doğru, ancak yeterli olmayabilir. Olayın, 31 Mayıs 2010 tarihinin –eğer varsa- önemi açısından da gelişmeleri izlemek zorunlu. Bu olay, büyük bir sıcaklığın başlangıcı olabilir. Öyle olsa da, emperyalistlerin ve onlara yakın duran başka odakların tutumları, Türkiye'ye, hiç de kendisinin umduğu gibi bir rol 'biçilmediğini' gösteriyor. İktidar partisinin kamuoyu desteğindeki azalma ve ana muhalefet partisinin kamuoyu desteğindeki artış, sözünü ettiğimiz emperyalist odakların 'dikkatinden kaçmış değil' diyelim, onlar böyle istiyor gibi bir tümce kurmayalım, şimdilik.

Bizler bağımlılığa, piyasacılığa ve gericiliğe karşı duranlar, emperyalistlerin kışkırttıkları savaşlara her zaman ve her yerde direnme durumundayız, savaşların ve kışkırtılan şovenizmin halkların her zaman ve her yerde aleyhine olduğunu, emek-sermaye çelişkisini geri plana iterek, unutturmaya çalışarak insanların, milyarlarca insanın öldürülmelerine, sömürülmelerine yol açtığını vurgulamakla yükümlüyüz. Mavi Marmara'dan görüntüsünü sunan ve "Türkiye'nin bu işe dur demesi gerektiğini" çok primitif bir ajitasyon düzeyiyle söyleyenlerin hele, insanları gaza getirmesine izin vermemeliyiz.

İsrail'in aşırı sağcı yönetiminin saldırganlıklarına karşı çıkmak başka bir şey, Türkiye'de bağımlılığın, piyasacılığın ve gericiliğin otokrasisinin kurulmasına katkıda bulunmak başka. İsrail'deki gericilik karşıtı insanlar, tıpkı Gazze'deki kendi gericiliklerine karşı çıkanlar gibi, gezegenin her türden baskıya direnen tüm halkları gibi, kardeşlerimizdir. Savaş kışkırtanlar, emperyalizmin güdümünde bağımlılığı, piyasacılığı ve gericiliği getirenler ise, değildir.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları