Selim Yalçıner
Futbol: Soylu Rekabetten Rant Kavgasına
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23
Tarihi ayrıntılarla can sıkmayayım, futbol –yarattığı rant (ve de belki kısmen artıkdeğer) üzerinden son günlerde büyük tartışma konusu olan- işçi sınıfının, sürdürdüğü yaşamın tekdüzeliğini aşabilmek için yöneldiği etkinliklerden biriydi. Bu etkinlik, o işçilerin çalıştıkları fabrikaların sahiplerinin dikkatini çekince ve futbol, kapitalistlerin de toplumsallıklarını artırmak için kullanabilecekleri bir hal alınca, işçilerin kurdukları spor kulüpleri, kurumsal destek görmeye başladı.
Kulüpler, giderek kendilerine en büyük maddi desteği veren firmaların adıyla anılmaya başlandı. Bu sürecin bir sonraki aşaması, işçi sınıfının çoğunluğunu oluşturduğu endüstri kentlerinin isimleriyle o kentlerdeki kapitalistlerin bir araya gelerek spor (futbol) kulüpleri kurmaları ya da var olan kulüpleri satın almalarına vardı.
Sporcuların birbirleriyle takımlar halinde görece soylu bir rekabet sürdürmelerinin ve bir takımın sporcusunun sadece o takımla birlikte düşünülmesinin hala söz konusu olabileceği son aşama buydu. Büyük Britanya’dan başlayarak gezegene yayılan bu etkinlik, üretim yapan kapitalistlerin destekledikleri ya da doğrudan sahibi oldukları kulüplerin, kitlesel eğlence sürecinde sadece gladyatörlere ihtiyaç duyduğu aşamadan, finanskapitalin gözünü diktiği ve sadece büyük paralar kazanma alanı olarak değerlendirdiği aşamaya geçince, bir kulübe bağlı ve adı sadece o kulüple anılan futbolcuların, yerlerini, hiçbir kulübe bağlılık duymayan, bağlılığını sadece paraya yöneltmiş olan ‘star’lara bırakmalarına yol açtı.
Gladyatörle star arasındaki farklılık, finanskapital tarafından büyük bir ustalıkla, son kırk yıla damgasını vuran neoliberal ‘ilke’ler bağlamında, unutturuldu. Bir kentin takımı, kadrolarına büyük paralar karşılığı bir star futbolcuyu transfer ettiğinde, gişe ve reklam gelirlerinde belirli bir artışı da garanti ediyordu.
İşçilerin, çalışmalarının tekdüzeliğine karşı geliştirdikleri bir etkinlik, finanskapitalin, çok yüksek paralar kazanmasının aracı haline böylelikle dönüştü.
Finanskapitalin, büyük paralar kazandığı bir alanda, para kazanabilme, servetine servet katabilmesi olgusunun sürekliliğinin, sahibi olduğu takımın başarısı (şampiyonluğu) ile doğrudan bağlantısı hemen kuruluverdi. Şampiyon olan takımın sahibi, çok para, servet kazanabiliyordu, o halde kulübünün şampiyon olmasının her koşul altında sağlanabilmesi asıl amaçtı.
Çok para, ister rant biçiminde (futbolda genel olarak tanımlanabileceği şekilde) olsun, isterse artıkdeğer biçiminde, sürekliliğe gerek duyar. Artıkdeğer sağlayan, artıkdeğer’in sürekliliği için –ülkeler, bölgeler, gezegen bazında- savaş bile çıkarabiliyorsa, ulusal ya da bölgesel ve küresel çıkarlar sağlayan futbol kulüpleri sahiplerinin de bu çıkarlarının sürekliliği için yapacağı işlerin bir bölümünün mevcut yasalarla sınırlanmasına aldırış etmeyeceği de kolaylıkla düşünülebilir. (Bakınız şeytan mı yoksa melek mi olduğuna küresel finanskapitalin bir türlü ‘karar’ veremediği –ve tuhaf bir rastlantıyla aynı zamanda da İsviçreli olan FİFA Başkanı Sepp Blatter’in durumu)
Egemen yapının ve onunla iç içe geçmiş olan finanskapitalin, somutlaştıralım, futbol alanında, görece istikrar anlamına gelecek yasal düzenlemelerle bu kitlesel eğlence alanını yasal olmayan tutumlardan arındırabilmesi mümkün müdür?
Bu soru, o bütünlük’te, ülke diyelim, egemen yapının, iç içe geçmiş olduğu finanskapitalin futbol dışındaki yasallıklara karşı tutumuna paralel olarak yanıtlanabilir. O ülke oligarşisi, ekonomik yaşam başta olmak üzere yaşamın diğer tüm alanlarının kendi ve tabii ki finanskapitalin çıkarları doğrultusunda yasal olarak düzenlenebilmesi (zamanın koşullarına uydurulması) konusunda alışkanlık ve başarı sahibiyse, futbol alanında da ‘yasal’lığı sağlayabilir. Burada söz konusu ettiğimiz yasal’lık, büyük para-servet kazanmanın tırnak içinde yasallığıdır, gerek olmamasına karşın, altını çizelim.
Şimdi gözden geçirilmesi gereken, somut koşullarda, sorunlu olan ülkenin, yasallık temelini kurup kuramayacağı. Bu sorunu düşünürken, küresel finanskapitalin, tutumu oldukça tartışmalı ve adının karıştığı milyarlarca dolarlık sahtekarlıklar bulunan Sepp Blatter’e karşı herhangi bir yasal durum yaratamadığı ya da yaratmadığı da dikkate alınmalı.
Eğer böyle bir olasılık yoksa, içine girilen süreç ya oligarşik pazarlıklar ve anlaşmalarla bir hal yoluna girer, ya da finanskapitalin aktörlerinde bir değişiklik – finanskapitalin para (servet) kazanma koşullarında değişim değil- yaşanır. İşçi sınıfı da, yaşamının tekdüzeliğine çare olarak düşünüp başlattığı bir etkinliğin finanskapitalin çıkarları, servetine servet katması doğrultusunda kullanılmasına destek (para, oy) verir.
Ya da, vermez.