Selim Yalçıner
Finans Kapitalin Son Mermileri Namluya Sürüldü
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:27 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:27
Avrupa Birliği’nin ve Avro Bölgesi’nin iki üyesine, yeni başbakanlar atandı. Yunanistan’a Papademos ve İtalya’ya Monti, yeni ‘yürütücü’ler, CEO’lar (Chief Executive Officer’lar) olarak uygun görüldü. Atayanlar finans kapital, atananların görevleri yönettikleri ülkelerin borçlarını finans kapitale geri ödeyebilecek ya da ödeme yolunda ilerleyebilecek bir duruma getirilmesi. Atayanlar, mutlak güce –şimdilik- sahip oldukları için, bu atamalara her iki ülkeden en küçük bir itiraz gelmedi. Finans kapital, son mermilerini böylelikle, bu iki ülke bağlamında, namluya sürdü.
Papademos ve Monti, finans kapitalin CEO’su olarak görev görecekler dedik. Neden?
Çünkü, bu iki yürütücü, ‘demokrasi’yle yönetildiği öne sürülen bu iki ülkenin seçmenine karşı sorumlu değiller, hesap verecekleri merci, finans kapital, onları atayan sınırlı sayıda mali güç sahibi kişi. Sınırlı sayıdalar ama, iki adet ülkenin başbakan getirme mekanizmalarını by-pass, aslında saf dışı ederek kendi istedikleri isimleri yürütmenin, giderek yasamanın başına yerleştirebiliyorlar.
Bu gücü, küresel neoliberal etkilerinden alıyorlar. Neoliberalizmi küreselleştirirken sağladıkları olanaklar, onlara bu son mermileri namluya sürerken gereksinim duydukları gücü veriyor. Kapitalizmin krizinin, ancak finans kapitalin kurtarılmasından sonra aşılabileceğini öne sürüyorlar.
Yunanistan ve İtalya’nın, borçlarını ödeyebilir, en azından borçlarını ödeme niyetiyle davranabilir bir hale gelmesini amaçlıyorlar. ‘Kemerleri sıkacaksınız, işçileri, memurları işten atacaksınız, kamu maliyenizi borç ödeyebilir hale getireceksiniz ve küresel finans kapitalin zor duruma düşmesine neden olmayacaksınız,’ diyorlar ve bu işe yarayacak ‘senior’ görevlilerini, finans kapitalin bizzat içinden, başbakan olarak tayin ediyorlar. Aslında Papandreu ya da Berlusconi, görevlerinden alınmadılar, sadece Papademos ve Monti, göreve getirildiler. Hem de, itirazsız bir biçimde. İtalya’da örneğin, başbakan olma hukuki durumuna sahip olmayan Monti’yi, İtalya Cumhurbaşkanı Napolitano, önce senatör olarak atadı, bu görevli başbakan olabilsin diye.
Şimdi, ‘kemerleri sıkma’nın ne anlama geldiğine gelebiliriz. İş, ekonomik olarak, harcamaların kısılması, işçi ve memurların işten atılması olarak kalsa, toplumsal tepkiler ve patlamaların denetim altına alınabileceği ‘varsayım’ıyla, ‘anlaşılabilir’. Ancak, kemerleri sıkıp işçi ve memurları işten attığında, ‘küreselleşmiş’ bir ekonomide, bu insanlar hangi ‘ürün’ ve ‘hizmet’i tüketecekler? O ürün ve hizmetleri üretenler, kemer sıkmalar finans kapitali kurtarmak için genişlediğinde, kimlere, o ürün ve hizmetlerini satacaklar?
Papademos ve Monti’nin görevleri belli: kemer sıkmak. Finans kapitalin, kriz dolayısıyla göz ardı etme, geriye itme durumunda kaldığı sanayiler ise, ürettiklerini satarak ayakta kalabilecekler, aksi halde, batacaklar. Battıklarında, finans kapitalin işsiz bırakmak istediği kesimler zaten işsiz kalacaklar.
Konu, faşizme, faşizmlere geldi dayandı. Sanayiciler, finans kapital ayakta kalabilsin diye kendilerini ‘feda’ etmeyecekler. Ya ne yapacaklar? Finans kapitale göre çok daha fazla toplumsallaşmış olmalarının getirdiği olanaklarla, bulundukları ülkelerin yönetimlerini ve çalıştırdıkları insanları, yeni bir faşizm, faşizmler dönemine kolaylıkla ikna edecekler. Gerekirse, ki gerekeceği kapitalizmin ‘uzman’ları tarafından da son dönemde sıkça dile getiriliyor, savaşa, savaşlara başvuracaklar. Önce ‘çevre’yi öyle ya da böyle, yoğun ya da düşük yoğunluklu, savaştıracaklar, sonra, sıra ‘merkez’e geldiğinde de ellerinden geleni yapacaklar ve merkez ülke halklarını da bu katliama dahil edecekler.
Kapitalizmin krizlerinden, bu krizlerin yol açtığı, açacağı savaşlardan söz etmek, hiç kimsenin isteyerek, severek yapacağı bir şey değil. Bunlar, moral bozucu gibi görünen konular. Bu satırların yazarı da okuru da, insanların işsiz kalmasını, savaşlar olmasını manevi açıdan kolaylaştırabilecek ya da bu konudaki girişimlerin önünü açabilecek moral bozucu bir tutuma giremez.
Hepimiz, bu gezegende yaşayan herkes, aynı geminin içinde. Gemi, konumları gereği çıkarcı ve kendi geleceğinden başka bir şey düşünemeyen –ki bunu doğru dürüst yaptığı bile kuşkulu olan- küçük bir grubun elinde, felakete doğru sürükleniyor. Geminin kaptan köprüsüne gelebilmek, bu yapılamazsa kaptanı etkileyip gemiyi güvenli ve sakin bir limana getirmek zorunlu.