Selim Yalçıner
"Elinde Çekiç Olanın Gözüne Tüm Sorunlar Çivi Olarak Görünür!"
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - AVUSTURYA yazıları
O sabah uyandığında, ne yapacağını tüm ayrıntılarıyla, biliyordu. Her şey hazırdı. Savaş giysileri, kullanacağı silah, mermiler, her şey. Gece, yatmadan önce internette bir arkadaşına yazdıklarını anımsadı. Bugün bu işi halledecekti. Hepsine, kendisini rahatsız eden, dışlayan, hatta, evet, görmezden gelen herkese, ne kadar büyük bir hata yaptıklarını gösterecekti. Onu görmezden gelmişlerdi. Bunu ödeyeceklerdi. Neleri yapmaya muktedir olduğunu bilmiyorlardı, öğreneceklerdi. Silahıyla anlatacaktı hepsine, kendisini üzmenin ne anlama geldiğini.
Eski okuluna, "Albertville" Realschule'ye gelmişti bile işte. Giysileri, kendisini bir göreni bir kez daha, bir kez daha baktırıyordu. Baksınlardı. Eski sınıfının bulunduğu kata çıktı, nereye gittiğini biliyordu. Kapı kapalıydı, tıklayıp açtırdı öğretmene, içeri girdi, başladı ateş etmeye. Oh, aradığı buydu işte, şimdi onu görüyorlardı, adam yerine koyuyorlardı, hepsi kaçmaya çalışıyorlardı, kaçamayacaklardı ama. Silahını deli gibi sağa sola yöneltmiyordu, tümümün kafalarına sıkıyordu, biliyordu bu silahı kullanmayı. Sınıfta hiç bir kıpırtı kalmayıncaya kadar ateş etti, sonra dışarı çıktı, bahçıvan, evet, o, devir onu da. Buradan uzaklaşmalıydı artık. Caddeye çıktı, silahını gösterip tehdit ederek bir arabaya bindi, "gaza bas," dedi sürücüye. Wendlingen'e gelmişlerdi. Üzerlerinde polis helikopterleri dolaşıyordu. Bir alışveriş merkezinin otoparkına girdiler. Kendi gibi giyinmiş polisler çevreyi kısa sürede sarmışlardı. Çatışmaya başladı. Hepsi sinmişlerdi. Arada, sivilleri de vurmuş muydu, iki kişi, silahından çıkan mermiler yüzünden mi yere düşmüşlerdi, yoksa korkudan mı saklanmışlardı, anlayamadı. Cephanesi bitiyordu. Bu iş bitmişti, görevini yapmıştı. Hepsi biliyorlardı artık kendisini görmezden gelmenin ne büyük bir yanlış olduğunu. Silahını başına yöneltti, tetiği çekti.
Timothy Kretschmer'in hikayesi buraya kadar. Son anında, artık görüldüğünü bilen 17 yaşındaki, 'hukuki' adıyla Tim. K.'nın, Almanya'nın Baden-Württemberg Eyaleti'nin Winnenden yerleşimindeki Albertville Lisesi'ni basıp 9 öğrenci, 3 öğretmen, 1 bahçıvan ve 2 yoldan geçeni öldürdükten sonra intihar eden gencin öyküsü burada sonlanıyor.
Tim K., sorununu silahla çözdü. 'Biz'le ilişkisini, silahla kurdu. Çünkü başka bir ilişki biçimi bilmiyordu. 'Biz'le, silahla ilişki kuran daha başkaları da var, değil mi, aklınıza hemen geliyordur, önemli görevlerde bulunan, tıpkı Tim K. gibi, elindeki çekiç yüzünden tüm sorunları, insanları yani, 'çivi' olarak algılayan.
Şimdi Tim K. artık hayatta değil ve bir sorun ortadan kalktı. Evet, bir sürü sorunlar, acılı yürekler bıraktı geride ama, sorun olarak bir Tim K.'mız yok artık. Böylece ağıtlar, mumlar yakabilir, ağlayabilir, hangi nedenlerin bu çocuğu böyle bir yola ittiğini tartışabiliriz. Tüm bu tartışmalar bizleri belki biraz rahatlatabilir ama, elinde çekiç olanların varlığını ortadan kaldırmaz.
Sorunlarını -enerji örneğin?- silahla çözmekten başka bir yol bilmeyenlerin ellerindeki çekiçler ne olacak? İnsanları, toplulukları birbirine kırdırmak için her türlü çekici istediği gibi kullananlara, hepimizi 'çivi' olarak algılayanlara ne diyeceğiz? Bunlar da mı depresyonda, bunlar da mı şizofren? Büyük olasılıkla öyledirler de. Elindeki çekiçle bizleri çivi-sorun haline getirmiş olanlara, "Durun biraz, sizi tedavi edelim, yazık hastasınız siz," mi diyeceğiz? Böyle dememiz, bizi, kafamıza inen çekiç darbelerinden koruyabilir mi?
Tim K., 'benle konuşmuyorlar, beni adam yerine koymuyorlar,' demiş. Acaba, konuşsak, dinlesek, tüm çiviler olarak yani, kendi aramızda, birbirimizle iletişim kursak, iletişimin tek yolu olarak silahı görenlere bir şey anlatmış olur muyuz? Madem bizi çivi olarak görüyorlar, tek ve büyük, çok büyük, çok çok büyük bir çivi haline sokabilir miyiz kendimizi? O kadar büyük bir çiviyi çekiçleyemezler, o zaman, ellerindeki çekici, o son anda, diyelim, son çekiç darbesini kendilerine yöneltirler mi, bizimle kuracakları başka bir ilişki biçimi kalmadığını anlayınca?
"Biz", olalım da, tek ve büyük bir çivi olalım yeter. O zaman, elinde çekiç olanlara ne diyeceğimizi biliriz. Ya da demeyeceğimizi.
Ama önce, birbirimizi görmezden gelmememiz gerekmez mi? Her birimizin egemenlere birer çivi olarak göründüğünü biliyorsak, çiviler olarak tek tek çekiç yemek yerine, tek ve çok büyük bir çivi olmanın doğruluğunu saptayıp, kendi aramızda tüm iletişim olanaklarını sonuna kadar kullanmamız zorunlu değil mi? Yanımızdaki çiviye elimizdeki çok küçük çekiçle vurduğumuz her darbe, asıl büyük çekicinkiyle birleşip kendi başımıza iniyor çünkü.