Selim Yalçıner
Ekonomisiz, Altyapısız Stratejik Açılımlar Ne Anlama Gelir?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01
Son aylarda stratejik açılımlardan geçilmiyor. Kürt açılımı, Suriye açılımı, Ermenistan açılımı, Irak ve Kuzey Irak açılımları, İsrail açılımı, şu ana dek bilebildiğimiz açılımlardan. Ha, Avrupa Birliği açılımı vardı bir de, o ne oldu diye sormayın lütfen, uygun düşmez, hatta ayıptır. Şimdi başlığa dönelim isterseniz, ekonomisiz, altyapısız stratejik açılımların ne anlama gelebileceğini irdelemeye çalışalım.
Açılımlar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun eserleri büyük ölçüde. Bu açılımlar, Davutoğlu'nun yıllar önce yayımlanan Stratejik Derinlik adlı kitabında yazdıklarına son derece uyumlu. Davutoğlu, yazdıklarını gerçekleştirebilme olanağı bulduğu için 'şanslı' sayılabilir. Şans sözcüğünü tek tırnağa aldık, açılımların öznesine şans getirip getirmeyeceği tarihin konusu olacak çünkü.
Stratejik Derinlik adlı kitabın kaynakçalar hariç 563 sayfasında, bir kaç kez ekonomiye gönderme var. Bu göndermeler de, enerji aktarımı sözcükleriyle belirleniyor. Ahmet Davutoğlu, bu uzun yapıtında, ekonomiye bir kaç kez değiniyor, o da petrol ve gaz boru hatları bağlamında. Onun dışında, 563 sayfada, Stratejik Derinlik'in 'ekonomi'si yok. Altyapı'sı bu bağlamda yok, yazılanlar güzel tanımlamalarla ilerliyor. Bölge barışı, komşularla sıfır sorun, Osmanlı İmparatorluğu'nun ihyası (yeniden canlandırılması) gibi.
Bir ülkenin dış politikası ne demektir, nasıl oluşturulur?
Bizim bilebildiğimiz kadarıyla dış politika, o ülkenin politikasına yön verenlerin, o ülkenin ekonomik ve altyapısal 'ilgi ve çıkarları'nı dikkate almalarıyla oluşur. Egemen güçler diyelim, oligarşi diyelim, bir takım ilgi ve çıkarlara sahiptir ürettikleri örneğin kendi sınırları içinde tüketilebilecek olanın çok üzerine çıkmıştır, ihraç edilmeleri gerekir, üretimi için gerekli olan enerji, ham madde ve ara mallarını daha uygun koşullarla sağlamak zorundadır örneğin, dış politikası bu amaca uyarlıdır, sadece uygun fiyatlı girdiler bulmak değil, bu girdilerin güvenliğini ve sürekliliğini sağlayabilmek de dış politikanın görevidir (kapitalist uygarlık bağlamında yazdığımızın altını çizelim yanlış anlaşılmalara meydan vermeyelim) örneğin, dış politika, kendi alanında, bu ilgi ve çıkarların 'gereği'ni yapar. Dış politika böyle bir şeydir. Eğlenmek, sevinmek, sevindirmek için yapılmaz. Böyleymiş gibi gösterilebilir, ama bilmesi gerekenler, kesinlikle bilirler ki söz konusu ülke, söz konusu dış politikayı, belirli ilgi ve çıkarları için yürütmektedir.
Anılan ilgi ve çıkarlar, diyelim ki, Türkiye'nin 'önemli' bir aydını –gelecekte bu politikaları bizzat yönlendirebilecek bir kişi- tarafından yazıldığı için 'ayıp' sayılabilecek şeyleri dışarda bırakmıştır ekonomik ilgi ve çıkarlardan alenen söz etmek ayıp sayılmıştır bu 563 sayfada, sadece enerji aktarımı sözcüğü bir kaç kez geçirilmiştir yapıtta, o da gayet utangaç bir biçimde aslında metin, alttan altta Türkiye'nin ekonomik ve altyapısal sorunlarının çözümünü işlemektedir, yazılanlara bu ilgi ve çıkarlar ilmek ilmek dokunmuştur, içselleştirilmiştir.
Böyle midir?
Değildir.
Stratejik Derinlik Türkiye'nin, Türkiye Oligarşisi'nin çıkarlarını, ilgilerini asla önemsemeyen, ancak Osmanlı Hanedanı'nın yönettiği bile kuşkulu olan son dönemine bir başka başlangıç yapmaya, Türkiye Cumhuriyeti dönemini bu amaçla bir yanlışlık, bir hastalık olarak görerek devreden çıkarmaya, unutturmaya yönelik bir metindir. Yapıt, önce Cumhuriyet'ten bugüne dek yapılanları alttan altta hata olarak yorumlamakta, sonra, bu hatanın Osmanlı Hanedanı'nın politikalarından uzaklaşılması yüzünden yapıldığını işlemektedir. Sonuçta kitap, tabii ki, Osmanlı Hanedanı'nın politikalarına bir geri dönüş önermektedir. Böyle büyük bir amaç söz konusu olduğunda, ekonomik ilgi ve çıkarların sözü edilebilir mi?
Açılımların tamamında, Türkiye oligarşisine yarar sağlayabilecek hiç bir beklenti yoktur. Bir değinme vardır, enerji aktarımında ülkenin bir rol üstlenmesi o da Azerbaycan'ı küstürerek tehlikeye düşürülmüştür. Stratejik Derinlik, böylelikle, tek sağlam görünen dayanağından mahrum bırakılmıştır. Kitapta ve gerçek yaşamda anlam taşıyabilecek tek olanak, öznesinin kendi elleriyle, devre dışına itilmiştir.
Açılımlar, Türkiye'ye, Türkiye oligarşisine yaramıyorsa, yaramayacaksa, kime, kimlere çıkar sağlayacaktır?
Zürih'teki fotoğrafta, imzacıların arkasında, ayakta duranlara.
Açılım, açılım. En önemli, en çok zaman ve enerji harcanan açılım, anımsayalım, Avrupa Birliği Açılımı'ydı. Ne oldu bu Açılım'a?
Bitti.
Artık aklı biraz başında hiç bir kimse, ne Avrupa'da, ne de ülkemizde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşebileceğini, 50 yıl sonrası için bile olsa, düşünmemektedir.
Avrupa Birliği Açılımı'na ne olduysa, izleyen açılımlara da aynı şey olacaktır. Halklar, kendi kaderlerini kendi ellerine alma bilincine ve eylemliliğine ulaşmadıkça, bu tür gösterilere zaman ve enerji ter, gözyaşı ve kan sunulmaya devam edileceği kuşkusuzdur.