Selim Yalçıner
Doğru Yığınak Yapma Zorunluğu
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:08
1 Mayıs 2010 geride kaldı ve sorumluluk duygusu olanlar, sevgi ve birikimleriyle bu duygularını güçlendirenler, doğru kararlar aldılar, gerekeni yaptılar, eylemin başarısına damgalarını vurdular. 1 Mayıs'a en büyük katılımla gelenlerden, ardından da etkinliğin anlamının vurgulanabilmesi için ayrı bir toplantıyla taleplerini dile getirenlerden söz ediyorum, Parti'den. Doğrusu yapıldı, yığınakta yanlışa düşülmedi, başarılı olundu.
Şimdi önümüzde bir 26 Mayıs tarihi var. 1 Mayıs 2010 gösterdi ki, mevcut sendikalar, federasyonlar, konfederasyonlar, bir genel eylemi tasarlayacak, planlayacak, hazırlayacak, uygulayacak ve başarıyla sonlandıracak bir durumda değiller. Kimseyi suçlamanın bir anlamı yok durum bu. Kuşkusuz oligarşi bu koşulların oluşmasında en büyük paya sahip ancak durumu saptamamızda bu da önemini yitiriyor artık, Tekel işçilerinin direnişinin desteklenmesi için yapılacak büyük bir direnişi, üstelik politik yanı kesinlikle ağır basan bir eylemi, mevcut işçi örgütlerinin yürütebilmesi beklenmemeli. Ayrıca da, ülke, padişahlığa yönelen bir siyasi ekibin elinde, Tekel işçilerinin haklı direnişlerini –duygusal açıdan- geri plana itecek ve her açıdan şoven –yani akıl dışı- yanı ağır basan bir gerilimi, savaş sıcaklığı anlamında da, yaşıyor. Şehit cenazeleri kentleri ateşe veriyor, aklı geriye iten bir duygu yoğunluğuyla yakıyor. Zorluklar artıyor. Bırakın 26 Mayıs için düşünülen genel eylemi, otokrasiye, padişahlığa dönüşü sağlaması amaçlanan referandum'un sözü bile –sokaklara, meydana çıkma zorunluğu nedeniyle- başta iktidar partisi olmak üzere parlamentodaki siyasi partilerin uykularını kaçırıyor. Bir Bakan, bir şehit cenazesine 300 (üç yüz) kişilik bir koruma ordusuyla gidebiliyor, o da, çevresine 'sivil'lerin yaklaşmaması koşuluyla. Ülkeyi bu hale sonunda getirdiler, kendileri. Bir de, şehit cenazesi kalkan bir ilde, politik çalışma yapmak zorunda olanların durumlarını düşünelim.
Tırmanan gerginliğin nereye varacağı –tırmandıranlara göre- belirsizken, sorumlu olanlar ve sorumluluk duygusu taşıyanların, 26 Mayıs'a doğru, omuzlarına daha da ağır yükler konuluyor. Ülkeye, haklarını koruyabilmek için olağanüstü çarpıcı ve sınıf açısından politikleşen bir deneyim sunan Tekel işçilerinin mücadelelerinde yalnız bırakılmaları düşünülemez yanlışlara ve eksikliklere eklemlenilerek bu savaşımın yara almasına da yol açılamaz. Önemli işkollarında yığınak yapılarak eylemin kararlılığı gösterilebilir, gösterilmelidir. Bunun için de zaman faktörü var, bugün 5 Mayıs, üç hafta kalmış durumda. Bu üç haftada, bir Parti'den, stratejik denebilecek işkollarında –ki bu işkolları, gelecekte insanların birbirlerine sarılarak varolabilmelerinin en önemli güvencelerinden biridir- kararlı bir genel eylem için mucize yaratmasını beklemek haksızlık değil midir?
Mucize (Tansık) nedir?
Ali Püsküllüoğlu'nun Türkçe Sözlük'ünde, mecazi anlamı bağlamında, mucize için şöyle deniliyor:
"3 s. mec. olağanüstü, şaşırtıcı, mucize göstermek (ya da yaratmak) insanları hayran bırakan olağanüstü bir olay gerçekleştirmek."
Yüzbinlerin, ülkenin en anlamlı alanında önemli hiçbir sorun yaşanmadan bir araya, birbirlerine saygı ve sevgi göstererek gelebilmeleri ve isteklerini öyle ya da böyle dile getirebilmeleri, o alanda 33 yıl önce yapılan büyük saldırıya ve o saldırının izlerine karşın bu eylemi gerçekleştirebilmeleri mucize olarak değerlendirilemez mi?
Tekel işçilerinin, kararlılıklarını önlerine koyarak başlattıkları ve giderek tüm toplumu saran ve inandıran eylemleri, bölünmüşlüğün kıskacında kıvranan ve kimlikler üzerinden yaratılan sıkıntılarla boğuşan bir ülke için, mucize değil midir?
Tekel işçilerinin tüm ülkenin onayladığı -artık- direnişi ve 1 Mayıs 2010'un –birbirlerine sevgiyle, saygıyla sarılan yüzbinlerin bir araya gelişleri- başarısı var ve gerçek, artık bizler için mucize değil.
Mucize, aslında bize –egemenlerin çıkarlarına aykırı bulunması nedeniyle imkansız olduğu öne sürülerek- kabul ettirilmek istenen de bir kavram biz, birbirimize sarılmak, birbirimizden güç almak ve öyle ayakta kalabilmek zorundayız: Bunun için gereken her şeyi yapmakla yükümlüyüz.
Piyasacılığa, bağımlılığa, gericiliğe korkusuzca ve yığınaklarımızı doğru yaparak karşı koymaya, ayakta kalmaya öylece de kazanmaya mecburuz.