Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Disiplinler Disiplinsizliği Mi Çağırıyor?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:29 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:29

soL’da “Yeni Bulunan Parçacık Durumu Chi_b (3P) Zıtların Birliğini Gösteriyor” başlığıyla geçen hafta yayımlanan yazıma gelen bir eleştiri, diyalektiğin karşıtlık –zıtların birliği- kuralı dışındaki bir kuralı, etkileşim kuralını, bilimsel disiplinlerin birbirleriyle ilişkileri bağlamında biraz, elden geldiğince, ele almayı gerektiriyor.

Andığım yazıma gelen eleştiriyi, soL’un arşivinden bulup okumak mümkün. Açık yüreklilikle söylüyorum, bu eleştiriye cok sevindim, çünkü bu ve başka bağlamlardaki deneme türü yazılarımı, bu tür eleştiriler gelsin de ilerleme sağlanabilsin diye yazıyorum.

Evet, eleştiri konusu yazımda, 21 Aralık 2011 tarihli bir CERN-Atlas İşbirliği projesi önsunumu üzerine BBC’nin haber portalında yer alan yorumun giriş bölümüne yer vermiş ve parçacıkların zıtlarıyla var olabildikleri –çok kısa bir süre- yönündeki bulgunun, Tanrı Parçacığı peşinde koşan egemen-ana akım medya tarafından önemsenmemesine karşın, diyalektiğin zıtların birliği kuralının en gelişkin parçacık araştırmalarında bir kez daha kanıtlanmasının ve araştırmada yer alan yüzlerce bilim insanının imzalarıyla sunulmasının önemini vurgulamıştım, o bilim insanları çalışmalarına böylesi bir yeniliği göstermesi nedeniyle önem verdiklerinden dolayı.

BBC’nin bilim insanı yorumcuları, büyük olasılıkla bu değerlendirmeyi önsunum üzerinden değil ancak CERN araştırmalarına katılan ve benim bilebildiğim kadarıyla sayıları en azından 8-10 dolayında bulunan ve teorik fizik bulgularının felsefeye etkilerinin bilincinde olan bilim insanlarından biri ya da birkaçından aldıkları yardımla yaptılar. Gazete ve dergilerle televizyon programlarında seyrek de olsa görüşlerine yer verilen bu 8-10 bilim insanı (belirttiğim gibi, bu sayı, sadece benim farkında olabildiğim için belirttiğim bir sayı, yaptıkları işin bilincini yüksek soyutlamalarla geliştiren bilim insanlarının gerçek sayısı bunun çok üzerinde olabilir) Tanrı Parçacığı ifadesinden oldukça rahatsızlar ve böylesi bir beklentinin bilimsel araştırmalara yarar değil zarar getireceğinden kuşkulanıyorlar. Araştırmalarının teolojik –ve onlar söylemese de neoliberal- yakıştırmalara konu edilmesinden hiç hoşnut değiller.

Teolojik ve neoliberal –kapitalizmin uygarlığın son durağı olduğu ve değişmeyeceği vurgusuyla- yaklaşımların bilime ve bilimsel gelişim sürecine taammüden (bilinçle) yaptığı müdahalelerin yoğunluğu –ki, artıkürün ve artıkdeğer sağlanan her ekonomik ilişkiler bütünü için, egemen kesimlerin bu tür müdahalelerinden söz edilebilir-, son 30-40 yılda iyice arttı. Bunu, en açık biçimde, bilimde etkileşimi ortadan kaldırmak, bilimsel disiplinleri sadece kendi içinde ve kendi kendine var etmeye yöneltmek için yapılanlar kanıtlıyor. Bilimsel disiplinlerin fiziğin, kimyanın, tıbbın, astronominin, ekonominin, antropolojinin, politolojinin, sosyolojinin, matematiğin, tarihin ve daha birçok bilimsel disiplinin birbirleriyle olan etkileşimini önemsemeyerek kendi içlerine kapanması için yapılan –disiplin içi- baskılara karşı, interdisipliner çalışmaların zaman zaman duyulduğu olsa da, bunların etkisizleştirilmeleri, görmezden gelinmeleri için yapılanlar giderek ağırlık kazandı belirttiğim son 30-40 yıldır.

Fizik fiziktir, matematik matematik, tıp tıp, felsefe felsefe, tarih de tarih, neoliberal yaklaşıma göre, birbirlerini etkilemezler. Oysa bilimsel gelişme sürecinde, bu disiplinlerin birbirlerinden ne kadar yararlandıkları ortada. Kanıtlamak için örnek aramaya gerek bile yok.

Ve depolitizasyon. Örnek vermek gerekirse: sömürü. Son 30-40 yıldır, ekonomide sömürü kavramı yer almıyor. Oysa sömürü, kapitalizmin ‘kurucu babaları’ tarafından bile ihmal edilmemiş, tersine, ‘girişimci’lere heves vermek için –tabii ki sömürü adı altında değil, kar ve getiri sözcükleri kullanılarak ve olgu olarak tanımlanarak- bolca kullanılmıştı. Şu anda dünyanın herhangi bir üniversitesinde ekonomi okuyan, okumuş hatta okutmakta olan bir öğrencinin, mezunun ya da hocanın sözcük dağarcığında sömürü diye bir terim yok. Bir iktisat öğrencisi, hocasına içinde ‘sömürü’ geçen bir soru sorarsa, ‘ne alakası var?’ yanıtını alır, eğer daha başka ve çok daha sert bir karşılık görmezse. Bundan 40 yıl önce, gezegenin birçok üniversitelerinde sömürü gibi sınıfsal kavramlara dayanılarak birçok araştırma yapılmış olduğunu, yaşı tutanlar ya da ilgilenenler anımsayacaklardır.

Bir fizikçi –kimleri tenzih ettiğimizi (ayırdığımızı) onlar kendileri bilirler- bölüm başkanına parçacık fiziğindeki son gelişmelerin diyalektiğin zıtların birliği kuralını kanıtlayıp kanıtlamadığını sorarsa, büyük olasılıkla kaşların çatılması ve akademia’da kalıp kalmayacağı karşı sorusuyla –sessiz ya da sesli- tepkisini alır.

Yazı uzayacak ama, bir kaç örnekle anlatmayı amaçladığım konuyu açmaya çalışayım. İlk örneğim, Alman Felsefeci (Almanlar felsefecilere filozof diyorlar) Prof. Dr. Peter Sloterdijk’ın, gen teknolojisindeki gelişmelerin yaşama ve felsefeye etkilerini irdelediği “Regeln für den Menschenpark” çalışması üzerine, ünlü Alman felsefeci Jürgen Habermas’ın ve çevresinin olağanüstü büyük tepkileri. Bu tepkiler, o kadar büyük bir düzeye vardı ki, Sloterdijk’in akademia’dan uzaklaştırılmasına ve neredeyse ‘tüm akademik rütbelerinin sökülmesine’ yol açacak hale geldi, son anda Sloterdijk’in bir ‘açıklama’sı ile özeleştiri yaptığının düşünülmesi sonucu ancak ‘unutulabildi’.

İkinci örneğim, Fransız Felsefeci (onlar da felsefecilere filozof diyorlar) Alain Badiou’nun, ünlü matematik kuramı Küme Teorisi’nden hareketle komünizme yönelineceğini açıklarken, matematikçilerin kendisine çok kızacağı beklentisini bu kez önceden dile getirmiş olması. Öyle ya, matematik matematiktir matematikçilere göre, buradan komünizme nasıl gidilir?

Sloterdijk geri adım attı ya da atar gibi yaptı, Badiou ne geri adım attı ne de atar gibi yaptı.

Bu bağlamda, yeni açıklanan Chi_b (3P) parçacık durumuyla ilgili önsunuma imza koyan bilim insanları, hiç de Badiou’dan geri kalmayacak bir cesaret gösterdiler bana göre, Tanrı Parçacığı türü “1”, “Bir”in peşindeki egemen-ana akım medyadan ‘görülmeme’ cezası almaya razı olarak.

Bilimsel çalışmalar, araştırmalar tüm bilimsel disiplinlerin içinde bulunduğu büyük bir süreç. Bu süreç, tezler, önermeler, deneyler, gözlemler –bir deney ya da gözlem hiçbir zaman ikinci bir kez yinelenemese bile-, karşı tezler ve sentezlerle yükselip gelişerek ilerleyecek.

Burada, değinilmesi gereken asıl önemli konu, bilimsel gelişim sürecinin küçük bir grup sömürücü egemenin değil, tüm insanlığın yararına işlemesi zorunluğu. Hangi koşulların, bilimsel gelişim sürecinin insanlığın yararına sonuçlar üretmesine katkıda bulunduğunuise oldukça kısa bir anımsamayla bilebilmek mümkün.

Ben, deneme bağlamında, bilimsel disiplinlerin kendi içlerine kapanma yerine bilimsel gelişim sürecine katılmaları ve bu sürecin insanlığın yararına yürütülebilmesi için elimden geleni, akademia’nın dışında bırakılma korkusu olmaksızın –zaten orada değilim- yapabilirim, gelen eleştiri ve katkılardan da, sevinçle ve bu yazıda olduğu gibi, yararlanırım.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları