Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Direnişçi İmamın Aidiyet - Konum Atılımı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:02

"Haksızlık karşısında susan dinsiz şeytandır."

Bu sözler, Üsküdar Karadavut Camii Müezzini Yakup Sözen'e ait. Sözen, aynı zamanda Türk Diyanet Vakıf-Sen İstanbul Şubesi Başkanı.

"Demokratik hakkımı kullanarak dünkü memur eylemine katıldım. İlk önce bazı kesimlerden ve medya kuruluşlarından tepki aldım. Tepki gösterenler oldu ama destek verenler de oldu. Yalnız tepki gösterenleri ben de camide arkamda hiç görmedim. Peygamber efendimiz sahabesine hakkını aradığı zaman kızmamıştır," da diyen Sözen, Kanal D Haber'den alıntıladığımız bu ifadeleriyle, yaptığına dini dayanaklar arayıp bulmakla birlikte, attığı bir adımla, hem küçük hem de çok büyük ve anlamlı bir yer değiştirmeyle, hak arama için yaptığı atılımla, aslında bir başka ve çok daha evrensel bir alana, konum'unu doğrulayarak girmiş bulunuyor. Sözen, artık emeğin yanında konumlanmış, doğru yerini bulmuş ve haksızlığa karşı insan onuruna yaraşır tutumuna yerleşmiştir. Dini kimliğini, aidiyetin en önemlisinin ardına koymuş, emek-sermaye çelişkisinde olması gereken saflara geçmiştir. Böylece, bilerek olduğu anlaşılan bir biçimde, kimliklerin sıkıştırıcı, kendi içine kapayıcı, bölünmeye neden olucu, egemenlere hizmet edici özelliklerinden sıyrılabilmiştir. Haksızlık karşısında susanın dinsiz şeytan olduğu ifadesi de, kendisini, hem de arkasında namaz kılmadan eleştirenlere, onların anlayacağı dille, kimlik'in yukarıda sıraladığımız niteliklerinden hareketle, verilmiş bir yanıttır. Sendikacılığın yoğunluğu içinde Sözen'in bu değerlendirmeleri bire bir aynı tanımlarla yapabilmiş olabildiğinden kuşku duyanlar bulunabilir. Öyle olmasa da, kuşkulananlar haklı çıksalar da, Sözen, sezgisel bilgisiyle davranmıştır, sözleri bunun kanıtıdır. 'Sen imamsın, din adamısın, iktidarda dini söylemleriyle bilinen bir parti var, nasıl olur da bu partinin kınandığı bir harekete katılabilirsin,' diyenlere, onların kullanmayı tercih ettikleri sınırlı sözcüklerle, akşam evine ekmek götürmede sıkıntı çeken bir insanın acısını yoğunlaştırarak karşılık vermiştir.

Evine ekmek götürmede sıkıntılar çekmek. Başlangıç noktası budur. Hangi ülkede evine ekmek götürmede sorunlar yaşanıyor? O ülkede oligarşi, herkesin evine ekmek götürüp ailesinin geçimini sağlamada ızdırap çekeceğini mi söyledi? Hayır, tam tersini. Mutlu, müreffeh vesaire olunacağını söyledi, söylüyor. Durum ne? Bırakın ay sonunu bulabilmeye işsizliğinden dolayı borç harç yaşamını sürdürebilmeye olağanüstü çabalarla uğraşan milyonlarca insan var o ülkede. Oligarşı, yalan söylüyor yani. "Devlet bize bir şey söylüyorsa ciddiye almak zorundayız," diyor Zizek, ekliyor: "Sonra da, o sözlerin gereğini yerine getirmesini istemekle yükümlüyüz."

İşte Sözen, bunu yapıyor. Direniş diyoruz, eczacılar da bunu yapıyorlar, anlaşıldığı kadarıyla 4 Aralık Süreci'ne karşın, yapmaya devam edecekler. Her Perşembe sol'da yazan Nurettin Abacıoğlu'na selamlarımızı ileterek (Bu konuyu en iyi o biliyor, biz sadece elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz) anımsatalım: Devlet, eczacılara, ilaçların marketlerde peynir ekmek gibi, uzman görüşü alınmaksızın danışmasız satılmasını engellemeye kalkıştıktıklarından dolayı öfkeli, bu kızgınlığını eczanelerin giderek kapatılmasına yol açacak uygulamalara yönelerek gösteriyor. Üreticileri, dağıtımcıları muhatap almaksızın ('Gücünü onlara karşı kullanmaksızın' demiyoruz) sadece ilaçları son satanlardan, eczanelerden yüksek fiyat indirimleri yapmalarını talep ediyor, 4 Aralık bu sürecin başlangıç günü. Eczacıların görüşlerinin bu medyada nasıl yer alabileceği merak konusu ama elden gelenin her türlü zorluğa karşın yapılması şart, bir 'büyük' grubun iflastan kurtarılmasına binlerce eczane kurban edilemez. Türk Eczacıları Birliği ile İstanbul Eczacı Odası başta olmak üzere, tüm eczacılara, direnişçilere yani, başarı dileklerimizi, desteklerimizle, iletelim.

Bir direniş te bizden: Sanat Cephesi, kültürel yozlaşmaya, sanatın, kültürün tümüyle oligarşinin denetimine sokulmasına direniyor. Sadece büyük paralarla tanıtılan 'ürün'lerin sanat diye dayatılmasına karşı onurlu bir direnç göstermeye kararlı arkadaşlarımızın emeklerine saygı göstermeli, yürekten koparılmış işlerin sanat diye sunulmasına tavır alan Sanat Cephesi'ni güçlendirip yaşatmalıyız. Ben, kendi adıma armağan olarak Sanat Cephesi'ne abone-üye edeceğim arkadaşlarımı örneğin, öneririm.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları