Selim Yalçıner
CHP: Gericiliğe, Bağımlılığa ve Piyasacılığa Verilen Örtülü Ödenek
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:13
Hem gezegenin, hem de Türkiye'nin özgül koşulları, geleceğin giderek ağırlaşan sorunlarla dolu olacağına ilişkin verileri hızla artırıyor. Bu sorunlarla baş edebilmek, bir anlamda yaşamı sürdürebilme mücadelesini yürütebilmek için durumlar, eş zamanlı değerlendirmelerle izlenmek zorunluğunu getiriyor. Cumhuriyet Halk Partisi, bu bağlamda ilk sıralarda yer alıyor.
CHP'nin ülkenin ekonomik, politik ve toplumsal yaşamına yaptığı, yapageldiği etkilere, bu etkilerin uzun dönemli sonuçlarına, karşıtlık bağlamında da değil, durumu doğru anlayabilmek amacıyla değinmek zorunlu.
Yakın tarihi biraz bilenlerin onaylayacağı saptamalarla ilerleyelim. İsmet inönü'nün, sömürülmelerinde bizzat ve belirleyici rol oynadığı geleneksel kesimlerin ne tepki vereceklerinden habersiz olduğu ve bu tehlikeye karşı yapılacak işler ve alınacak önlemler bulunduğunu bilmediği düşünülemez Bülent Ecevit'in şu anda ülkenin siyasetinde ve yönetiminde büyük ağırlığı bulunan cemaatleri, isimlerini vererek övdüğü gözden kaçırılamaz Deniz Baykal'ın Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığına giden yolu açan kişi olduğu unutulamaz Kemal Kılıçdaroğlu'nun gericiliğin tırmanışını 'verili durum' haline getirmeye yöneldiği görmezden gelinemez.
CHP'nin, Türkiye'nin gericileştirilmesine, bağımlı hale getirilmesine ve piyasacılığının başıboş hale sokulmasına yol açan karar ve tutumları kuşkusuz saydıklarımızdan çok daha fazladır, sıraları geldiğinde değinmeye çalışacağız. Liderleri eliyle gelenekleri böyle oluşturulmuş bir partiden de emekçiler, ezilenler, sömürülenler, özgürlükleri kısıtlananlar lehine fazla bir şey beklenmesi, hızla yapılması gerekenleri unutturur, gelecekteki düş kırıklıklarının düzeyini yükseltir. Sürekli olarak sağa yönelen, sağdan medet uman bir partinin sola –en azından- bakmasını, onu eleştirmekten başka bir yolla sağlamak söz konusu olamaz. Karşımızdakileri, kafamızda oluşturulmuş bulunan kalıplara sokmaya çalışmaktan vazgeçmek zorundayız. Tıpkı AKP'yi kafasındaki liberalliğin doruğu olarak görmeye çalışan ve liderinin ağzından çıkan ve Kenan Evren'i aratan sözleri –işçiler üzerine 'ayaktakımı', kadınlar üzerine 'onların yeri evleridir' gibisine ve daha bir çok örnekle çoğaltılabilecek- duymazdan gelmeye çabalayanlar gibi olamayız. Ülkenin gericileştirilmesine yönelik Mendereslerin, Demirellerin, Özalların, Erdoğanların yaptığı işleri saptayıp, bu çabaya CHP liderlerinin ve üst yönetimlerinin katkılarını görmezden gelirsek, en azından 'emeğe saygısızlık' yapmış oluruz. Varılan noktada, yani yürütmenin başının ülkenin tek hakimi haline getirilmesinde onların da büyük payı vardır,unutulamaz. CHP, bizim kafamızdaki –kendimizi zorlayıp yaşatmaya devam etmekte ısrar ettiğimiz- emekten yana, hak ve özgürlüklerden, sosyal adaletten yana imajını bozmak, unutturmak için elinden geleni yapıyor, bizden ise o imaja sarılmaya devam etmemiz isteniyor. Adam piyasacıyım, bağımlılığın sürmesinden yanayım, gericilik tehlike değildir diyor, biz onun aslında böyle düşünmediğine inanmaya gayret ediyoruz. Söylüyorlar her şeyi, biz aksini düşünüyoruz. Kafamızdaki CHP'ye toz kondurmuyoruz. Oysa bizim kafamızdaki CHP imajıyla gerçekliğin hiçbir ilgisi yok. Tıpkı liberallerin kafasındaki 'özgürlükçü' AKP imajıyla gerçekliğin hiçbir ilgisinin bulunmadığı gibi.
Olmayan AKP, olmayan CHP üzerine kafa yorup durmamız isteniyor bizden. Adamlar biz piyasacıyız, hem de birbirimizden daha alasını yaparız diyorlar, oralı olmuyoruz adamlar bağımlılığı sürdürmekte hatta artırmakta yarış içindeler, görmezden geliyoruz gericilik diye bir sorun yoktur diyorlar aldırmıyoruz.
Gerçeklikle ilgimizi daha ne kadar kesebileceğimizi, oligarşi (Sermayenin, bürokrasinin –yargı da içinde olmak üzere- burjuva siyasal partilerinin, ordunun üst kesimlerinden oluşan) merak ediyor, biz kafamızdaki imajlardan kurtulamıyoruz, onlar ne derse kabul ediyoruz, herkes oligarşik bölümlemede kendini nereye layık görürse, oradaymışız gibi, o aslında olmadığımız aynı yerde kalmaya ve hiçbir şekilde sanal yerimizi değiştirmemeye –sosyalistler dışında- olağanüstü çaba harcıyoruz.
Sosyalistleri yukarıdaki değerlendirmelerin dışında bırakarak onlara iltimas geçtik niye?
Çünkü sosyalistlerin, tıpkı "Hayır!" kampanyasında olduğu gibi, önümüzdeki seçimler için de bir ittifak kurabileceklerine, ÖDP, EMEP, TKP ve Halkevleri başta olmak üzere yapılan ortak çalışmayı sürdürebileceklerine, tüm sosyalistlerin desteğini arayarak bir Sosyalist Blok kurup önderlerini belirlenecek pilot bölgelerde yoğunlaştırılacak çalışmalarla TBMM'ye gönderebileceklerine inanmak istiyoruz. Yaşları yetenler gibi, Türkiye İşçi Partisi'nin dönemin seçim sistemi –milli bakiye- uyarınca 15 milletvekili ile gösterdiği başarıyı anımsıyoruz, beklentilerimiz yükseldiği için de, çok daha etkin –ve artık neredeyse unutmaya yüz tutacağımız- bir muhalefetin yapılabileceğini düşünüyoruz, sosyalist kadroların bu görevi rahatlıkla ve yeterince yerine getirebileceğini biliyoruz.
CHP'yi, kendi soluna bakmaya yöneltmek, bu amaçla eleştirmek, CHP düşmanlığı yapmak demek değil, vurgulayalım. Soldan sıkı eleştirilen bir CHP'nin olumlu yönde değişebileceği düşünülmese, bu partiyi eleştirmek de akla gelmezdi. CHP'yi eleştirmeyen ve yüzde 42'yi anlamlandırmayan bir sol, işlevini yerine getirmiş sayılamaz. Yüzde 42 derken, geri kalanı unuttuğumuz sanılmasın, ancak bir yerden başlamak zorunlu, üstelik de değerlendirme ve saptamaları doğru yaparak, ilk halkayı doğru seçerek. CHP'yi eleştirmek, onu kafamızdaki CHP'ye yaklaştırabilir, özgürlükler, haklar konusunda bu partinin daha etkin olmasına yol açabilir. Sendikaların, entelektüel yaşamın sarılaşmasına bu partiye yapılacak yapıcı eleştirilerle de engel olunabilir. CHP, ancak biz, kafalarımızdaki sanal CHP imajından kurtulabildikçe ve eleştirilerimizi yoğunlaştırdıkça, toplumsallığımızı artırdıkça dönüşebilir, eğer dönüşebilirse, dönüşebilecekse. Sosyalistlerin, artık bu süreçte kimseye verecek –geri dönüp dönmeyeceği belirsiz- kredileri yoktur, kendileri dışındaki siyasal tutumlara ödünç insan gücü sunup ülkeyi muhalefetsiz bırakmaya hakları bulunmadığı gibi.
Sosyalist Blok, önümüzdeki seçimlerde yaşama geçirilmezse, kendi kendine muhalif sözler mırıldanan insanlar topluluğu olmaktan kurtulamayız baskılara direnemez, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelemizi sürdüremez bir hale geliriz. Durumun umut verici olmadığı ortada ancak toplumsallaşarak geleceğe ilişkin beklentilerimizi yükseltebilir, gericililiğin işçi sınıfının düşmanı olduğunu, piyasacı bağımlılığın mevcut koşullarda ancak gericilikle var olabileceğini anlatabilir, bu yaşamı ve mücadeleyi her gün sürdürebilmemize olanak verecek ve içimizde var olan gizil gücü ortaya çıkarabiliriz.