Selim Yalçıner
Cemaat kalmadı, camia verelim!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31
“Cemaat kalmadı, camia verelim,” sözü, tabii ki, bulunduğu ülkede, bir başka ülke çıkarları için çalışan bir Katolik tarikatının, o ülkede başına gelenlerden, yani tepelenmesinden sonra, tarikatçılığı bırakırmış gibi yapıp camiacılığa –maddi gücünden yararlanarak ‘sivil’ toplum örgütleri başta olmak üzere, her türlü ekonomik, politik ve toplumsal yapıya sızma girişimlerine- yönelmesini anlatıyor ve halen Vatikan’ın temel tutumunu yansıtıyor.
Katolikliğin halen en yaygın tarikatlarından biri olma niteliğini koruyan Cizvitler, Vatikan’ın, daha açıkçası Roma’nın ve giderek birliğini kurmaya yönelen İtalya’nın çıkarlarını başka ülkelerde korumak için yaptıkları zulüm ve işkencelerden sonra, örneğin Portekiz ve Fransa’dan ağır karşılık görmeleri ve neredeyse bire kadar kırılmalarının ardından cemaat çalışması yerine camia örgütlenmelerine yöneldiler. Bu gelenek, kilise cemaatlerinin azalmasından sonra da, camia (toplumsallık) oluşturma bağlamında sürdürüldü.
Cizvit (Jesuit) nedir, oldukça özlü bir biçimde düzenlenmiş tarihçeyi, Vikipedi’den (yazım hataları Vikipedi’ye ait olmak üzere) aktaralım:
“Cizvitler, (Latince: Societas Iesu) İsa Tarikatı olarak anılan bir Hıristiyan tarikatı. 1534 yılında Ignacio de Loyola (Aziz Loyolalı İgnatiyos, S.J.) tarafından kurulmuştur. Başlıca yoğunlaştıkları alanlar misyonerlik ve eğitimdir. Türkiye'de "İsa'nın Askerleri" adıyla bilinir, üyelerine "Cizvit" denir.
Bu tarikata mensup rahipler isimlerinin sonuna S.J. (Societas Jesu) ekleme hakkina sahip olurlar. Cizvit tarikatı ilk kurulduğu zamanlarda Roma Katolik kilisesinin fevkalade olumsuz tepkisiyle karşılaşmış ve kabul görmemişti. Ancak Cizvitler, kısa süre içersinde Protestanlara ve Anglikan mezhebine karşı sert tutumları ve bunlar aleyhine yaptıkları çalışmalar nedeniyle kilisenin bu menfi yaklaşımını tersine çevirerek Papalığın beğenisini kazandılar. Bu beğeni, Kilise'nin tarikatı açıktan desteklemeye başlaması ile ilk meyvelerini verdi, alınan destek sayesinde tarikat kısa sürede hem ekonomik hem de politik olarak büyük güç kazandı. Bu dönemde Cizvitler, Kilise'ye hoş görünmek için özellikle aforoz edilenlere karşı çok acımasız oldular.
Cizvitlerin benzer tarikatlardan en önemli farkının örgüt yapısında olduğu görülür. Tarikat üyeleri her zaman göze batmadan her türlü toplum içersinde, o toplumun insanları ile aynı düzeyde ve uyum içersinde yaşarlardı. Tarikat, ilk gününden itibaren kısa vadeli hedefler yerine hep uzun vadeli hedeflere yönelmiş ve özellikle insana yatırım yapmıştır. Gerçektende insana yapılan yatırımlar sayesinde Cizvit tarikatı çok kısa sürede Avrupanın en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline gelmiştir.
Tarikata kabul edilen herkes mutlaka uzun ve ayrıntılı eğitimlerden geçirilir, ancak başarılı görülenler tarikatın fikir ve ideallerini öğrenebilirlerdi. Cizvitler, özellikle fakir ve yetenekli gençlere, kurdukları ya da destekledikleri özel okullar aracılığı ile çok iyi bir eğitim verdirirlerdi. Fransa, Clermont'ta bulunan Cizvit koleji döneminin en iyi okuluydu. Cizvitler fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile karşılaştıklarında asla açıkça kavgaya girmezler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratırlardı. Özellikle sahip oldukları iyi eğitimli genç üyeleri sayesinde karşıt oldukları kurum ya da topluluğun içine sızarak kendi ilke ve fikirlerini içerden aşılarlardı. Bu şekil içerden yapılan baskı ile o kurum kısa süre içersinde yıpratılır veya tamamen yozlaştırılırdı.”
Vikipedi’den aktardıklarımız bu kadar.
Vatikan, kilisenin cemaatinin giderek eksilmesinden çok rahatsız. Bu durumun çeşitli nedenleri var. İlki ve en önemlisi, Papalığın, özellikle de son papa 16. Benedikt’in (Joseph Ratzinger, Alman) evrim konusunda ve parçacık fiziğinde yaşanan aşamalar başta olmak üzere tüm bilimsel gelişmeleri, kitapla açıklamaya çalışması ve Vatikan’ın ilgili kurumlarını bu yönde zorlaması. Hangi bilimsel gelişme olursa olsun, Vatikan’dan biri ortaya çıkıyor ve bu gelişmenin kitapta da (İncil) bulunduğunu ve söz konusu olayın‘kutsal’ metinde öngörüldüğünü söylüyor. Bu da, başta Avrupa’nın bilim çevreleri olmak üzere, din kavramını bireyle Tanrı arasında bir metafizik yere yerleştirip metnin içeriğini unutmayı alışkanlık haline getirmiş olanların öfkesine yol açıyor. Aydınlanmanın şu ya da bu biçimde geldiği düzey de, öylece inanılan ve anlattığı öyküye bu denli dikkat çekilmemiş kitapta yazılanları bu kez ciddi olarak ciddiye almaları beklenen ve kiliseleri dolduran kalabalıkların iyice seyrelmesine, cemaatin azalmasına, hatta bazı kiliselerin tek bir müdaviminin bile kalmamış olmasına yol açıyor.
Kilise kurumlarındaki cinsel istismarların geldiği düzey ve yarattığı skandallar da, cemaatlerin azalmasının bir diğer nedeni.
Bir başka neden, özellikle Afrika ülkeleri kardinallerinin, artık bir felaket halini almış olan HIV yayılması ve AİDS salgınının önlenebilmesi, hiç olmazsa yavaşlatılabilmesi için Vatikan’ın prezervatif kullanımını resmen önermesi taleplerinin, Papalık tarafından sürekli reddedilmesi. Afrikalı Katolik din adamları, Vatikan’ın bu tutumunu açıktan eleştirmeye başlamış bulunuyorlar. Papalık, Hıristiyan çocuk sayısının artmasıyla ilintili politikasını –prezevatif kullanmayın!- böylesine acil bir hal almış AİDS vakalarına karşın değiştirmeyi düşünmüyor ve cemaatlerin azalmasına yol açıyor.
Cemaat kalmadıysa, camia verilmesi gündeme geliyor dini tüketicilere. Camia, Vatikan’ın, neredeyse her toplumsal olaya sivil görünümlü bir dini örgütle katılması anlamına geliyor. Occupy’cıların eylemlerinde bile, mutlaka bir Katolik örgütünün temsilcisi görülüyor ve kitaptan söz ederek toplananları kendince etkilemeye çalışıyor. ‘Cemaat’i azalan Kilise, ekonomik ve mali gücünü bu kez ‚ sivil görünümlü etkinliklere yönlendirerek ‘camia’sını güçlendirmeye çalışıyor.
Şimdilik.