Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Çay Partisi, Lizbon, Çaldıran

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:15

Amerika Birleşik Devletleri'nde 2 Kasım 2010 günü (dün) yapılan seçimlerde Temsilciler Meclisi'nin 435 üyesinin tamamı, Senato'nun 100 üyesinden 37'si ve 50 eyaletin 36'sının da yeni valileri belirlenecek. Kongre'ye yeni katılacak olan kişilerin içinde önemli bir bölümünün, muhafazakar sağcı Cumhuriyetçi Parti'nin en pervasızlarının bile kanını donduracak kadar aşırı sağcı politikacılardan oluşacağı bekleniyor. Bu politikacılar, Tea Party-Çay Partisi adı altında Cumhuriyetçi Parti'den seçimlere giriyorlar, Obama'nın oy aldığı kadınlar ve beyaz işçilerin ciddi bir bölümünü yanlarına çekmiş görünüyorlar ve ABD Başkanı'nı, dikkat, "Sömürgeciliğe karşı olmakla" suçluyorlar, ülkelerinin savaşma gücünü azaltmakla eleştiriyorlar. Lizbon, Portekiz'in başkenti ve 17 Kasım'da Nato toplantısına, örgütün yeni konseptini ('İran Tehdidi') onaylamak –Türkiye'nin bu konuyu onaylamaya pek istekli olmadığı öne sürülüyor- üzere bir araya gelecek üye ülkeler Devlet Başkanları ve Başbakanlarına konukluk edecek. Çaldıran, bildiğimiz Çaldıran, Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail'i yendiği –ve seferden önce Anadolu'daki Alevileri kırımdan geçirdiği- meydan muharebesi, Aleviler'le ilgili yapılacak 'açılım' bağlamında Türk medyasında son günlerde sıkça konuşuluyor ve Türkiye-İran-Savaş sözcüklerinin birlikte ve bol biçimde kullanımıyla dikkat çekiyor.

Başlıktaki terimleri sırasıyla irdelersek, aralarındaki çağrışımların hatlarını ayrıntılandırabilir, koyulaştırabiliriz.

Önce bir metin:

"Burjuvazi bunalımları ne şekilde aşıyor? Bir yandan üretici güçlerin büyük bir bölümünü zorla yok ederek diğer yandan yeni pazarlar ele geçirerek ve eski pazarları daha fazla sömürerek. Yani, daha çok yönlü ve daha şiddetli bunalımlar hazırlayarak ve bunalımları önleyen araçları azaltarak..."

Anımsamışsınızdır 1848 yılında yayımlanan bir belgeden, Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından yazılan Komünist Parti Manifestosu'ndan bu bölümü. İşte Çay Partisi, Obama'yı zorlayacakları anlaşılan grup, tam da bu saptamalara uygun bir söylemle harekete geçiyor, sömürgeciliğin ihyasını, ABD'nin saldırgan ve savaşçı politikalarına geri dönmesini istiyor. Hem büyük sermaye, hem küçük ve orta boy işletmeler, hem beyaz işçi sınıfını bünyesinde barındıran sendikaların önemli bir bölümü, ABD seçimlerinde Çay Partisi'nin programına büyük yakınlık gösteriyor. Bu, dünkü seçim sonuçları ne olursa olsun, Obama'nın yakın gelecekte Amerika Birleşik Devletleri'ni nasıl yöneteceğinin göstergesi olarak kabul edilebilir. Yakın gelecek, savaşların ve yıkımın artacağını gösteriyor. Kapitalizm, krizlerini hep savaşlarla aştı, bu kez de şaşırtmayacak. Yakıp yıkacak, sonra yeniden yapmaya girişecek, akrep gibi bildiğini yapacak, sokup zehirini verecek.

O halde, kapitalist uygarlığın, tüm gezegenin söylemini, gelecek savaşlara göre oluşturabileceği beklenmeli, gelişmeler de bu yönde zaten. İran'ın nükleer programı, terörle mücadele konusunda görüldüğü gibi, kaç yıldır Amerika Birleşik Devletleri tarafından gündemde tutuluyor. Neden? ABD çok barışçı bir ülke olduğu için mi? Bu ülkenin barışla uzaktan yakından ilgisi olmadığını bilmeyen kalmadı. Kapitalizmin krizini, ancak ve ancak savaşarak, daha doğrusu savaştırarak ve savaşanlara silah satarak, 'ilk yıkılacak, yakılacak yerler' önceliğine göre tahribat yaparak aşabilecekleri için Amerikan oligarşisi, İran'ı diline dolamış durumda. İran-Irak Savaşı'ndaki kazançlarının tadı damağında çünkü. Son olarak, Avrupalı ortaklarını da NATO çerçevesinde İran'a karşı eyleme geçmeye ikna-onların ikna olmaya ne kadar ihtiyaçları varsa- ettiler, Türkiye'nin bu tasarıya isteksiz olduğu Amerikan ve Avrupa oligarşik çevrelerinde dile getiriliyor.

Türkiye o kadar isteksizse, neden iktidarın sözünden dışarı çıkmayan medya, her gün Çaldıran deyip duruyor? 'Alevi Açılımı' diye içtenlikten yoksun bir biçimde başlatılan konuşmalar, şu sıralar Çaldıran'ın gündeme getirilmesini mi gerektiriyor? Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunun, ekonomisinin aman aman gelişmekte –artan işsizliğin iç burkan rakamları ortadayken- olduğunun, bölgeyi ve hatta Avrupa'yı krizden Türkiye'nin çıkaracağının –bakınız ahmaklık dozuna- her gün kafalara vurularak neredeyse tekrarlanmasının anlamı ne? Sıcak para mı sadece? Bu hamasi muhabbetler sıcak parayı kontrol eden bir elin parmakları kadar 'yatırımcı'yı ne ölçüde etkiler, onların ne yapacaklarını bilmeyen salaklar olduğunu düşünmenin kime ne yararı olabilir? 'Korkmayın' diyor oligarşinin ağızları, 'korkmayın'. Tamam korkmuyoruz, şimdi ne olacak, bu korkusuzluğun getirisi kime olacak? Tamam büyük ülkeyiz, ekonomimiz uçuyor, işsizliğimiz de, adım adım otokratik bir yönetime doğru gidiyoruz, özgürlükleri sorarsanız harika, pankart açan kız öğrencileri saçlarından tuttukları gibi içeri tıkıyor polisler, işler mükemmel yani! Korkmuyoruz ve de! Korkmuyoruz ama, Hasan Mutlucan dinlemesek de olur diye düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Ülkemizin kapitalizmin krizden çıkabilmesi için savaş alanı haline getirilmesi ihtimalinin giderek güçlenmesinden –korkmasak bile- tedirginiz.

Kapitalist uygarlık, meydanı boş bulduğunda bildiğini yapacak. Sorun, meydanın nasıl boş bırakılmayacağında. Manifesto'dan bir başka alıntıyla yazımızı bitirelim:

"Proleterlerin bir sınıf olarak ve bunun sonucunda bir siyasal parti olarak örgütlenmeleri, işçilerin kendi aralarındaki rekabet yüzünden sürekli yeniden bozulur. Ama her seferinde daha güçlü, daha sağlam, daha kudretli şekilde yeniden doğar."

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları