Selim Yalçıner
Çağdaş 'Gönüllü' Kölelik: Kısır Döngü Mü?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:28 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:28
Çağdaş kölelik mi? Var mı böyle bir şey? Çağımızda kimseye köle denebilir mi? Kısır döngü?
Hadi canım. Başlığa itirazları artırmadan önce, bu yazıya yol açan olayı, daha doğrusu filmi, Stanley Kubrick’in Spartacus’unu 50 yıl sonra bir kez daha izledikten sonra düşündüklerimi ve yaptığım kısa anımsama araştırmasından sonra topladığım bilgileri aktarmama izin verin.
Spartacus filminde, izleyenlerin anımsayacağı gibi, köleler durumlarından memnun değiller ve isyan ediyorlar. İsyanın sonu biliniyor, yenilgi. Ancak Spartacus, Türkçesi Spartaküs, tarihe geçiyor. Filmi 50 yıl aradan sonra ikinci kez izlememin ardından, gezegenin büyük bir bölümündeki yaşamları, örneklemelerden çok hoşlanmasam da, diyelim, ortalama kabul edilebilecek bir yaşamı düşündüm.
Bir aile. Anne, baba, çocuk ya da çocuklar. Verili koşullarda anne ve babanın çalışmaları gerekiyor. Nedeni çok basit. Evin kirası ya da taksitleri ödenecek, ev ısıtılacak, giderleri karşılanacak, aile, bir şeyler yiyecek, giyecek, hareket edecek, gelirine göre gerçekten gereksinim duyduğu ya da duymadığı ama ‘toplumsal’ olarak baskı altında tutulduğundan tüketmek zorunda bırakıldığı ürün ve hizmetlere para ayıracak. Anne babadan biri işsiz kaldığında bu dengeler sarsılacak, her ikisi de iş pazarının dışında kaldığında ise felaket yaşanacak. Felakete, açlık da denebilir. Böylesi bir duruma düşmemek için elden gelen her şey yapılacak. Mevcut yapının (kapitalizmin, sömürü düzeninin) sürmesi için ne gerekiyorsa ekonomik, politik, toplumsal açılardan, denenecek.
Şimdi, kölelikle ilgili, hepimizin bildiğimiz bazı bilgileri anımsayalım. Köle, alınıp satılabilen insan demek. Giderek bunun hukuku da kurulmuş, kölelik yasal çerçevesine kavuşturulmuş.
Tarih dendiğinde dayandığımız nokta, yani yazının –şu an bilinebildiği kadarıyla- kullanımından itibaren, kölelik var. Köle, en basitinden, savaş tutsağı. Kölelik pazarları oluştuktan sonra ise –öyle ya, her zaman savaş olmuyor- silahlı adam kullanabilen birileri, köle pazarında iyi fiyatla satılabileğini umdukları insanları yakalayıp bağlıyorlar ve zorla pazara getirip satıyorlar. Bu köleleri alanlar, onları ya evlerinde ya da tarlalarında ‘karın tokluğu’na çalıştırıyorlar. Gerektiğinde, ‘rüşvet’ olarak hediye ediyorlar. Kölelerin çocukları da köle oluyorlar.
Köle yapılanların, genel olarak, satıldıkları toplumun kültürlerinin dışından seçilmeleri sıkça başvurulan bir yol. Böylelikle, kölenin kendisini ‘aşağı’ bir durumda görmesi sağlanıyor ve köle kullanan topluma karşı ‘dillenmesi’ yani gerçekleri anlatmasının bir şekilde önüne geçileceği, anlatsa da kültürel durumu nedeniyle etkili olamayacağı düşünülüyor. Mısır, Roma, Yunan, İran, Arap, İlhanlı devletlerinde köleliğin kendisi ve hukuku bulunuyor. Kölelik zaman içinde gelişiyor ve gelmiş geçmiş en büyük köle ticaretini yapmış olma ‘şerefi’ de Portekiz’e ait. Eski dönemlerin şu anda övüle övüle bitirilemeyen tüm anıtları, kölelerin eseri. Piramitler, tapınaklar, kaleler, saraylar, surlar hep köleler tarafınan yapılıyor. Gemici devletler, denizcilikte köleleri büyük çapta kullanıyorlar. ‘Keşif yapmaya’, daha doğrusu kendisine olanak sunan hükümdara değerli hediyeler getirmeye niyetlenen maceracı denizci, gemisine köleleri (zoraki işçi, porsun) dolduruyor ve okyanuslara açılıyor.
Spartaküs dedik, gladyatörlere değinmeden geçmeyelim. Gladyatör (gelişmiş kaslı savaşçı köleler) çarpıştırma, Antik Roma’nın köle sahipleri arasında oldukça ‘in’. Bu çarpışmalara halk da izleyici olarak katılıyor, öyle ya, büyük eğlence, bahisler oynanıyor şimdiki gibi, acayip ‘neşeli’, gerilimli etkinlikler. Kaybeden kölenin yaşamı, çarpışmayı organize eden –federasyon ya da yönetim değil!- mal (köle) sahibi kişinin keyfine kalmış. Sağ elinin baş parmağı, arenayı dolduran halkın sesli tepkilerini de kimi zaman dikkate alarak, yukarıyı gösterirse iyi, kaybeden köle en azından bir sonraki çarpışmaya kadar yaşar, aşağıyı gösterirse kötü, yaşamı orada noktalanır. Hemen futbolla bağlantıyı kurduk, yönettiği takımı başarılı kılamayan teknik direktörlerin akibetlerini, büyük umutlar bağlanan futbolcuların kendilerinden bekleneni veremedikleri düşünüldüğünde sokuldukları cadı kazanlarını anımsayalım.
Yazının sonuna yaklaşıyoruz, başta söylediklerimizi toparlama zamanı. Spartacus’ta da görüldüğü gibi, o dönemin kölelerinin ve köleliğin ‘kaldırıldığı’ zamana kadar köle olanların, kölelikten kurtulabilmek için büyük çaba harcadıkları çok açık. Bugün, hukuki olarak köle olmayan ancak sabahın köründe kalkarak çocuğunu doyurup yuvaya ya da okula bırakan, hızla işine gidip geç saatlere kadar çalışan, bu arada çocukları yuvadan ya da okuldan bir şekilde alan ya da aldıran, gecenin kaçında geldiği evinde hızla yemek yiyen, televizyonda izlediği bir dizi ya da maçla günlük terapisini yapan ve acilen yatağa girerek bir sonraki gün için güç toplamaya çabalayan –ayrıca da burada değinmediğimiz bir dizi, örneğin kredi kartı borcu gibi sorunlarla boğuşan- kişi, köleliğe isyan eden Spartaküs’le karşılaştırıldığında ne sonuca varılabilir?
Spartaküs, köleydi ve köleliğe isyan etti.
Çağdaş insan –hiç kimseyi ayırmadan- kölelik koşullarına girmek için büyük bir enerjiyle ve gönüllü olarak çarpışıyor, köle olmak istiyor, Spartaküs gibi bir gün değil, her gün ölüyor.
Çağdaş insana, “Dur, bir soluklan, bu yapı, kapitalizm, sömürüye dayanıyor, sömürüyle var oluyor, ancak sürekli büyük karlar edebilirse yaşıyor, bu nedenle de krizden kurtulamıyor, tüketimi senin varoluş amacın haline getirdiği için kaderini kapitalizmin kaderiyle özdeşleştirmeni sağlıyor, çağdaş köleliğin kısır döngüsünün kırılmasına yönelmeni ve özgür olmanı böylelikle engelliyor,” denirse, ki deniyor, fayda getirmiyor. Çağdaş insan, illaki krizin somut ve açık, dolayısıyla en ağır biçimini yaşamak istiyor.
Umutsuz olmaya gerek yok, ancak, derde deva olunan (somut bir sorunun çözümüne yardımcı olunduğu) durumlardaki –sel felaketine uğrayanlara yardım edildiğindeki gibi örneğin- geri dönüşler, kesinlikle unutulmamalı. Büyük ölçüde, bu geri dönüşlerin artmasıyla aydınlanılacak ve köleliğin hem de ‘gönüllü’ hali ortadan kaldırılacak, özgürlüğe yönelinecek gibi görünüyor.