Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Büyük Yalan: 'Inside Job' İsyan Duygusu

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01

Amerikalılar'ın 9/11 dedikleri, bizim 11 Eylül diye bildiğimiz uçakları büyük işhanlarına çarptırma eylemi, uzun bir süredir aklı başında ABD akademik çevrelerinde, Inside Job diye anılıyor. Inside Job, içerden yapılan iş anlamına geliyor bildiğiniz gibi, ve de Bush-Cheney ikilisinin en azından bu kesimler nezdinde iyice gözden düşmelerini tanımlıyor. Inside Job, sadece Amerikan aydınları arasında konuşulmuyor tabii ki, halka da yansımış ve oldukça büyük taraftar toplamış durumda. Sonuç: isyan duygusu. İsyan ediyor insanlar böylesi büyük bir canavarlığın bir inside job olmasına, en azından hükümet çevrelerinin 'iş'in içerden yapıldığı iddialarına doğru dürüst bir karşılık veremeyip sorunu 'hamaset'le aşmaya çabalamalarına. Kolay değil, size söylenenlere inanıyorsunuz, tepkiler ortaya koyuyorsunuz, bu eyleme karşılık verilmesine, çocuklarınızın bu amaçla ölmelerine onay veriyorsunuz örneğin, sonra bir de görüyorsunuz ki size yalan söylenmiş, olay hiç de resmi ağızların size anlattığı gibi değilmiş, bambaşkaymış, kandırılmışsınız, duygularınız kullanılmış, çocuklarınız boşu boşuna, Afganistan'a ya da Irak'a ekonomik amaçlı askeri müdaheleler nedeniyle öldürülmüş.

Michael Moore'un ve Dylan Avery'nin, işhanlarına yapılan saldırıların içyüzünün ortaya dökülmesinde büyük görev gördükleri ortak kanı. Moore, Fahrenheit 9/11 ile, Dylan Avery de Loose Change ile Amerikan ve dünya kamuoyunun söz konusu eylem üzerine bilgilenmelerine ve isyan duygusuyla yanmalarına yol açtılar. Her iki belgesel filme de netten ulaşmak gayet kolay, bildiğiniz gibi.

Bu belgesellerde, baştan başlarsak, uçakları kaçırdıkları ileri sürülen 19 Suudi Arabistan yurttaşının hepsi, isimleri açıklandıktan sonra ülkelerinde ortaya çıktılar ve hayatta, son derece sağlıklı olduklarını açıkladılar, gerçekten de görüntülerde turp gibi bir izlenim veriyorlardı, hiç de işhanlarına çarpan uçaklarda yanmış, paramparça olmuş bir halleri yoktu. Sonra, Pentagon'a bir uçağın çarptırılıp çarptırılmadığı sorgulanmaya başladı. Konunun uzmanları, ABD Savunma Bakanlığı'nın beş köşeli binasına uçak çarptığını gösteren hiç bir kanıt olmadığını belirtiyorlar. New York'taki ikiz işhanlarına gelince: Bu iki binanın, çarpan uçaklar tarafından çöktüğüne inanan neredeyse hiç kimse yok konuyla ilgilenenler arasında. Binalar çökmeden önce meydana gelen patlamaların binanın belirli yerlerine yerleştirilen ve bina çökertmede kullanılan teknikte ve güçte patlayıcıların patlatılması nedeniyle oluştuğu düşünülüyor. Daha bir çok kanıt, bu 'iş'in, resmi ağızlar tarafından söylendiği gibi değil, oldukça deneyimli, bilgili ve korunan kişiler tarafından yürütülen bir 'iç' iş olduğuna yönelik düşünceleri kuvvetlendiriyor.

Tüm bunları biliyorsunuz. Hele de Türkiye kamuoyunun, Amerikalıları kızdıracak ölçüde ABD resmi versiyonuna inançsızlığı anımsanınca, saydıklarımızın hiç bir yeni tarafı bulunmadığı açık.

Şu farkla: Amerikalılar, Bush-Cheney ikilisine olan öfkelerini, ülkeleri kurulduğundan beri akla bile gelmeyen, geldiğinde sadece espri konusu olarak sözü edilen, kimilerine göre bir düş, kimilerine göre de kabus sayılabilen bir düşünceyi gerçekleştirerek ortaya koydular, Barack Hüseyin Obama adlı siyah politikacıyı başkan seçtiler. Öfkeleri geçti mi Amerikalıların, bilemeyiz, ancak işhanlarına düzenlenen saldırıyı planladıkları Bush ve Yardımcısı Cheney tarafından öne sürülen adamların bizzat kendilerinin Amerika Birleşik Devletleri için çalışmış oldukları, çok yakın akrabalarının ise bu yakınlığı, Cheney ile aynı şirkette ortak olarak sürdürmekte bulundukları anımsanırsa, bu öfkenin oldukça çarpıcı yansımalarının gelecekte görülebileceği olasılığının hiç de düşük sayılmayacağından kuşku duyulmamalı. Yani, hem inanmayabilirler bu adamların kendilerine yüklenen işi yaptıklarına, hem de öfkeleri, mümkün olan en uygun hedefe yönelmişliğin gücüyle artabilir. Bu, dikkat edilmesi gereken bir durum gibi görünüyor Amerikalılardan herhalde devletlerine baş kaldırmaları beklenemez, bu kararlılığa varmış olabilecekleri en azından bugün için düşünülemez, ama aynı insanların, kendilerine sunulan yalanın parçalarına aynı niyetle yaklaşmalarını beklemek de doğru olmaz. Ülkeleri neredeyse dağılmanın eşiğine gelmişti, dünyaca imrenilen yaşam tarzları tehlikedeydi, 'düşman' her an en zayıf noktalarına saldırabilirdi, hatta yapıyordu bile bunu, Bush ve Cheney böyle söylemişlerdi çünkü, o halde çocuklarını gezegenin öte ucuna savaşmaya, ölmeye gönderebilirlerdi. Bu versiyon, Moore ve Avery gibiler tarafından yerle bir edilse dahi, sıradan bir Amerikalı'nın bu durumu içselleştirebilecek ne zamanı, ne de enerjisi vardı, kızmıştı evet, öfkesini de Obama'yı seçerek göstermişti, ama acaba kendisine yalan söylenmiş olmasını ne ölçüde kabullenmişti? Çocuğunu, haklı bir dava uğruna savaşa, ölmeye göndermişti, inanmıştı bunu yaparken, resmi ağızlar inandırmışlardı kendisini. Ama resmi ağızlar yalan söylemişlerdi. Hem de, bir birey olarak yaşamını dayadığı, dayamak zorunda olduğu bir kaç kolondan birini tümden yıkarak yapmışlardı bunu. Kolayca unutulabilecek gibi değildi öfkeleri.

Küçücük bir olay, hiç beklenmedik, sözünü ettiğimiz öfkeyi tutan barajları yıkabilir miydi?

Bu yazıda, bir kaç kez, yazdıklarımızı okurların gayet iyi bildiklerinin altını çizdik.

Tabii, okurlar, bu yazının açıkça görüldüğü üzere sadece Amerika Birleşik Devletleri üzerine olduğunu da gayet iyi biliyorlar.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları