Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Biraz da Biz Konuşsak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:10

Günlük yaşamın küçük sorunlarıyla, dünyanın büyük sorunlarını birlikte düşünme zamanı

"Biraz da biz konuşsak," böyle diyor Ergin Yıldızoğlu son kitabı Kriz'de. Yıldızoğlu, çok da haklı olarak, bizim konuşmadığımızı, konuşsak da sesimizi duyuramadığımızı, duyursak da bunun çok sınırlı bir kesimle sınırlı kaldığını vurguluyor kanımca. Son otuz yıldır hep birileri konuşuyor, hep aynı şeyleri söylüyorlar, yıkıntıyı övüyorlar, asıl çelişkiyi gizliyorlar, sınıf savaşını görmezden geliyorlar, ikincil bile değil, üçüncül dördüncül çelişkilerle, aslında temel çelişkiden kaynaklanan sorunların ters yansıtılmış halleriyle insanların büyük çoğunluğunu meşgul ediyorlar, bu büyük kesimin yönünü bulmasına, ayak bastığı yerdeki asıl sorunu görebilmesine engel olmaya çalışıyorlar. Sonuçta, sermaye egemenliğinin, bu yaldızları dökülmüş, boyaları akmış sürecin devamlılığını sağlamaya uğraşıyorlar. Yıldızoğlu aslında konuşuyor, yıllardır hem de, yazıyor, anlatıyor. Böylelikle, "Biz" derken neye gönderme yaptığını çıkarıyoruz, bu süreçten zarar görenleri, büyük çoğunluğu. Cumhuriyet Kitapları'ndan yayımlanan son kitabında Ergin Yıldızoğlu, sadece "Biraz da biz konuşsak," demiyor, dünyanın varacağı son nokta diye sunulan neoliberal yaklaşıma, tüm gezegenin kabule zorlandığı bu sürece ilişkin hem 'biz'im, hem de 'onlar'ın anlayacağı dille eleştirilerini yapıyor, "işlerin böyle gitmeyeceğini" de anlatıyor.

Bu kitap, Kriz, gezegenin nereye gittiğini hangi derinlikte olursa olsun merak edenlerin mutlaka okuması gerekli bir yapıt, tümüne ilişkin bir yargıya, bu yazı çerçevesinde varmaya çalışmak, okurun, her okurun ilgisinin farklı konulara olabileceğini kabul ettiğimizde –ki bu kabulu yapmak zorunlu- gereksiz. Ancak bazı bölümlerini aktarabiliriz:

"...Ama gördük ki, piyasa kendi kendini düzenleyemiyor, kaynakları rasyonel biçimde dağıtamıyor. O yalnızca bir 'sermaye birikim makinesi'dir. Bu 'makine', ahlak, adalet, toplumsal refah, çevreyle ilgili sürdürülebilirlik gibi kaygılardan bağımsız olarak işliyor. Bu makinenin rasyonel olduğunu söylemek, 'antropomorfik' (insanmış gibi düşünmek) bir saçmalığın ötesinde, herkesten sermaye birikimine, insana duyarsız bir 'makine'ye yakıt olmasını istemek anlamına geliyor. Ama artık bu 'makine' kırıldı. Dün, devlet müdahelesine, sosyal devlete karşı olanların, şimdi toplumsal çıkardan (biz batarsak siz de batarsınız), yeni düzenlemelerin, denetimlerin gereğinden (toplumsal mühendislik) söz edip adeta bir 'sosyal devlet' istiyorlar. Ama bir koşulla bu devlet vatandaşlardan vergi toplayacak, bununla piyasayı kurtaracak. Diğer bir deyişle ekonomik politika tepetaklak ediliyor. İşçinin, emekçinin, halkın verdiği vergi, dev şirketleri kurtarıyor..."

"...Biraz da biz konuşsak..."

"...O ki ekonomiye siyasi müdahelenin, yeniden yapılandırmanın gerekebileceği kabul edilebiliyor. O zaman bu müdahelenin, yeniden yapılandırmanın içeriğini, biçimini, bizim aklımıza uyup uymadığını tartışmaya başlamanın tam zamanı değil mi? Hemen birey-toplum, azınlık-çoğunluk ilişkisini, vatandaşın haklarını, vergilerin kaynaklarını, kullanılış biçimini, devletin öncelikle kime sorumlu olması gerektiğini konuşalım. Bu konularda aklımızın ürünlerini nasıl uygulamaya sokabileceğimize, karşımızdaki siyasi seçeneklere, geçen yüzyılın deneyimlerine yeniden bakalım. Aklımızın ürünlerini bırakın uygulamaya koymayı, daha tartışmaya, hatta düşünmeye başlama aşamasında önümüze dikilen, düşünsel, kurumsal ve fiziki engelleri anlamaya çalışalım. Karşımıza çıkan her siyasi partiye, öncelikle bir taraftan haklar ve özgürlükler (aklımızın ürünlerini serbestçe konuşma, uygulama hakkı) diğer taraftan ekonomik eşitlik ve adalet (insanca-temel gereksinimleri karşılanmış yaşama hakkı) konusunda düşüncelerini, devleti bizden yana nasıl kullanmayı, yapılandırmayı düşündüğünü soralım. Kısacası serbest piyasa modeline, bunun iktidar ilişkilerine karşı bize hangi seçenekleri sunduklarını soralım. Bu sorulara bütünlükçü cevaplar sunamayan partileri zaman kaybı olarak görelim. Çok özel bir tarihsel andayız, bir şeyler çözülüyor, ama yerine neyin geleceği belli değil. Diğer bir deyişle insan eylemine, yaratıcılığına alan açan bir çatlak oluşuyor zamanda...Günlük yaşamın küçük sorunlarıyla, dünyanın büyük sorunlarını birlikte düşünmenin tam zamanı!..."

Evet, böyle diyor Yıldızoğlu. Aslında "Düşünme Zamanı" da denebilir buna. "Düşünüp eyleme geçme zamanı" da. 'Okur', karar verecek. Karar verebilmek için de, bilmek gerekiyor, "Kriz", bize bu süreçte yardım sunuyor.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları