Selim Yalçıner
Bir, İki, Üç: Daha Fazla Sarıkamış?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:17
"Sarıkamış Şehitliği, Kafkas Cephesi Şehitliği, bizim tarihimizin, bizim medeniyetimizin, en önemlisi de bizim kardeşliğimizin sarsılmaz bir abidesidir." Sözler, Başbakan Erdoğan'a ait ve Sarıkamış Şehitleri'nin anma töreninde söyleniyor. Kardeşlik sözcüğü, bu bağlamda ne anlama geliyor, irdelenmesinde yarar var.
Sarıkamış'ta biliniyor, 1914 sonu 1915 başında eksi otuzlu derecelere incecik giysiler ve aç karınlarıyla sürülen 118 bin kadar askerden 90 bini –pek azı çatışmalarda olmak üzere- kırdırılıyor. Osmanlı Hanedanı'nın çaresizliği denilsin, Enver'in yeteneklerini oldukça aşan ihtirası denilsin, durum değişmiyor, 90 bin asker, Osmanlı İmparatorluğu'nun her köşesinden askere alınmış işçiler emekçiler bile bile ölüme gönderiliyor ve ölümde kardeş oluyorlar. Tabii, kardeşlik söz konusu olursa, 'hepimiz kardeşiz', ayrı gayrı yok. Osmanlı'da kardeşlik, kulların ve katliamlarda ölenlerin kardeşliği, Hanedan'la kulların değil. Yalnız, 'Sarıkamış Kardeşliği'nde vurgulanan coğrafya, Başbakan'ın konuşmasını burada yinelemek bizim görevimiz değil ama, Yemen'den Kafkasya'ya, Bosna'dan Azerbaycan'a, hatta daha da uzaklara yayılıyor. Bu, bir Müslüman Kardeşliği. Müslüman ve kardeş sözleri yan yana geldiğinde, bir başka isim daha akla geliyor: Müslüman Kardeşler. İhvan-ı Müslimin. İslamcı terminolojide, kısaca, İhvan. Şu anda Mısır'da oldukça etkin olan ve nüfuslarının çoğunluğu Müslüman olan birçok ülkede hızla yayılan bir örgüt. Özellikleri, iktidara yavaş yavaş uzanmaları. İran'daki gibi açıkça gelmek ve yıpranmak istemiyorlar, kılcal damarlara, hem kitleler bazında hem de iktidar bazında, yerleşmeyi amaçlıyorlar. Kültürel ortamı örneğin, yavaş yavaş ele geciriyorlar. Yürütme ve Yargı'ya –varsa Yasama'ya- da, bu alanların söylemlerini belirleyerek yöneliyorlar. Henüz, İhvan'dan bir dönüş, demokratikleşme yaşanmadı. İhvan'ı şu ya da bu şekilde destekleyen 'liberal' eğilimlilere anımsatmakta yarar var İhvan'ın olduğu ve geliştiği yerlerde çoğulculuğun yeşerdiğine ilişkin en küçük bir kanıt yok.
Biraz daha İhvan'dan:
'Şehit' Hasan El Benna tarafından Mısır'da 1929 yılında kuruldu. Kuruluş amacı, şöyle tanımlandı: "Dinsel inançlara tam bağlılığı sağlayıp, İslam ülkelerinde sosyal ve siyasi yaşamda İslam'ın emirlerini kabul ettirmek üzere faaliyette bulunmak." Örgüt, halen Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Filistin ve Suriye ile Türkiye'de etkinliğini artırma yolunda. Örgütlenmesi, söylemlerini genişletmeye yardımcı olacak biçimde. PR çalışması, 'kulaktan kulağa' yürütülüyor. İhvan, sermaye ilişkin olarak da, seçici değil, bir yandan 'çarşı'larda gelişirken, diğer yandan büyük sermaye içinde suyun başına yerleşmeye çalışıyor. Emperyalizm ya da 'güncelleştirilmiş' deyimle küresel kapitalizmle ciddi bir sorunu yok, tersine, bu yapıya sızmaya büyük önem veriyor. Ayrıca, İhvan'ın yükselmesi sürecine, 'biz de kitlelere ulaşalım' oportünizmiyle katılan sosyalistler, demokratlar, liberaller ya yok oldular, ya da İhvancı.
Sarıkamış konuşmasında sözü edilen 'kardeşlik'in, İhvan anlamına geldiğinden kuşkuları olan varsa, Türkiye'nin, genel olarak son 30 yıllık, özel olarak da son sekiz-dokuz yıllık gelişimine bir göz atabilir, demokratikleşme diye bir gelişmenin hangi alanda gerçekleştiğini arayabilir. Bulabilirse eğer, Türk-İslam Sentezi'nin Kürt-İslam Sentezi olarak genişlemesinden başka, hepimizi aydınlatabilir. "Müslümanca yönetmek değil, Müslümanca yönetilmek istiyoruz." İhvan, böyle diyor. Bu, İslamcılığın yaşamın her alanında etkin kılınmasının en 'çağdaş' sloganı. Toplumun her alanını denetlerse, örgüt olarak iktidara adıyla sanıyla gelmenin önemli olmadığını anlatan bir slogan. İktidar olanın, 'iktidar' olmaya ihtiyacı yok, İhvan, böyle düşünüyor.
İhvan yerine kardeşlik diyerek, sözü edilen kardeşliğin anlamına biraz daha yaklaşalım.
Sarıkamış'ta ölenler kardeşti, kardeşlerimizdi. Müslüman kardeşlerimizdi. Emperyalist amaçlar uğruna 'şehit' oldular. Kardeşliğin köleliğe dönüştüğü yerde, gömüldüler. Tümü işçiydi, emekçiydi. Hiçbiri, sermaye birikim sürecinde bir konum sahibi değildi, Osmanlı'dan imtiyaz alarak servet sahibi olmamıştı. Geçinmek, çocuklarını yetiştirip büyütmek, ailelerini korumak için sürekli çalışmak zorundaydılar. Kırdırıldılar, sermayenin, gericiliğin, bağımlığın 'kardeşi' oldular.
Sarıkamış'ta emekçiler kırdırılırken, aynı dönemde, Almanya'da, Rosa Luxemburg örneğin, Karl Liebknecht örneğin, antimilitarist mücadeleyi yükseltiyor, işçileri, sermayenin çıkarları için –dikkat: Alman İmparatorluk Ordusu'nda- ölüme gitmekten alıkoymaya çalışıyorlardı. Spartakistler olarak da bilinen Spartakusbund'u, ardından Alman Komünist Partisi'ni kurdular, savaş bittikten hemen sonra, ikisi de, bir çok yoldaşlarıyla birlikte, feci şekilde öldürüldüler. Geçen hafta, bu cinayetler anıldı. Luxemburg'un ve Liebknecht'in Mezarları başında toplanan komünistler sosyalistler, bu iki kahramanın ve yoldaşlarının ışığında kardeşliklerini güçlendirdiler.
Soru şu: işçileri, emekçileri kendi çıkarları için savaştıranlarla mı 'kardeş' olunur, işçilerin emperyalist savaşlara katılmamalarını isteyenler mi kardeşlerimizdir?
Bu soruya verilecek yanıt, kişinin eşitsizliklere, adaletsizliklere, haksızlıklara, özgürlük kısıtlarına karşı olup olmadığının da göstergesidir.
Ya kapitalist-emperyalist çıkarların 'kardeş'i olunup tırmandırılacak çalışmalarda gericiliğin emrine girilerek anlamsızca can verilecek, ya da yaşama onurla sahip çıkılıp, bir avuç asalağa boyun eğmeyen milyonlar, milyarlarla kardeşliğin gerçek anlamına varılacak.