Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Batı Ülkeleri, Yeni Bir "Toplumsal Sözleşme"mi Düşünüyor?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:03

"Toplumsal Sözleşme" terimiyle biz Jean-Jaques Rousseau (1712-1778) sayesinde karşılaştık yeni bir topluma, yeni bir sözleşme gerekiyordu, daha doğrusu ilk kez bir sözleşmeyle yurttaşlar, o toplumun nasıl yönetileceğini kayıt altına almaya yönelmişlerdi, Fransız toplumunu, Rousseau da bu "Toplumsal Sözleşme"nin taslağını hazırlamıştı, 1762 yılında yayımlanan yapıtıyla. Aradan geçen iki buçuk yüzyılda, bir çok ülke, bu taslağı temel alan sözleşmelere yöneldi. Şimdi, 2010 yılında, bu sözleşmenin yenilenmesi gereği üzerine konuşulmaya başlandı. Konuyu gündeme getirenlerden biri, ünlü İngiliz The Financial Times'ın mali sayfalar editörlerinden Gillian Tett. Yorumcu, gelecek on yılın, devrimlere bile uzanabilecek –dikkat: Batı ülkelerinden söz ediliyor!- gelişmelere gebe olduğundan, hatta önümüzdeki iki yılın bile çok zor geçeceğinden söz ediyor, kamu borçlarının olağanüstü yüksekliğinin, ABD, Japonya, İngiltere gibi ülkeleri sarsabileceğini belirtiyor.

Tett, FT'nin 7 Ocak 2010 tarihli sayısında yayımlanan makalesinde, Moody's değerlendirme kuruluşu uzmanlarının bir süredir, borçlanan ülkelerle ilgili değerlendirme parametreleri arasına, makro ekonomik gayri safi yurtiçi hasıla tahminleri gibi verilere ek olarak, toplumsal bağlılık-toplumsal sorumluluk gibi bir faktörü de katıp katmamayı düşündüklerini vurguluyor, ancak böyle bir değerlendirme faktörünün nasıl ölçülebileceği üzerinde görüş birliğine varmanın zorluklarına değiniyor. Konu şu: devletler –yazıya konu olan Batılı ülkeler, emperyalist-kapitalist metropoller, unutulmasın- aşırı kamu borcuyla büyük bir basınç altına girmiş durumdalar, bu borçlarını ödeyebilecekler mi, ve de bunu nasıl yapabilecekler?

Devlet tahvili satışıyla sağlanan borçlar, daha açık bir deyişle, ancak halkın-yurttaşın olağanüstü büyük fedakarlığıyla geri ödenebilir, zaten büyük sıkıntıda olan insanlar, bu borçları ödemek için zorunlu ve büyük ek fedakarlıklara katlanabilecekler mi, bu fedakarlıklar 'yurttaş'lara nasıl yaptırılabilir, geleceği neler bekliyor.

Financial Times'in editörü, yıllarca çalışmış olduğu Japonya'dan başlıyor konuyu irdelemeye. Japonlar, Tett'e göre, sorunları paylaşmaya alışmış bir toplumsal geleneğe sahipler ve örneğin Japon sermayesi, yatırımının geri dönüp dönmeyeceğinden emin olmadığı halde hızla devlet tahvili almaya devam ediyor, Japon işçileri de, çalıştıkları kuruluşun zararlarına, daha az ücret alarak katılmakta tereddüt göstermiyorlar. Tett, devleti ödeyemeyeceği bir yükün altına sokmanın –Japon yatırımcılarının devlet tahvili almaya devam etmesinin- ekonomiye yarardan çok zarar getirebileceğinin altını çizerek işçilerin zarara katılmalarının da yanlış politikaların devamına destek verme sonucunu doğurabileceğini ifade ediyor, böylesi bir dayanışmanın olası zararlarına değiniyor.

Tett'e göre, Amerika Birleşik Devletleri'nde de kamu borçlarının olağanüstü yüksekliği, sorunun, bu ülkenin kuruluş ilkeleri arasında bulunan pastayı büyütme ya da yeni cepheler yaratma yollarına başvurularak çözülebilmesini engelliyor. Financial Times editörü, Amerika Birleşik Devletleri'nde eleştirilerin giderek yükselmekte olduğunu ve yönetimin ya hiç bir şey yapmadığının, yaptığında da sadece belli dar kesimlere yardımcı olduğunun belirtildiğini vurguluyor, ABD'yi çok sarsıcı toplumsal çalkantıların beklemekte olduğunu ifade ediyor.

İngiltere'de de, toplumun kemer sıkma politikalarına bugüne dek genel olarak alıştığını ve çatışmalarla birlikte uyum gösterdiğini söyleyen yorumcu, bu duruma bel bağlamanın doğru olmayabileceğini, sıkıntıların artması durumunda sosyal hareketliliğin de yükselebileceğini belirtiyor. İzlanda'da seçmenin, hükümetin hazırladığı borç paketini ve bu önlemlerin getirdiği yükü reddetmesi halinde yeni bir durumla karşılaşılacağını ve 'borç ödememe' gibi bir kavramla tanışılabileceğini, bu gelişmenin borç ödemede zorlanan diğer ülkeleri –batı ülkeleri- olumsuz etkileyebileceğini de ekliyor Tett, yeni bir "Toplumsal Sözleşme"nin kapıyı çaldığına dikkat çekiyor.

Evet, 'gelişmekte olan' ülkelerden söz etmedik, çünkü FT yazarı, o alana hiç değinmemiş. 'Gelişmekte olan' ülkeler, artık taşıyamayacakları borçları nasıl yapar eder, 'küreselleşmenin gereği' olarak öderler diye düşünmüş olabilir. Öyle ya, bu 'küreselleşme' sadece onlar için vardı zaten, onlar bu sav'a inansınlar diye. Batı ülkelerinin kamuoyları, görüldüğü ve Batı yorumcuları tarafından dile getirildiği gibi, hiç de küreselleşme laflarını yutacak gibi görünmüyorlar, karşı koyacaklarının işaretlerini veriyorlar.

Ne diyelim, darısı…

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları