Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Bağımlılığın Estetiği

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

Bağımlılığın da estetiği mi olurmuş denebilir, soru doğrudur, bağımlılığı gönüllü olarak benimseyerek kendilerini ve dolayısıyla toplumlarını –temsil durumunda bulundukları için- alçaltanların bu konumlarını nasıl estetize edebilecekleri meraklandırıcı görülebilir, ancak yaşam nasıl ki savaşın bir estetiği olduğu gibi, bağımlılığın da estetiğinin olduğunu, soruyu evet biçiminde yanıtlayarak veriyor. Bağımlılığın estetiği olur, o da bağımlılık ne kadar estetik sunarsa o kadar olur, sana silah satacak olanlardan medet –halk desteğini yitirmekte olan bir taşra belediye başkanının, iş verdiği müteahhitin seçimlerde desteğini panik içinde araması örneği uyarınca- ummak gibi, en azından son bir haftadır 'oylama' bağlamında izlediklerimizin anlattığı budur. Paranla rezil olmak dahil. Silah üretip satan uğursuzlardan yardım beklemek dahil. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi oylaması öncesi, sırası ve sonrasında gördüklerimiz, duyduklarımız, okuduklarımız, her ne kadar gerçeküstü bir renk ve ton taşısalar da, gerçek'tirler, olmuş'turlar. İlginç olan, bağımlılığın estetiğinin, bağımsızlık'tan çalıntı ve söyleyen bağımlıların ağızlarından çıktığı anda iğreti durdukları irkilerek farkedilen öğelerle yapılmasıdır. İncirlik Üssü'nün adının da bu arada, oylama sonucuna kızan AKP'lilerden bazılarının ağzı aracılığıyla dile getirilmesi ve de böylelikle bağımlılığın estetiğine, komik unsur eklenmek 'suretiyle' katkıda bulunulması da geçtiğimiz günlerin getirdikleri arasındaydı. Bir de, 'Vizyon' konumuz var, o da hayli estetik bir durum, değineceğiz.

İncirlik?

Kapatacak mısın yani? Bu Üs'ten yapılan uçuşları mı sınırlayacaksın? İncirlik Üssü üzerine yapılacak çok çok kısa bir araştırmada bile, bu Üs'le ilgili tepkilerin sadece solcular, sosyalistler tarafından verildiğini görmek mümkün. İncirlik Üssü'nü, kapatma ya da buradan yapılan faaliyetleri sınırlama konusunda görüş bildirenlerin, bağımsızlıktan yana olmaları gerekir. Bağımsızlığın ekonomik altyapısını düşünce düzeyinde bile olsa kurmuş olmaları aranır. Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğiyle iktidara gelenlerin –bu arada oligarşinin diğer kanatlarına, unsurlarına da ABD dostluğu konusunda haksızlık etmeyelim- ise, bu üsle ilgili söyleyecekleri olumsuz sözlerin eski deyimle, hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bunu, biz biliyoruz da, ABD'dekiler bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar, hatta en iyi onlar biliyorlar. Bağımlılığın estetiğinin komik unsuru da böylece devreye girmiş oluyor.

Vizyon?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin üyelerinde 'vizyon eksikliği'nden söz ettti. Adamların 'vizyon'u eksikmiş. Oy vermeyenlerin yani. Vizyon, bizde var, onlarda yok. Bu, ne demek oluyor, bir kere, bir Dışişleri Bakanı'nın, başkalarının vizyonuyla ne ilgisi var? Onların vizyonundan bize ne? Bir ülkenin yönetimine soyunduğun zaman, en fazla, kendi vizyonundan bahsedebilirsin. Başkalarının vizyonu olur, olmaz, o vizyon senin istediğin gibi olur, olmaz, bunlara dayanarak politika mı üretilir? Bağımlılığın estetiği işte budur. 'Bizim vizyonumuz var, onların VİZYON'u var, bu vizyonlar uyum halinde', 'Benim vizyonum, senin VİZYON'una uyumlu'. Bu tür vehimlerle politika yürütülmeye çalışıldığında işte, böyle politikasızlıklar ortaya çıkar, adamlar gayri ciddi ve komik olmakla suçlanır. Neden gayri ciddi ve komik olsunlar, onlar kendi ülkelerinin çıkarlarına göre davranıyorlar. ABD'nin çıkarları, bir taşra belediye başkanının söz verip de yapmama alışkanlığıyla değişecek değil ya, neyse o, vizyonsa vizyon, vizyonsuzluksa vizyonsuzluk. Sen ne diyorsun? Ne yapmak istiyorsun? İktidarda kalmak, iktidarını güçlendirmek, hatta hiç bir zaman iktidardan uzaklaşmamak arzusunda olabilir, bu amaçla önüne gelene sözler verebilirsin. Verebilirsin, sonra da gün gelir, hatanın bedelini ödersin. Karşındaki, bir taşra ilçesinin iş yapmak isteyen tüccarı değil, koca bir ülkenin, bir süper gücün senin deyiminle, başındaki adam. Ona verdiğin sözler, not ediliyor, hafızası, bir belediye başkanının kapısında iki büklüm iş –inşaat yapma izni vesaire- bekleyen bir adamın hafızası gibi değil. Ne zamana kadar bu iş'i halledersin diye soruyor, yanıtlıyorsun. Kapıyı ne zaman açarsın? Gün veriyorsun. Kapıyı açmıyorsun sonra da. Unutur belki! Unutmuyor işte, karşına geçip soruyor, yanıtlayamıyorsun, toplantıdan çıkınca da birbirine giriyorsun, öfkeni bir devlet görevlisinden çıkarıyorsun, gücün buna yetiyor.
Bağımlılık estetiğiyle yazdığın kitapta vizyondan söz edip duruyorsun, ancak bu vizyonda ekonomiye ilişkin tek satır yok. Ekonomisiz bir vizyon hazırlıyorsun, sonra başkalarını vizyonsuzlukla suçluyorsun. Estetik budur işte, bağımlılığın estetiği. Bağımlılığın estetiği, ABD Irak'a ilk saldırdığında kuzeyi işgal etme ham hayaline yol açıyor, sonra da, kısa bir süre sonra, sadece politik yaşam değil, fiziki yaşam da raslantıyla, son buluyor.

ABD ile Hükümetin arasının şu sıralar pek parlak olmaması, bu Hükümetin ABD karşıtı hale geldiğine ilişkin bir yanılsamaya yol açmasın. Bu durumun düzeltilmesi için ellerden gelen her şey yapılacak, vizyon, VİZYON'a uydurulmaya çalışılacaktır. Gene de, bir dönemin sona ermekte olduğu görülüyor. Oligarşi içi bir durum bu oligarşinin geri kalanı da ABD dostu, onların da kendilerine göre 'vizyon'ları var. Belki biraz daha gerçekçi bir vizyon ama, gene de ABD ile uyumlu. Yani, ülke, ABD ile ilişkilerini görünen bir dönemde değiştirmeyecek. Değişen, bağımlılık estetiğinde 'estetik' düzeltmeler olacak büyük olasılıkla. Bu arada, sözünü ettiğimiz bağımlılık estetiğini emperyalizmden arındırmaya çalışan postmodernleri de unutttuğumuz sanılmasın, onlar emperyalizm lafını her duyduklarında 'komplo teorisi bunlar' deyip ayağa kalktılar diye, komplolar bitmiyor, görüldüğü gibi, yani onların da göreceği gibi, işleri de büyük ölçüde zorlaşıyor. Zor iş, her sabah kalktığında bağımlılık estetiğinin gereğini nasıl yerine getireceğini düşünmek, bağımlı olunanlara nasıl 'yardım' edilebileceğinin söylemini oluşturmak. Günün birinde belki, moda deyimle 'outing' yaparlar, yüreklerini açarlar da, John Perkins (Ekonomik Tetikçi) örneği gibi, çektikleri sıkıntılara hep birlikte üzülürüz.

Bu yazının son sözü: Kapitalizm, çok ağır ve önemli krizlerinden birini, uzunca bir dönemi kapsayacak şekilde bir olasılıkla, yaşıyor. Türkiye ise, bu bunalım içinde, kendi özgül ek sorunlarından kaynaklanan sıkıntıları da sırtına almış durumda. Böylesi koşullarda tutunabilme önem kazanıyor. Tutunabilmek gerekiyor. Tutunabilmek için, önce, tutunma eyleminin yapılabileceği ülkenin varlığı gerekli. En önemli ek yük bu ülkenin varlığının sürmesi için uğraşmak bir yandan, kapitalizmle sorunu olan büyük, çok büyük çoğunluğun birbirlerine sarılarak ayakta kalabilmelerine katkıda bulunmak öte yandan, zorunlu. Çözümler, yaşam içinde, öğrenilerek, geliştirilerek bulunacak büyük olasılıkla. Başka bir olasılığı düşünmek bile umut kırıcı bizim umuda gereksinmemiz var, her gün yenilenen. Gezegeni haraca kesen bir kaç bin kişi değil, milyonlarca, milyarlarca insan kazanacak bu sürecin sonunda, başka türlü olamaz. Değinmeden geçilemiyor, Tekel Direnişi'ne. Geçilemiyor, çünkü bu direniş sürüyor, başka direnişlerle gelişiyor, güçleniyor beraberinde de, gereksinme duyduğumuz her şeyi getiriyor, anlatıyor, öğretiyor.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları