Selim Yalçıner
Artıkdeğer Kavgasına Değil, TEKEL'e Bakalım
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05
Gözümüzün önünde süren kavga, hem dünyada hem de Türkiye'de, artıkdeğer kavgası. Sayıları, en fazla binlerle ölçülen birileri, artıkdeğerden daha çok pay alma ya da aldıkları payın düşmemesi kavgasındalar. Milyarlarca emekçi, yoksul, ezilen de bu kavgayı izliyor, izlemekle kalmıyor, bu kavganın 'taraf'ı olmaya zorlanıyor, bu kavga uyarınca başlatılan savaşlarda can veriyor, aç, işsiz kalıyor. O milyarlarca insan, artıkdeğer üzerine kavga edenlerin saflarında yer almak değil, artıkdeğerin kendisine yönelmek zorunda oysa. Ortadan kaldırılması, kaldırılmadığında, kaldırılamadığında da –şimdilik- tüm insanların yararına kullanılmasını sağlamak için. Bu amaçla.
Artıkdeğer'i okurlar gayet iyi bilirler çalışmamızın yararına, çok kısa, Ali Püsküllüoğlu'nun Türkçe Sözlük'ündeki halini anımsayalım: "artıkdeğer b. a. eko. Işçinin, emeği karşılığı olarak ödenenden fazla değer üretmesiyle gerçekleşen ve anamalcının kasasında kalan ek değer. Ör. Bilindiği üzere artıkdeğer hesaplanabilir bir değerdir."
Bu kadar. Tüm kavga, çok karmaşık olduğuna inanılması için kafa karıştırıcı görüntülerle yürütülen bu savaş, yukarıdaki kısacık açıklama için. Gasp için. Milyarlarca insanın emeğinin bir kaç bin kişinin kasalarını doldurması için.
Bu gerçek çok basit, ancak yaşama geçirilmesi, hedefe oturtulması da bir o kadar zor. Zorluk, ayrıca da, kapitalizmin bu son krizinin, artıkdeğer gaspçılarını paniğe sürüklemesinden kaynaklanıyor. Dünyada da, Türkiye'de de. Kriz büyüyecek, ikide birde Marx'a göndermeler yapan kapitalist 'uzman'lar bile böyle diyorlar. Kriz büyüdüğünde, otoriter yapılara gereksinme duyulacağı açık, kim yön verecek bu yapılara, dünyada ve Türkiye'de bunun hesapları yapılıyor. Batı batı diyoruz, Batı'da her bireyin ne yaptığı hatta ne yapacağını gözlemek, izlemek için yapılması gerekenler tümüyle 'yasal'laştı terörle mücadele başlığı altında. Türkiye de 'küreselleşme' ve terörle mücadele bağlamında bu modaya uydu, artık herkes dinlendiğinden kuşkulanıyor, çok önemsiz bir konumda da olsa bunu yapıyor, çünkü artıkdeğer gaspçılarının istediği gibi düşünmediğini ilk önce kendisi biliyor. Ben, sen, o, biz, siz, onlar biliyoruz arıkdeğer gaspçıları gibi düşünmediğimizi, ama bir türlü birbirimize –istediğimiz ölçekte- söyleyemiyoruz.
Tekel'e bakalım dedik, bakalım: Tekel İşçileri söylüyorlar bunu. Hepimize söylüyorlar, utanmayalım, çekinmeyelim, uluslararası planda da söylüyorlar. Tekel İşçilerine uluslararası destek, her geçen gün artıyor. İstendiği gibi artmıyor kuşkusuz, çünkü alışıldık söylemlerin kırılması o kadar kolay olmuyor. Ama olacak. Avrupa'nın bir çok yerinde örneğin, Tekel İşçisi'nin direnişi, özelleştirme denilen soytarılığın yeniden tartışılmasına yol açtı. Oysa bu terim, kafalara kakıla kakıla az kalsın doğru diye genel kabul görecekti. Özelleştirmenin nasıl bir yağma olduğu, yapılabilecek son yağmalardan biri olarak ne denli acımasızca uygulandığı artık daha yüksek sesle konuşuluyor. İktidar partilerinin –sadece Türkiye'den söz etmiyoruz- övüne övüne yaptıkları özelleştirmelerin nasıl pisliğinin çıktığı artık her yerde konuşuluyor. 'Anadolu Burjuvazisi' nasıl karlı bir kamu kuruluşunu bire aldı da yabancılara yirmi katına sattı diye yazılıp çiziliyor. Bir Anadolu kentinin iktidar partisine yaslanmış, hayatında hiçbir zaman risk almamış, para kazanmak için uzun süreli plan yapmamış, sadece arsa, gayrimenkul gibi işlerle sözümona uğraşmış, sanayi gibi soluklu yatırımlar yapmayı 'kabus'larında bile görmemiş, kahvehanelerde düşünceli bakışlarla tesbih çekerek, mescitlerde sesi en yüksek çıkana kafa sallayarak zaman harcayan unsurları olan vatandaşlar para kazanmışlar, bire alıp yirmiye satmışlar, orada çalışan işçileri acilen sokağa bırakmışlar, buna özelleştirme deniyor ve bu soytarılığı onaylamamız bekleniyor!
Tekel İşçisi böyle demiyor. Demiyor toplu olarak demiyor, eylem dışında tek tek yakaladıklarında da demiyor, yavşaklığı (Bu terimi kullandığımız için yapılacak eleştirilerin doğruluğunu peşin peşin kabul ettik ne yazık ki daha uygun bir terim bulamadığımızdan kullanmak zorunda kaldık) yaşam biçimi haline getirmiş olanları şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyerek!
Direniyor. Direniyoruz. Eczacılar bu arada, direnmelerinin sonucunu aldılar. Bir yıl daha uzatıldı eski durum. Kuşkusuz sorun çözümlenmedi, ama en azından iktidar geri adım attı. Bu gelişme, fazla önemsenmedi, gerginlik yüksek seyretmesin diye belki, ancak, yaşandı, direnildi, kazanıldı. Binlerce eczanenin kapatılmasının, marketlerde leblebi çekirdek gibi ilaç satılmasının bir süre daha önüne geçildi.
Artıkdeğer kavgasına değil, Tekel'e bakalım. Artıkdeğerin kendisine yönelelim. Bize oradan hayır var. Tüm gücümüzle Tekel İşçisi'ni destekleyelim. Devam. Demokrasinin ne olduğu da bizim için, bu mücadelede yatıyor çünkü. Hak arama için (Konuşmak, yazmak, her türlü yolla yaymak, örgütlenmek) ne gerekiyorsa, o Tekel İşçisi de bunu anlatıyor.