Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

700 yıllık gerilemenin kodları

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:22

12 Haziran 2011’de sadece bir miletvekili seçimi yapılmadı aynı zamanda da seçmenin büyük çoğunluğunun duygu ve düşünce yapısının dönüşümü için uzunca bir süredir yürütülen çalışmalara son noktanın konulabilmesi sağlandı, üstelik de 700 yıllık bir geri sıçramayla, mezhepsel olduğu çok açık, etnik göndermesi de oldukça güçlü kodlar aracılığıyla. 700 yıllık geri sıçramanın ne anlama geldiğini ve karabasanlar arasından cımbızla, büyük zorluklarla çekilebilen –ancak gündüzleri bile görülebilmesi genellikle sağlanan- pembe rüyanın ne gibi sonuçlar üretebileceğini irdelemeye çalışalım.

700 yıllık geri sıçrama dedik, bu tarih, çeşitli süreçleriyle daha da geriye ya da öne çekilebilir, farketmez, Anadolu’nun müslümanlaşmasıyla atbaşı giden sünnileşmesi için yapılanların aşağı yukarı başlangıcını anlatır. Osmanlı Beyliği’ne adını veren kurucusu Osman Gazi’nin, Ahi olan Şeyh Edebali’nin kızıyla evlenmesi ve Bektaşiliği, giderek kuruluş amaçlarından çok farklı bir yapıya dönüştürecek girişimleri, oğlu Orhan Gazi tarafınan büyük ölçüde tamamlanarak Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet yapısının temelleri haline getirildi.

Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye vasiyetinin ilk bölümünde şu öğütlerde bulunuyor:

“Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!... Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer-i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid’atten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar.”

Orhan Gazi’nin, babasının vasiyetini dikkate alarak, bölgede, kendi dini yaklaşımını kabul edenlerin sınırlarını genişletmek için elinden geleni yaptığını ve Yavuz Sultan Selim döneminde de Doğu’da, yani şimdiki Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bu politikanın sınırlarına aşağı yukarı ulaşıldığını belirtelim. Ahiliğe kaynaklık eden Bektaşiliğin bu dönemde devlet eliyle nasıl bir dönüşüme uğramış olduğunu –halen, 2011 yılında bile devam etmekte olduğunun, asıl gücünü koruduğunu, gerçek amaçlarına ulaşma mücadelesini böylelikle nasıl sürdürebildiğini yansıttığını da vurgulayarak- anımsatalım.

Güç bir coğrafyada egemenliğini kurmaya yöneliyorsa, kendi gerekçelerini ve dayandığı kolonları da oluşturuyor. Din –Müslümanlık ya da Sünnilik diye anlaşılabilir- o dönemde devletin dayandığı en önemli kurum. Dil, ırk, tarih (geçmiş), gelenekler görenekler –ve tabii şu anda bir devletin varlığı için en önemli neden olarak kabul edilen ve giderek çözülmeye başlayan ekonomik yaşantı birliği ihmal edilerek- bile din kadar önemsenmemiş 700 yıl önce.

Osman Gazi devam ediyor:

“Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin şecaatine (yiğitliğine) reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de birçok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye böyle diyor. “Her işten önce din işlerine dikkat et, daima cihat ile devletini genişletmeye çalış.”

Din işlerine dikkat edildiği açık, örnek aramaya gerek yok. Bir insanın mezhebi, dini, eğer egemen yapının mezhebi ya da dini değilse, aleyhinde delil olarak kullanılabiliyor.

“Daima cihat ile devletini genişletmeye çalış.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun ulaştığı en geniş sınırları gösteren haritalar Türkiye’de yeterince yayımlanıyordu. Şimdi buna, Batı’da yayımlananlar eklenmeye başladı. Arap Sokağı’na seslenmeler Türkiye’nin yükselen güç olduğunun, bölgesinde çekim gücü yarattığının, ekonomisinin uçma aşamasında bulunduğunun sürekli vurgulanması, sadece iç politik pazara yönelik iddialar, oy almak için kullanılan sözler olarak kalsa, -eleştirilerek kuşkusuz, ancak ‘anlanarak’- dinlenebilirdi. Sürekli ve düzenli olarak vurguladığımız gibi, bu sözler, iç tüketime dönük hamasetin sınırlarını aşıyor, giderek, trajikomik bir biçim alıyor ve Türkiye’nin ‘iyiliğini’ istediğine ilişkin en küçük bir belirti vermemiş olan çevrelerin ağızlarına sakız olmaya başlıyor.

‘Siz büyük ülkesiniz!’

İşte tam da, 700 yıllık bir geri sıçramaya maruz bırakılmış o ezik çoğunluğun hoşuna gidecek sözler! İçmeye ayranın yok ama, o çok övülesi istikrarın, kendi metropollerinde 0’a yakın olan faiz yerine senin ülkenin oligarşisinin senin cebinden verdiği yüzde 9 faizin peşinde olan bazı sermaye –ya da servet- çevrelerinin seni sürekli borçlandırmasına pamuk ipliğiyle bağlı ama, büyük ülkesin!

Eğer düşmanın seni övüyorsa, dikkat edeceksin hemşerim, dinin, mezhebin, tarikatın ne olursa olsun dikkat edeceksin. Aksi halde, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olursun.

Hiçbir destek vermediğin, için için kızdığın sosyalistler sana bunu söylüyor.

Ki, o sosyalistler, gelişmesinde senin de payın bulunan felaket kapıya dayandığında ve en kör gözün bile görebileceği bir hal aldığında, yanında bulabileceğin tek insan topluluğudur.

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları