Selim Yalçıner
12 Eylül Eken İnegöl Biçer
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:11
12 Eylül ekildi, İnegöl biçildi. İnegöl Olayı önemli, çünkü bu olayda ilk kez öfke, devlete yöneldi. Üstelik, öyle gösterilmeye çalışıldığı gibi yanlışlıkla değil, bilerek böyle yapıldı. Önce Merkez Karakolu ve önündeki 7 polis aracı sonra Belediye binası ve önündeki araçlar tahrip edildi, 21 polis yaralandı. Kalkışma, askerin –şimdilik sonuç verebilen- girişimiyle zorlukla bastırılabildi. Devlete yönelik öfke, Güneydoğu Anadolu kentlerinde olduğu gibi taş atmayla –halk hareketlerinden söz ediyoruz, silahlı mücadeleden değil- sınırlı kalmadı. Devlete yönelik Batı'daki öfke, Güneydoğu'daki öfkeden daha güçlü görünüyor. Nedenlerinin irdelenmesine başlandığında da, 12 Eylül'e çıkılıyor. İnegöl Olayları'nın ve arkasından yaşanan Dörtyol Olayları'nın 'münferit' olmadıkları, devam edeceği anlaşılan ve nereye varacağı belli olmayan kalkışmaların sadece başlangıcını oluşturdukları izlenebiliyor.
"...Aklın ve mantığın bir kenara bırakılıp duygusallığın öne çıkmasıyla böyle bir olay yaşandı..."
Bu sözler, Bursa Valisi Şahabettin Harput'a ait. Vali'nin siyasal tutumu hakkında bir bilgimiz yok, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın atamasıyla geldiği dışında, ancak sözlerinin çok çok gecikmiş ifadeler olduğunu -30 yıl kadar- belirtelim. Geçmiş olsun. Atı alan İnegöl'ü aştı.
Okurlar durumu biliyorlar, ancak böyle kötü olayların ayrıntılarına girmekte duraksayanlar için özetleyelim:
İnegöl'ün Orhaniye Mahallesi'nde oturan bir genç, Türk olduğu anlaşılıyor, minibüs sürücülüğü yapan bir Kürt arkadaşına borç para vermiş. Gene anlaşıldığı kadarıyla Kürt sürücü bu parayı geri ödememiş. Alacaklı, bir kaç arkadaşıyla birlikte bu sürücüyü buluyor, parasını geri istiyor. Tartışıyorlar, kavga çıkıyor. Sürücü dayak yiyor. Hazmedemiyor, kardeşleri ve arkadaşlarına durumu anlatıyor. Altı kişilik grup geri dönüyor ve sürücüyü dövenleri bıçak ve sopalarla yaralıyor. Yaralılar hastaneye kaldırılıyor. Polis, sürücü ve arkadaşlarını yakalıyor. Yaralıların yakınları Merkez Karakolu'nun önünde toplanmaya başlıyor. Bir süre sonra, yaralılardan ikisinin öldüğü haberi yayılıyor ve Polis binasının önündeki kalabalık artıyor. Yaralıların yakınları ve arkadaşları, şüphelilerin kendilerine teslim edilmesini istiyorlar. Linç edecekler. Polis karşı koyuyor. Bir süre sonra, o sırada sürmekte olan bir konseri izleyenler de kalabalığa katılıyorlar, 2-3 bini aşkın bir kalkışmacı grubu önce "Kahrolsun PKK", "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez", "Burası İnegöl Buradan Çıkış Yok" sloganları atıyorlar ve karakolu taşlamaya başlıyorlar. Hırslarını alamayıp Merkez Karakolu'nun önündeki biri zırhlı 7 polis aracını ters devirip ateşe veriyorlar. Polisin otomatik silahlarla havaya ateş açmasının ardından da Belediye Binası'na yöneliyorlar ve binanın camlarını taşlarla kırdıktan sonra Zabıta Müdürlüğü'ne ait 2 araçla 1 ambulansı tahrip ediyorlar. İnegöl'de yaşamakta olan Kürtler de kente Bursa ve Eskişehir'den linç amaçlı gelebilecek olanları önleyebilmek için karayolunu işgal ediyorlar. Olaylar, Jandarma'nın devreye girmesiyle yatıştırılabiliyor. Polis 39 kişiyi gözaltına alıyor. Sürücü ve arkadaşlarının yaraladığı 6 kişiden ikisinin durumunun ağır olduğu belirtiliyor.
Evet, İnegöl'deki durum kısaca böyle. Hatay Dörtyol'daki durum da biliniyor, görevden dönmekte olan 4 polis pusuya düşürülerek uzun namlulu silahlarla öldürülüyor, ardından çıkan olaylarda da BDP binası dahil bir çok bina ve işyeri tahrip ediliyor.
12 Eylülcüler, kına yakabilirler. Ülkeyi bu hale getirdiler. 12 Eylül'le birlikte var olabilenler de aynı eylemde bulunabilirler.
12 Eylülcüler Diyarbakır Cezaevi'nde insanlara dışkı yedirmeyi, Kürtçe'yi ve türbanı yasaklamayı, imam hatip okullarının sayısını kendilerinden öncekilerin yaptıklarından çok daha fazlasına çıkarmayı, gericiliği iktidara getirmeyi, ülkeyi emperyalizme tam uyumlu –biz tam bağımlı diyoruz- hale sokmayı, Türkiye'nin kamusal varlıklarını başta yabancılar olmak üzere sermayeye peşkeş çekmeyi, zar zor gelişebilmiş olan sendikaları ve konfederasyonları perişan etmeyi ve işçi sınıfı hareketini ezmeyi, sol'un üzerinden silindir gibi geçmeyi, etnik ve dini kimlikleri kışkırtıp gericiliğin ve emperyalizmin kullanımına sunmayı nasıl bildilerse, kına yakmayı da öylece bilecekler ve "...Aklın ve mantığın bir kenara bırakılıp duygusallığın öne çıkmasıyla böyle bir olay yaşandı..." demeyecekler!
Bunu biz dedik, hem de kaç yıldır! Bu ülkenin devrimcileri, yurtseverleri, solcuları, sosyalistleri, komünistleri dedi bu sözleri, haykırdı hem de etnik ve dini sıkıntıların karanlığına, başarılı olamadı. Sayıları bir elin, hadi iki elin parmakları kadar olan yavşamış postmodern bozuntularının ezeni bırakıp ezilenle uğraşan söylemlerini bıkmadan usanmadan aktaran televizyonlarla gazetelerin hipnoza soktuğu insanlar, diyalektik gereği, tepkilerini gene de ortaya koyuyorlar, bu yalanları kendilerine 30 yıldır söyleyenlere yönelerek.Halk, otuz yıldır kendisine yalan söyleyerek çocuğunun cenazesini ya da kolsuz bacaksız, ruhsal durumu yıkılmış halini kucağına bırakanlara isyan ediyor. Bu eylemlerden olumlu bir sonuç çıkar mı? Hayır, kesinlikle hayır. Bu olaylardan sadece daha da koyu bir faşizm çıkar. Dinci ya da bürokratik biçimiyle. Faşizm de ne yapar, sadece ve sadece sola, solculara, sosyalistlere, komünistlere saldırır. Sanki bu büyük ihanetin ve yıkımın nedeni kendileri değil de solcularmış gibi. Rejim, sallanıyor. Rejim, iktidar partisi de içinde olmak üzere, sarsılıyor. Bu sarsıntıdan kısa ve orta vadede bölünme beklemek yanlıştır. Ülke bölünmeyecek ancak çok büyük yaralar alacaktır. Şu anda yaşanmakta olan ve giderek yükselebileceği rahatlıkla öngörülebilen felaket, sadece sol'un çabalarıyla önlenebilir. Sadece. Sol ise böyle büyük bir yıkımı önleyebilmek amacıyla çalışabilmeyi bir yana bırakın, varlığını sürdürebilmek için bile olağanüstü zorluklarla boğuşmaktadır. Durum budur. Sosyalistler, kendi aralarında bile birleşememektedirler. En küçük bir eylem birliği bile, sol için, şu anda, hayaldir. Etnik ya da dini sıkıntısı ne olursa olsun bu ülkenin insanları, asıl sorunlarının piyasacılıkla, bağımlılıkla ve gericilikle olduğunu ancak ve ancak sol'un yardımıyla görebilirler, sol sayesinde, sola ve dolayısıyla birbirlerine tutunarak ayakta kalabilirler. İç savaşın yol açacağı yıkımdan bu ülkenin insanları, ancak soldan davranarak kurtulabilirler.
Böyle olmayacak tabii ki. Moral bozmak pahasına belirtiyorum, böyle olmayacak. Sol kendi içinde birleşmeyecek, ayrık kalacak, ayrık ve hüzünlü, yıkımı yaşayacağız. Ancak bu büyük yıkımdan sonra, belki, bizler değil gençler, bizim henüz tanımadığımız, doğmamış olan büyük olasılıkla şu anda, duruma el koyacaklar, değiştirecekler her şeyi. Geçmişe değil geleceğe bakacaklar, geçmişi sadece yanlışları yinelememe bağlamında bilecekler, önlerindeki günleri, haftaları,ayları, yılları değerlendirecekler. Sömürüyü, bağımlılığı, gericiliği gömecekler, barış içinde ve insan onuruna yaraşır biçimde yaşayacaklar.
Bugün, durum böyle, umutsuz gözüküyor. Her durum, onun saptanmasıyla birlikte değişmeye başlar. Daha önce saptanmamıştı çünkü, ancak artık saptanmış durumda ve herkes tarafından aynı şekilde olmasa bile, bilinir hale geldi. Böylece, duruma müdahele etme olasılıkları kendini gösterir. Kader gibi görünen, kader olmaktan çıkar. Müdahil olmadan, durumun nereye gideceği bilinmez.
Umutsuz olan, değiştirir.