Selim Yalçıner
11 Eylül: Büyük Yalanlara Tepkileri Büyük Yalanlarla Aşmaya Çalışmak
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:24 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:24
Amerikalıların 9/11 dedikleri 11 Eylül’ün 10. yıldönümü yaklaşırken, bu büyük yalanla ilgili, bu büyük yalanın aslında ‘doğru’ olduğunu anlatmaya çalışan ‘paket’ programların yine ve yeniden yayımında büyük yaygınlık başladı. Uyduruk öykü kafalara kakılıp duruluyor. Bu öykü öylesine uyduruk ki, olayı gerçekleştirdikleri öne sürülen kişilerin ne 11 Eylül’den önce ne de bu tarihten sonra benzeri bir operasyonu bırakın gerçekleştirmeyi, düşlerinde bile görmedikleri, görseler de hayra yormayacakları gerçeğini aslında her söylenişinde bir kez daha anımsatıyor.
Bu uyduruk öykü –olayın kendisi değil, hakkında oluşturulup kamuoyunun kafasına ısrarla kakılan efsane- aslında çok acınası, ancak ABD’ye, istediği ülkeyi askeri olarak işgal etme, gezegenin dilediği yerine silahlı saldırılarda bulunma, gereken her yerde özgürlük kısıtlarına gidebilme olanağını da sunuyor ve ABD de bu olanakları sonuna kadar kullanıyor.
Kullanıyor da, gerek 11 Eylül gerekse de Afganistan’ın ardından işgal edilmesi planlanan Irak -kitle imha silahlarına sahip olduğu bu ülkenin- üzerine söylenen yalanlar da, birincisi aydın kesim, ikincisi ise geniş kitlelerde tepkilere yol açmış durumda. Amerikan aydınları, 11 Eylül’ün bir ‘inside job’ olduğunu yazıp çiziyor, seçmenler de Irak’ı işgal etmek için öne sürülen gerekçelerin yalan olduğuna genel olarak inanıyor. Bu yalanlar, Amerika Birleşik Devletleri için düşünülmesi bile olanaksız görülen bir durumun, siyah bir kişinin ülkenin başkanı olması durumunun, gerçekliğe dönüşmesine yol açtı. Obama’nın ABD Başkanı seçilebilmesinde, bir önceki Başkan’ın su içer gibi yalan söylemesinin önemli etkisi bulunduğunu reddeden kimse pek yok.
Oysa, Obama’nın kendisi, konumu itibariyle, bir yalan. Yani, göbek adı Hüseyin olan bu zatın, ABD’de ve dünyada özgürlükleri geliştireceği, ‘demokrasi’ye katkıda bulunacağı beklentilerinin de ayrı bir düş kırıklığına dönüştüğü, yalan öyküsü haline geldiği artık açıkça -ve öncelikle de seçmenleri tarafından- görülüyor.
Bir büyük yalan, bir başka büyük yalanla yer değiştiriyor, seçmenin ‘ihtiyaçları’ karşılanıyor. En büyük yalanları en büyük kararlılıkla söyleyebilenler ve seslerini her türlü güçten yararlanarak duyurabilenler –kafalara kakanlar- iktidarlarını sürdürüyorlar. Burada iktidarın, oligarşik özelliğini unutmamak zorunlu. Biri gidiyor, öbürü geliyor. Ne işgaller son buluyor, ne de saldırılar.
Başta ABD’li politikacılar olmak üzere kapitalist Batı’nın güçlüleri, her fırsatta Hitler’i ve iktidara geliş, gücünü sürdürüş yöntemlerini eleştiriyorlar ancak O’nun yaptıklarını aynen tekrarlıyorlar. Büyük yalanları en yüksek sesle dile getirmek örneğin, insanları kitlesel olarak öldürmek örneğin. Seçmenler, kitleler diye de okunabilir, herhalde ‘başka alternatif yok’ diye bu saçmalıklara onay veriyorlardır, öyle ya, akla başka bir seçenek gelmiyor, sadece bu nedenle kendilerine söylenen yalanları büyük bir arzuyla kabul ediyorlardır. Seçmen davranışlarını eleştirmek haddimiz olamaz ancak, seçmenin ve hepimizin başına, o ‘seçmen’in seçiminden dolayı gelen sorunları –“Bak senin yaptığından dolayı başımız derde girdi” bile diyemeden- göğüslemeye kalkmak zorunluğumuzu, hiç olmazsa, anımsatabiliriz.
Gerçek alternatiflerin unutturulmasına dayanan ve sömürünün, savaşların sürdürülmesine büyük kolaylıklar sağlayan bu yapıda seçmen, büyük çoğunluğuyla, kafasına kakılan yalanlara inanmaya kurguludur, hipnoz altındaki ‘bir’ –çoğulluğu unutturulmuş- kısa vade bencilidir insanların tümünün varlığı, özgürlüğü, eşitliği, sömürüsüz onurlu bir yaşama kavuşması için uğraşanlar değil.