Renan Bilek
Yeni yıl, yeni umutlar...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Her yılbaşı, sanki bir gecede her şey değişecekmişçesine saçma sapan bir umut dolar hemen hepimizin içerisine. Akılcı bir bakışta, aslında matematiksel bir değer olarak, bir ölçümlemenin başa dönüşünden başka bir şey değildir yılbaşı. Saatli maarif takviminde mesela, her gün kopardığımız yaprakların artık bittiği, tüm takvimin çıkarılıp yerine, yeni bir 365 sayfayla dolu, kalın, cici bir yeni takvimin asılıp, yeniden ilk sayfadan başlayarak her gün bir sayfanın koparılmasıdır sadece. Zamanın akışına, gün bazında tanıklık etmek. Bir kum saatinde, ince belden sızıp, alttaki tüpe akan kumları seyretmenin daha büyük ölçekli bir hali.
Bir belgeye, mektuba ya da günlüğe tarih atarken mesela, yıl hanesinde de yapılan değişiklik. El alışana kadar bocalama. Sonrasında sıradanlık. Ne farkı var 31 Aralık’tan 1 Ocak’a geçmenin diğer günlerden? Mesela 20 Ağustos? Ya da 5 Nisan? 18 Mayıs mesela neden faklıdır 1 Ocak’tan?
Bu tarihlerde bir gönderme yaptığımı düşünerek kafa yormayın boşuna. Rastgele seçilmiş tarihlerdir sizler için. Sizler için ama... Zira benim için hepsinin birer anlamı vardır. Eşimin ya da kızımın doğum günleri olabilir mesela bu tarihler. Ya da evlilik yıldönümüm. Ya da okuldan mezuniyet tarihi, ilk işe başlangıç, ilk falanca ilk filanca tarihleri de olabilir. Velhasıl bu tarihler, benim yüklediğim anlam kadardır.
Yazının girişine bakıp, “amma da duygusuz..” diye düşünenler çıkabilir okuyanlar arasından. Ama farkına vardığınız üzere, işin duygusal yanı, tarihlerin kendisinde değil, yüklediğimiz anlamlardadır.
Tam da bu aslında altını çizmek istediğim. Yılbaşı zamanı, olası kutlamaları en gereksiz bulandan, konuya en ilgisiz kalana dek, içimizdeki o saçma umut, aslında hayata karşı hala bitmeyen umudumuzun ve beklentilerimizin yansımasıdır. Dünyanın binlerce şehrinde, milyonlarca insanın aynı anda geleceğe dair umut dolu beklentilerinin bileşen enerjisinden başka bir şey olmasa da, hayattan ve dünyadan umut kesilmediğinin simgesidir belki de.
Gün geçmiyor ki, şu memlekette hayatı bize zehir edecek bir şeyle karşılaşmayalım. Gün geçmiyor ki, “bu kadar da olur mu be artık?” diyeceğimiz bir şeye rastlamayalım. İnsanca yaşayacağımız, adaletin, erdemin, onurun olduğu, emeğin yüceldiği, bilimin, sanatın, estetiğin bizi sarmaladığı, insanın kutsandığı bir hayat hayali. Birlikte üretip, birlikte yediğimiz, birlikte öğrenip, birlikte eğlendiğimiz bir hayat. Barınma, eğitim, sağlık, ulaşım, ısınma, iletişim gibi temel haklarla birlikte, çocuklarımızın yarın nasıl bir hayatta yaşayacağı endişesini duymadan, sadece yarından değil, bugünden de umutlu olduğumuz ortak bir hayat. Üretiminden tüketimine, düşünceden yönetime paylaşımla örülmüş bir hayat.
Bütün bu kavramlar da, yılbaşı gibi, tarihler gibi, ancak yüklediğimiz anlam kadar var. Olmayacak bir hayal mi? Asla. Hayalin hayata geçmesi için ne yaptığınla, ne kadar çaba gösterdiğinle ilgilidir her hayalin gerçeğe dönüşmesi.
O halde kendimize sorulacak asıl soru, hayalin hayata geçmesi için ne yaptığımız olacaktır hiç şüphesiz. Hâlâ bir kahraman mı bekliyoruz yoksa bizi kurtaracak? Boşa geçecek bir zaman. Çünkü yok öyle bir kahraman. “Kahramanı olmayan halklara değil, kahramana ihtiyacı olan halklara yazık!..” Yazık aklını ve geleceğini, başka bir beyine, başka bir iradeye, başka bir fikre bırakana. Yazık artık bu çağda, kendi kaderini, kendi geleceğini, başka birinin yönetimine bırakana.
Eğitimin gericileştiği, bilimin sırra kadem bastığı, sanatın yoksunlaştığı, yargının, emniyetin güvenilirliğini, milletvekilliğinin inandırıcılığını yitirdiği, her yapılan hizmetin(!) ardından bir yolsuzluk, bir dolandırıcılık, bir hırsızlığın çıkacağını beklediğimiz günümüzde, yarını kurmak için daha neyi, hangi kahramanı beklediğinizi sorun bu yeni yılın ilk günlerinde bence kendinize.
Ve iktidarın, ve anasından yavrusuna muhalefetin haline bakın sonra. “Hırsız var” diye çağıracağınız emniyetin, hakemlik yapması gereken yargının, sizi iyi etmesi gereken sağlığın, çocuklarımızı yarına hazırlayacak eğitimin, yaşamak zorunda olduğumuz kentlerin, köylerin yapılaşmalarına bakın ve sorun kendinize bu yeni yılın ilk günlerinde:
“Hala hangi kahramanı bekliyorum?” diye!